Hafızasını kaybetmiş bir halde baş düşmanının evinde esir olarak uyanan Meira, geçmişte işlediği affedilemez bir günahın bedelini ödediğini öğrenir.
Meira, uyandığında ona ilk, "Biz düşmanız," diyen adamın, bir zamanlar gözlerinin içine aşkla baktığını öğrendiğinde, işlediği günahın hiç de sandığı kadar basit bir ihanet olmadığını ve altında çok daha korkunç bir entrikanın yattığını anlar.
İki düşmanın kader ağları, tutku ve nefretin ateşiyle birbirine örülmüş; kurdun kuzu postuna bürünüp kuzunun kurda dönüştüğü çarpık bir ihanet oyununa evrilmiştir. Artık birbirlerinden kaçmaları ne mümkün!
Bu yapbozu ise çözmenin tek bir yolu var: _Gördüğün ve duyduğun hiçbir şeye inanma. Bunu geçmişteki sen bile söylüyor olsa...
Açıkçası yüksek beğeni ve puanından ötürü çok merak ettiğim için başladım . Kitabın ilk 300 sayfası gerçekten inanılmaz merak uyandırıcı bir şekilde resmen aktı gitti fakat kalan 300 sayfası asla beni tatmin etmedi zaten yazar sürekli geçmişe dönüp aynı şeyleri anlatıp duruyor yeni bir bilgi asla yok . Aralarında neden nefret var onu da 600 sayfanın sonuna kadar söylemiyor ki bu da aşırı gıcık edici bir durum , yazar bunu merak edip ikinci kitaba geçelim diye yapmış herhalde fakat o kadar sıktı ki son 200 sayfa ben neden şimdi ikinci kitaba geçeyim ?😂 Çoğu bölüm gereğinden çok fazla uzatılarak yazılmış maalesef merak uyandırmak yerine hızlıca okuyarak geçtim :( Uygarın Aşkı da bir süreden sonra sıkmaya başladı zaten saçma sapan stalker gibi :(
kitabin bagimlisi oldum normalde dark romance okumam ama bu kitapta duramadim bolumleri okudukca okudum enemies to lovers okumak isteyenler icin bire bir.
Selam! Lilith’in Gözyaşları yorumumla geldim. 600 sayfalık bir kitap olduğu için kitap kadar uzun bir yorum oldu maalesef djdjdjdj Çenem düşmüş epey. Bu yüzden klişemle başlayayım,
Bu kitabı kimler sever kimler sevmez?
1)Öncelikle elbette bu kitap dark romance olduğu için bu türü sevmiyorsanız size hitap etmiyor. Ancak ben bunu da detaylandıracağım: Dark Romance anlayışınız çıtır çerez mafya beni kaçırdılar etrafındaysa yine sizi aşabilir. Açıkçası cringe bulmadığım ciddi bir dark romance ile karşılaşmak beni çok mutlu etti ama alınmadan önce kitabın uyarılar kısmına bakmakta fayda var. 2)Önümüzde sağlıklı olmayan karakterlerin sağlıklı olmayan bir ilişkisi var. Herhangi bir durumu meşrulaştırma veya aklama yok. Bu konuda benim kitaba dair fikrim net. Dark romance tür olarak X’te en tartışmalı konulardan biri, çoğu kişi de ayrıma düşüyor. Bu konuda kendinizi tanıyarak hareket edin derim. 3)Klişelerin yeniden yorumlanmasını ve özgün fikirlerle harmanlanmasını seviyorsanız bu kitap aradığınız kan olabilir. Bilinen bazı karanlık romantizm klişelerini alıp çok güzel ve özgün noktalara taşımış. 4)Bence Made serisi ve Devils Night serisinden çok daha iyiydi. Okumasam bile genel hatlarını bildiğim için Rina Kent’ten de iyi olduğunu düşünüyorum. Emily Mcintire’nin Yaralı kitabını sevdiyseniz bu kitabı da seversiniz.
Dil ve Anlatım hakkındaki yorumum:
Öncelikle dil olarak yeni nesil yerli edebiyatta gördüğümüz fazlasıyla popüler çoğu isimden daha başarılı olduğunu düşünüyorum. Cümleler boş yere kurulmamış, bize anlatılan metnin gerçekten kurgu ile ilgili dertleri var. Yazar size kitabı ve kurgusunu hissettiriyor, kendi müdahalesini değil. Bu kitabı başarılı bulmamdaki sebeplerden biri bu zaten.
Beni devriklikler konusunda çok uyarmışlardı ama vurgu yapılmak istenen yerler dışında öyle bir devriklik görmedim. Bunu siz de duyduysanız basılı halinde öyle bir sıkıntı ile karşılaşmadım.
Ama küçük bir itiraf: Açıkçası ilk 40-50 sayfada biraz zorlandım. Tekrar eden birbiri ile benzer paragraflar ve birkaç tane de uzun bölünmesi gereken cümleler olunca bi’ gözüm korktu. Ama işin ilginç yanı 50. Sayfadan sonra kitap boyu böyle bir sorunla bir daha hiç karşılaşmadım. Yani bu yorumdan sonra başlayıp bana mesaj atan olacak, biliyorum, devamı açısından garanti verebilirim bu yüzden.
Sonrasında dil akıcı ve rahattı. Hatta buraya da alıntı olarak atmıştım. Yazar “anlatm göster” dediğimiz şeyi defalarca uygulamış. En basiti spoilersız bir örnek olarak biz Uygar’ın zenginliğini onu gördüğümüz an uzun uzun marka dolu kelimelerle betimlemiyoruz. (Dark romance okurken bunu hiç sevmezdim, sanırım bu yüzden de burayı tekrar tebrik ettim) Zaman geçirdikten sonra yaşadıklarımız ve gözlemlerimizle çıkarım yapıyoruz. Durduk yere özlü sözler ya da kamu spotu girmiyor, akış kesilmiyor. Bu açıdan rahat bir okuma oldu benim için.
Bir de Uygar’ın povları girene dek hikayenin kendi içinde durağanlaştığını düşünmeye başlamıştım. Çünkü hiçbir şeye, kendine bile, güvenemeyen bir karakter ile ilerlemek uzun vadede yorabiliyor. Bu yorgunluğu aldığı gibi çok doğru bir noktada; heyecan verici, belli açılardan aydınlatıcı bir akış yakalanmış. Bu konuda Esin ile ters düşünmemiz beni her seferinde güldürüyor. İyi ki Uygar povları vardı.
Bir de son olarak, ilk 100 sayfada olan ve devamında pek görmediğim bir şey var. Atıyorum A karakteri “Bana şunu şunu bu şekilde ve o şekilde yapacaksın değil mi?” Diye soruyor ve B karakteri “Evet, sana şunu şunu bu şekilde ve o şekilde yapacağım.” Diye uzun uzun cevap veriyor. Sanırım ileride de varmış bu şekilde, çünkü bir iki kişiye sorunca herkesin kafasında canlandı. Birebir tekrara gerek yok bence ya, zaten vurgusu ve etkisi yüksek cümleler kullanılıyor. Arka arkaya sesli okuyunca da tuhaf duruyor zaten, gerçekçiliği yitiriyor böyle kalıplaşmış tekrarlar. Bu konuda bir tık daha rahat olunabilir diye düşünmekteyim.
Özellikle başarılı bulduğum noktalar:
Bu kitabın kırdığı bir şey var: Normalde bizim wattpadden basılan seri kitaplarda değişmeyen şeyler vardır. Dizi gibi tek yönlü akış düşünüldüğü için kitap kendi içinde değerlendirilmiyor. Bu kitapta öyle değildi. Kitabın son 150 sayfasında ilk 150 sayfasındaki her şeye dokundu. Bu da bana bir seri başlangıcı olsa dahi kendi içinde de serim-düğüm-çözüm olarak ayarlanmış hissini verdi. Bunu özellikle belirtmek istedim, çünkü okurken bunu hissetmek hoşuma gitti.
Gaipten uydurmuyorsam bazı yerlerde örtülü Tevrat/İncil atıfları da vardı. (Okuyalı epey oldu, emin değilim?) Kitabın içindeki Kırmızı Meridyen’i okumadım bu arada ama genel olarak seçilen temaların/eserlerin karakterler/olay akışı ile uyumlu olduğunu düşünüyorum. Okurken siz bunların yazarın kaygısı değil karakterin kaygısı olduğunu hissediyorsunuz.
Benim kafamda kurgu üç kola ayrılıyor okuyucu olarak. İlki kesinlikle en sevdiğim kısım da olan Meira’nın geçmişini okuduğumuz yerlerdi (Burada Uygar’ın povdan okuduklarımız da dahil), ikincisi Uygar ve Meira arasındaki dinamikti (bu da benim sevdiğim, heyecanlandığım bir dinamik oldu), üçüncü ve son olarak da bazı klişe dark romance ögelerdi. (çok fanı değilim ama seveni için iyi tabii)
Meira konusunda kesinlikle bir özgünlük yakalanmış. Bunu çok sevdim. Uygar’a da bayıldım. Karakter tasarımlarını genel olarak başarılı buldum. Ama asıl herkesi ikinci kitapta tanıyacağım belli şimdiden. Bu açıdan heyecanlıyım.
Özellikle 300den sonra politika ve siyaset konusunda altı dolu kaygıları başlıyor kitabın. Politik fantastik, politik bilimkurgu diyoruz ya burada. Politik bir dark romance bulmak şaşırttı ve mutlu etti. Bence harika bir fikir ve ben heyecan verici bulduğum fikirleri desteklerim. Bu açıdan kesinlikle özgün bir kurgu olduğunu düşünüyorum.
Buradan itibaren Spoiler’a girmem lazım:
Şimdi gelelim biraz da mesleğimin de getirdiği amnezi -hafıza kaybı kısmına.
Bu arada birini tekrar tekrar amneziye sokma fikri bana uç noktada gelmiyor kurgularda. Ama şu var, hafızasını kaybeden hastalar hiçbir şey hatırlamıyorum diyerek uyanmaz. Kalkar bakar durumunu sorgularken o an fark eder, yani bilinçli bir uyanış değil fark ediş anıdır hafıza kaybı. Hani zaten bitirdikten sonra tekrar baktım, ilk 40-50 sayfadaki tekrar eden ve uzayan cümlelerin hepsi o sahnenin getirdiklerine ait. Ben bu kitabın sonraki baskıları göreceğine inanıyorum, bunu isterim de. Kolayca düzenlenebilecek bir şey bence eğer yazar isterse 👉🏻👈🏻
Bunun dışında sevdiğim diğer şey hakkında spesifik olarak sayfa numarası vereceğim: 354-355. Meira’nın ilk yakınlaşma anına öyle bir tepki vermemesi ve tetiklenmemesi absürt olurdu gerçekten.
Uygar’ın Meira’ya olan tutuluşunu görmek, aşkını hissetmek beni gerçekten evrene bağlayan bir faktör oldu. Günümüzde Dördüncü Meiranın Uygar’a ayak uydurabilmeyi aşama aşama öğrenmesi de iyiydi. Uygar’ın hala içinde yaşadığı ikilemler, bazen kendini tutamadığı o içindeki çatlakları gördüğümüz anlar vurucuydu.
Ama benim en sevdiğim ve kaşlarımı havalandıran kısım Meira’nın hatırladığı bazı o kesitler… Bakalım nereye bağlanacak. Bu konuda heyecanlıyım.
Son olarak tereddütlerim:
Burada eski tweetlerim de var, bazı konularda istemsiz önyargılarım oluyor. Yazar ne olur alınmasın ancak ülkemizde çıkan seriler de bu açıdan önyargılarımızı pek güzel noktalara taşımadı. Açıkçası bir dark romance kitabının aynı çift üzerinden dört kitap gitmesi fikri beni endişelendiriyor.
Bu arada ben bu kitapla ilgili şu an kendi kafamda oluşan sorularla üç kitap görebiliyorum. Ama hem küçük punto hem 600 sayfa hem de dört kitap olunca haklı olarak gözüm korkuyor. Anna hanım bakın yanlış anlamayın, kitabı sevdim. Okumayı düşünen herkese öneriyorum da, ne olur beni bu konuda üzmeyin ya ileride dggdgdg
This entire review has been hidden because of spoilers.
aslinda assssla benlik bir kitap degil ama hizli okurum diye basladim bir gunde bitirdim ikisini de acilen akil hastanesine kapatilmasini diliyorum okurken ben bile delirdim ASLA bu kadar beklemiyodum bu tarzda okuyup sevdigim cokk nadir kitaplardan falan herhalde ikincisi cikinca onu da okurum merak ettim VE TEK BIR MUTLU AN YASAMALARI ICIN hevesle bekledim 😞olmadi
Piyasadaki yerli yabancı tüm enemies to lovers trope kurguların ve dark romance kitapların getir götürünü yapar🖤
Kitapta bi tık filler (boş, kurgu için gerekli olmayan) sahne bolluğu olduğunu düşünüyorum. Bazı sahneler gayet de kısaltılır, kırpılırdı. Ve böylece 2. kitaba sarkan önemli olay ve karakterleri daha erken okurduk.
Ben kurguyu kitaplaşmadan önce okumuştum, güncel baskıdan ilerdeyim. Bazı olayları, sahneleri okuduğum için devamına daha meraklıyım. Ama hiç duymayan bilmeyen random bir okur ilk kitapta bir noktada sıkılabilir.
Bunun dışında şahsına münhasır karakterlerinden de, ahlaki ikilemlerinden de, politik tarafından da çok keyif aldığım bir kitap.
Bu yılın başka bir favorisi. Yazar kitabı karanlık romantizm olarak adlandırmış ama bu kitaba sadece karanlık romantizm demek büyük haksızlık. Kitabı okumaya başladığım ilk andan itibaren hemen içine girdim çünkü yazar direk "Ben kimim?" sorusu ile sizi müthiş bir gizemin içine alıyor. Meira karakterinin erkek karakterin düşmanlığını kazanacak ne yaptığını anlamaya çalışırken bir süre sonra hikayede sürpriz bilgiler ortaya çıkmayı başlıyor ve diyorsunuz ki bu sadece yapılan bir kötülükle alakalı değil bundan daha fazlası var. Yazarın dili akıcı ve güzeldi. Hikaye içine çok güzel meteforlar yerleştirmişti. İkinci kitabı da hemen ama hemen okumak istiyorum. Lütfen.
Ne zaman başladım, ne zaman bitirdim hiç anlamadım. Kitap su gibi aktı derler ya, ondan oldu Lilith'de de. Lilith'i zaten görüp duymuş olmama rağmen neden o zamanlar okumadım diye küçük bir pişmanlık var içimde ama geç olsun güç olmasın demişler. Arkadaşımın önerisiyle içimde büyük bir beklenti ve heyecanla kitaba başladım ne yalan söyleyeyim, her şeyi karşıladı fazlasıyla. Anna'nın kalemi beni hipnotize etti kelimenin tam anlamıyla. Yeri geldi sinirlendim, yeri geldi hak verdim, yeri geldi eğlendim... Karakterlerin her birini okumak keyifliydi. Ah, Meira... Beni bitirdin be kızım. Uygar'ın kafasının içine girmek bazen benim için eziyet oldu kahrolmaktan, özellikle belgesini götürdüğü sahne içimi parçaladı. Kitaptaki her satır o kadar ince düşünülmüştü ki kitabı okumadım adeta izledim. Çok keyifliydi her zerresi, saatlerimi en yüksek kalitede geçirmemi sağladı. Anna'yı her yerden takibe alıp sıkı bir okuyucusu olma yolundayım çünkü bu yolculuğa ben de şahit olmak istiyorum. Başarılarının devamını da diliyor ve 2. kitabı sabırsızlıkla bekliyorum!!!
Ben de kitap yazdığım için daha eleştirel biri olduğumu düşünüyorum ve bu yüzden bayadır Wattpad’de bir şey okumuyordum. Kitle beni baya rahatsız ediyordu çünkü ama bu kitabın hem yazarını hem de estetiğini çok ilgi çekici bulduğum için bir merakım vardı. Twitter’da mutual olduğum ve yabancı darkrom okuyan kitlede baya sevdiği için çok da beklentim yüksekti. Beklentimi baya karşıladı, gerçekten baya. Ancak aynı zamanda kendime çok spoi yedirip olayları kafamda bağladığım için de ekstra sevdim sanırım. Anna’nın çok büyülü bir yazım dili var. Romanın içerisinde gibi hissedip, öyle duygulara bürünüyorsunuz bana kalırsa. Karakterlerin hepsini seviyor ama sanki gerçeklermiş gibi de nefret besliyorsunuz. Kullandığı edebi dil benim Wattpad platformunda çok sık görmediğim kadar güzel ve etkileyici. Genç bir yazarın değil de, yıllarını edebiyata vermiş ünlü bir yazarınki gibi hatta. Yıllar sonra bana Türkçe inceleme yazdırdı, inanabiliyor musunuz? Gemi bölümlerinin fazla uzun olduğunu ve çok net bir yere bağlanmadığını düşündüğüm için kırdım bir puanı. Onun dışında eleştirecek bir şeyim yok gerçekten. Çok derinliği olan, kendi evrenine sahip bir roman. İçerisinde geçen alıntılar ve kitaplar bile kendisine özel. Yapılan politik, siyasi ve ikinci dünya savaşına olan göndermeler beni hayran bıraktı. Umarım Anna hep yazmaya devam eder. Bu kitabın Rusça’sını da okumak çok isterim, büyüleyici olurdu.
Lilith’in Gözyaşları benim için çok farklı bir okuma deneyimi oldu. Dürüst olayım bu kitap için beklentim fazlaydı ama sıradan bir dark romance bekliyordum. Fakat karşıma manipülasyonlarla güç oyunlarıyla ve politik göndermelerle örülmüş çok daha karmaşık bir kurgu çıktı. İçinin dolu dolu olması karakterlerin güvenilmezliği ve değişen atmosferle muazzamdı.
Kitap Meira’nın hafızasını kaybetmiş bir şekilde düşmanının evinde uyanmasıyla başlıyor. En başta ne oldu da bu halde, neden herkes ondan nefret ediyor gibi büyük sorularla başlıyoruz. Karşısında Uygar var nefretini asla gizlemeyen öfkesini açık açık yansıtan bir karakter. Kitap günümüzle geçmiş arasında gidip geliyor. Günümüzde Meira kim olduğunu hatırlamaya ve hayatta kalmaya çalışıyor. Geçmişteyse yaşanan ihanetleri bölünmeleri ve işlenen günahları görüyoruz. Bu geçişler sayesinde hem karakterleri tanıyoruz hem de büyük resme yaklaşmaya çalışıyoruz.
Yazarın dilini sevdim, akıcıydı. Bu kadar kalın bir kitabı okurken hiç ilerlemiyor demedim. Ama bazı bölümlerde ayrıntılar gereğinden fazlaydı. Yine de atmosfer kurma konusunda betimlemeler başarılıydı karanlık ve gerilim dolu o havayı hissettirdi.
Benim kitabın asıl gücünü hissettiğim nokta 11. bölüm oldu. O ana kadar tabii ki merakım diriydi fakat 11. bölümle birlikte kitap bambaşka bir ivme kazandı benim için. O şaşkınlığımı hala unutamıyorum. Favori bölümüm…
En sevdiğim taraflardan bir diğeriyse hiçbir karakterin tamamen güvenilir olmamasıydı. Meira’nın kayıp hafızasıyla birlikte yaşadığı kimlik çatışması Uygar’ın öfke ve nefret dolu tavırları… Her biri gri tonlarda... Bir okur olarak kimi zaman nefret ettim, kimi zaman hak verdim. Bu kesinlikle tutarsızlık değil aksine gerçekçiliği arttırdı diyebilirim.
Manipülasyonların bolca yer aldığı sahneler de vardı. Kilit isim kim, kimin sözüne güvenilmeli… Bu belirsizlik sürekli ve tetikte olma hissi de kitabı sürükledi.
Kitap günümüz ve geçmiş arasında gidip geliyor. Benim için özellikle geçmiş sahneler çok daha sağlamdı. Uygar’ın Meira’ya duyduğu nefretin sebeplerini, geçmişte işlenen günahları okumak daha güçlü bir gerilim kattı diyebilirim. Soru işaretleri burada daha keskin, daha sağlamdı. Elbette günümüzde de gizemler vardı ama geçmiş çok daha cazipti. Bu yüzden o gemi kısımlarının bu kadar uzun sürdüğünü bile fark etmedim.
Dolu doluydu demiştim çünkü kitap yalnızca bir aşk ve nefretten ibaret değildi. Din, siyaset ve ırk meselelerine girilmesi de çok iyiydi. Bilhassa bu konuların ikinci kitapta çok daha iyi ve detaylı işleneceğini düşünüyorum.
Her ne kadar bu çeşitlilik hoşuma gitse de kitap boyunca tempo her zaman dengeli değildi. Günümüzle geçmiş arasında gidip gelme fikri güzel olsa da belli bir noktada günümüze olan ilgimi kaybettim çünkü hiçbir gelişme olmuyordu.
Finali gerçekten çok iyiydi, sayfa bittiğinde gözlerim ister istemez diğer bölümü aradı. Ama öte yandan 600 küsur sayfa okumuş olmama şaşırdım çünkü o kadar sayfalık olay yaşamış gibi hissetmedim. Yine de ikinci kitabın çok daha güçlü başlayıp aynı hızla devam edeceğine eminim.
Lilith'in Gözyaşları 4,5/5 Kitabın konusu hafızasını kaybedip düşmanının evinde uyanan Meira'nın geçmişteki günahının bedelini ödediğini söyler Uygar ona.Meira'nın uyanır uyanmaz Uygar'ın onu görmezden gelmesine sinirlendim,kız hiçbir şey hatırlamıyor ve sen onu görmezden geliyorsun.Meira'nın ondan sonraki kaçma planlarını mantıklı buldum. Kitabın olay örgüsü karışık ama zekice kurgulanmış.Meira her bölüm ufak anılar hatırlasa da geçmişi asıl Uygar'ın hatıralarından okuyoruz.Başta geçmiş için ne kadar heyecanlıysam sonradan şimdiki zamanda ne olacağını da o kadar merakla okumak istedim.Yazar sanatsal olarak bilgilerini kitapta güzelce kullanmış, betimlemeler ve akıcılık ortalamanın biraz üstündeydi.Meira ve Uygar'ın geçmişteki tanışmalarını okumak çok hoştu,ilişkilerinin bozulacağını unutmuştum bir anlığına. Uygar'a çok üzüldüm,çok şanssız arkadaşları haricinde.Umarım seri bitiminde mutlu olur.Bir an önce ikinci kitabı gelmesini istiyorum,kitap çok heyecanlı bitti.Buradan sonra spoilerlı yoruma devam edeceğim
Spoiler Uygar'ın Meira üzerinde mum eritmesi de Meira'nın Uygar'ı attan düşürüp omzunu çıkartması affedilemezdi.Meira'nın uygarı silahla vurmasına,Meira'nın kendini bıçaklaması ya da Meira'nın Öykü'yü öldürmesiyle ilgili bir şey söylemeyeceğim çünkü ufak hatıralardan başka bir şey değiller.Koskoca 614 sayfada geçmişte Meira'nın işlediği günahı öğrenemiyoruz, geçmişle ilgili olayların bir kısmını okusak da önemli kısımları henüz okuyamadık.Meira sandığım kadar masum değilmiş artık eminim,Meira'nın geçmişteki örgütle bağlantısını merak ediyorum.Ludwig'i Meira'nın öldürdüğünü düşünüyorum. Meira'nın nişanlı olmasına rağmen Uygarla ilişkisi normale göre doğru değil ama kitapta hangi ilişki normal ki bu da normal olsun. Uygar'ın Meira'nın dosyasını hazırladığını geçmişteki Meira biliyordu bence ve Uygar'ı dosyasını alsın diye kullandı büyük günahı bu olabilir.Umarım büyük günah ikinci kitapta açıklanır daha fazla uzatılmaz.Meira'yı Almanya'ya kaçırıyor olabilirler de kim kaçırıyor tahmin edemiyorum.Mert'in Meira'dan nefret etme sebebi Öykü'yü öldürmesi dolaylı olarak Ozan'ın intihar etmesi -Ozan Öykü'ye aşık - olduğunu düşünüyorum,çok merak ediyorum ne olduğunu.Meira'nın Mert'i zehirlemesine çok üzüldüm -ne yapayım çok sevdiklerini kaybetti ve sevdim onu- kaçmak için olsa da.
uzun zamandır enemies to lovers'ın hakkını bu kadar veren bir kitap okumamıştım. kitap size sunduğu bütün tropeların altını dolduruyor öncelikle. yazarın yazım dilini sevdim. bu tip kurgularda kullanılan devrik cümleler beni rahatsız etmiyor aksine daha dolu dolu hissettiriyor. kitap tam anlamıyla bir düşmandan aşka. hatta aşktan düşmana ilk kitap için konuşmam gerekirse. okuduklarımızın aksine o düşmanlığı dibine kadar hissediyorsunuz. 2 karakter de softluğa çok uzak, gri de diyemeyeceğim bir siyahlıkta. yaptıkları her sey oldukça sorgulanabilir hatta bazı şeyler sizinle taban tabana zıt bile olabilir bunları bilerek okumalısınız. karakterleri ele alacak olursam meira oldukça zeki, aklını kullanmasını çok iyi biliyor. yetiştiği aileyi de göz önüne alarak insanlara üstten bakmayı seviyor bence. gerek uygar'a gerek çevresine bu şekilde. uygar karakteri ise küçüklüğünden gelen geride bırakılmışlık hissinden kurtulamadığını meira'ya olan aşkında da yansıtan bir karakterdi. aşkını, hatta aşkından ziyade o duyguya sadakatini okumak inanılmaz keyifliydi. yaptıklarında her iki taraf için de haklı/haksız diyebileceğim bir yerde değilim çünkü ilk kitap tam anlamıyla olayların kafamızda şekillendirildiği ama aslında daha hiçbir şey bilmediğimizi de gösteren bir giriş kitabıydı. kitapta çok fazla politik, dini, siyasi vs. öge bulunuyor. bunların kurguya yediriliş şeklini de sevdim. bunları okumak bana ardını da araştırma isteği uyandırdı. normalde kitap yorumlarımda buna değinmiyorum ama kitabın girişinde yaklaşık bir dolu sayfa içerik uyarısı var. hepsinden tek tek bahsetmeyeyim fakat cinsellik harici, tetikleyici unsuru bol. bu yüzden 18 yaş altıysanız okumamanızı tavsiye ederim. umarım sizler de sever, keyifle okursunuz :')
BİTTİ!!!! 600 sayfalık bir roller coaster... yeni çıkan dark romlardan en ilgimi çeken bu kitaptı ve bayıldım!! gerçekten. okuyacaksanız benim gibi hakkında pek bir şey öğrenmeden okuyun bence, okumasını daha keyifli yapıyor. karakter kadar şey bildiğimiz ve katman katman çözülen hikaye anlatıcılığını severim ben, bu kitapta da bu çok iyi yapıldığı için bayıldım👌👌 ilk öncelikle MEIRA!!!!!!!!! kendisinin Uygar'dan sonraki birinci obsessed fangirlü benim. böyle kadın karakterleri okumayı çok seviyorum zaten, sürekli ana erkek karakter üzerine kurulan ve onu merkeze alan kurgulardan sonra ilaç gibi geldi kendisi. çok gri bir yerde elbette ama yaptığı tüm şeyler için god forbid a girl has hobbies diyorum-ki daha Uygar'a neler yaptığı hakkında bir fikrim yok. Uygar!!!! Gerçekten 2013 hâlini okurken yerlerden yerlere vuruldum.Meira'ya aşık olma nedeni, her yerden çanlar çalmasına rağmen her şeye kendini kör edişi...O kadar benim için olan biri ki... Ne yaşıyorsa hissettim ve çok iyi anladım kendisini :) Canım benim çok seviyorum onu ve ben erkek karakter sevmem genelde!!! Bence kurgu bu kitaptan sonra açılacak ve inanılmaz merak ediyorum. En çok da Meira'nın motivasyonunu ve neyi neden yaptığını merak ediyorum. Umarım eski hâlinin ağzından da okuruz.Gerçi ben kendisinin her hâlini okurum da neyse. Uygar canım benim biz seninle Meira enayiliğinde yarışırız ama umarım çok üzülmeyiz beraber.
Bu kitap hakkında destan yazabilirim ama susuyorum şimdilik. Kitap da çok heyecanlı bir yerde bitti hemen okuyalım ikinciyi👌👌
🕯️LİLİTH'İN GÖZYAŞLARI - ANNA TSİNTSADZE (LİLİTH'İN GÖZYAŞLARI, #1)
💚🕯️🐺🐑🏹⚖️🎻
5/5⭐️
selammm bugun çok sevdiğim bir kitabın yorumuyla geldim. Meira bir gün uyandığında kendini düşmanının evinde buluyor fakat hiçbir şey hatırlamıyor. ve öğreniyoruz ki... bunu da kitabı okuyunca öğenirsiniz😜
şahsen Meira'nın neler yaptığını çok merak ediyorum, geçmişimizi... geçmiş sahneleri de gösteriliyor ve hem geçmişi hem günümüzü okumak çok iyi.
Uygar'a ben fena tutuldum ya. çok seviyorum. Geçmişte böyle sanki Meira'nın karşısında daha pasif bir Uygar görüyoruz, ama günümüz de o kadar güçlü ki Meira'nın karşısında. ikisinin de enerjisi çok çok hissediliyor.
Meira'ya sinir olduğum zamanlar çok var. hele son bölüm. yani dur yerinde be kızım... herkes düşmanın zaten...😡😡😡 o son sahnede ben bir şeyler döndüğünü anladım ama bundan sonra ne olacağını asla aklım almıyor. Meira'yı hem seviyorum hem de bazen sinir ediyor beni ahshsh Uygar'ı keşke dinleseydi ama onu da anlıyorum. aslında ikisini de anlıyorum. bir arada bir deredeyim yani... Uygar şimdi ne yapacak? en merak ettiğim o. BUNDAN SONRA NE OLACAK???
Sanki ben de hiçbir şey hatırlamıyor gibiyim böyle uygar her şeyi biliyor ve biz bilmiyoruz sırası geldiğinde öğreniyoruz ya ahshah hatırlamaya çalışsam hatırlayacağım sanki??? uygar sana ihtiyacımız var🩶🩶
Kitabın başındaki uyarılara dikkat edin ve iyice okuyun. kitaba ona göre başlayın asklarım 🤍 önerir miyim? EVET.
"Senin benim kanıma karıştığın gibi benim de senin kanına karışmayı ne denli arzuladığımı tahmin dahi edemezsin, Meira ama sen daha bana ne yaptığından bihabersin şüphesiz."
Puanım 4.8 ama aslında gönlümdeki değeri tam 5’e çok yakın, çünkü son zamanlarda okuduğum kitaplar arasında mükemmele en yakın olanlardan biriydi belki de. Meira ve Uygar arasındaki o keskin düşmanlıkla örülü bağın, arzunun ve karşı konulamaz çekimin bu kadar ustalıkla yansıtılması beni gerçekten büyüledi. Özellikle Uygar’ın içindeki o ilkel, vahşi ama aynı zamanda çaresizce aşkı andıran duygular… Tam anlamıyla “dark romance” dediğin şey bu işte. İki karakterin birbirlerini hem tüketip hem de tamamlamaları, nefretle arzunun yan yana gelişini böylesine güçlü hissettirmek, gerçekten çok güzeldi. Çok da fazlasıyla karakterlere bağlandım 😭😭
Öncelikle kitaba bayıldım. Etl ve dark romance hakkında çok bi bilgimin ve okumamın olmadığını bir tür ama bu kitapta yazar bu tropeları çok güzel hissettirip yazıya dökmüş. Aynı zamanda başında verilmesi gereken uyarıları açıkça belirtmiş. Çok akıcıydı 3 günde hiç sıkılmadan bitirebildim. İlk kitap olmasına rağmen bazı şeyler çokça uzatılmadan güzel anlatılmıştı. Uygar’ın aşkına ve sevgisine olan sadakati ona pahalıya patladı 😔Meira onu mahvetmiş belli. Aralarında neler yaşandığını çok merak ediyorum. 2012-2013 Uygar kısımlarını okumak çok keyif vericiydi. Ben aynı zamanda yan karakterleri de çok severek okudum gerek Uygar’la olan gerek Meira’yla olan kısımları 🎻🕯️2. kitapta öğreneceklerimiz beni çok heyecanlandırıyor
herkesin aksine ben sevemedim. aşırı uzundu 600 küsür sayfalık kitapta bir yere varamadık. niye düşmanlar onu bile bilmiyoruz. bide aralarında ki ilişki hiç bana geçmedi. bu aşk değil di toksiklik akıyordu.
3.5 kitap beni boğup boğup duvara attı yine de elimden bırakamadım her karaktere ayrı delirdim ayrı üzüldüm ayrı kırıldım çok güzel kurgulanmıştı meira beni hem güldürdü hem ağlattı artık sadece başım ağrıyor çok garip bi tecrübeydi bu kitap
Daha önce hiç dark romance türünde okumamıstım, en azından bu kadar yoğun bir sekilde. Sadece bi tık uzun yazıldığını düsünüyorum. Ve gerrrçekten okuduğuma pişman olmadığım bir kitaptı. Ve ikinci kitabı büyük bir hevesle bekliyorum. Kendini okutturdu ya.
vay babam vay. uzun süreden sonra bu kadar evrenine girdiğim, karakterlerle bir olduğum bir kitap yoktu. taa ki buna kadar. Uygar'a aşık oldum ve ve her söylediği söze hasta oldum,çizdim. meira farklı bir kadın. ve aralarındaki toksik ilişki mükemmel. uygar geliyorum evleneceğiz. 5/5
Başı çok hızlı başlıyor bu hoşuma gitti sürükleyici her bölümde acaba ne yaptık diye düşünüyoruz sadece bazı kısımlar fazla uzundu ama sonu çok güzel ters köşe bitti kesinlikle 2. Sini alıcam
This entire review has been hidden because of spoilers.
turkiyede cikan Kurgu bakimindan ince detayli ve bol olayli nadir kitaplardan tek sorun 2-3. Kitaplar daha hizli ciksa keske onlar gelene kadar ilk kitap unutuluyor