Jump to ratings and reviews
Rate this book

Sis Kelebekleri

Rate this book
Kolumda ünlü modacı Roberto Cavalli'nin son tasarımı, belleğin akışını ve çeşitli insanları gösteren kenarları pırlantalı saat; Sinop'taki otel odamda balkonun dışındaki sisin bir açılıp bir kapanarak zamanla oyunlar oynaması, dün'ü üç yıl sonra, yarın'ı doksan yıl önce yapması, zamanı tümüyle silip atması; açılan sislerin arasından birdenbire görünen eski Sinop Cezaevi. O kimsesiz, insansız dünyaların, siroz sarısı duvarların sessiz haykırışları; bomboş, çaresiz avlulara sızmış insan fosforunun yarattığı o görünmeyen kalabalık; Mamak çöplüğünün oradaki yarığın içinde yaşayan yeraltı insanları; dedem Tahir Lütfi Tokay'ın peşinde kovaladığım günler; Tünel'deki tarihi Kroeker Oteli'nde verilen bir idam kararı... Sadrazam Mahmut Şevket Paşa'nın Ankara'daki Kader Sokak'ta bir evde yaşadıkları; Rıza Nur'u merak eden bir Çingene; Sinop'taki sonsuz sisin içinde dalgalanan yaşamların gözler önüne serilmesi... Zaman geçiyor mu, yoksa durağan mı? Hepimiz aynı zamanın içinde miyiz, yoksa geçmiş ve gelecek bir arada mı ve 1913'te Bahricedid Vapuru ile Sinop'a sürülen dedem Tahir Lütfi Tokay'ı bulabilecek miyim?

312 pages, Paperback

First published January 1, 2004

2 people are currently reading
17 people want to read

About the author

Nazlı Eray

62 books55 followers
Nazlı Eray, Ankara'da doğdu. İngiliz Kız Ortaokulu, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde okuduktan sonra Turizm ve Tanıtma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. Edebiyatçılar Derneği'nin kurucuları arasında yer alan Eray, Türkiye Yazarlar Sendikası'nın kurucusu, Uluslararasi Yazarlar Birligi (PEN) üyesi, 1977 ve 1978 yıllarında Yaratıcı Yazım dersleri verdigi ABD Iowa Üniversitesi'nin onursal üyesidir.
Yazmaya 1959'da henüz ortaokuldayken kaleme aldığı öyküsü "Mösyö Hristo" ile başlayan Eray'ın ilk öykü kitabı Ah Bayım Ah 1975'te çıktı. "Laz Bakkal" başta olmak üzere pek çok öyküsü kültleşti. "Karanfil Gece Kursu" öyküsüyle 1988 Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, kazandı. Aşkı Giyinen Adam romanıyla 2002 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü kazandı. Eski Güneş, Cumhuriyet, Radikal, Akşam gibi gazetelerde köşe yazarlığı yapan Eray, yazılarını "Düş İşleri Bülteni" ve "Gece Uçuşu" isimleri altında yayınladı. Türk Kütüpahaneciler Derneği En İyi Romancı Ödülü (2009), Başkent Rotary Kulübü Meslek Ödülü (2010) ve Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Dernegi'nin ilk Mavi Anka Ödülü'ne (2014) layık görüldü.
azlı Eray'ın öykü, roman ve oyunları pek çok dile çevrildi. Erostratus (1977) adlı oyunu, Sartre, Montaigne, Camus, Unamuno, Pessoa ve Bauer'in Erostratos yorumlarıyla birlikte Blood and lnk'te (Kan ve Mürekkep) yer aldı, Öykülerinden, kısa film ve televizyon dizileri yapıldı. "Monte Kristo" ve "Rüya Sokağı" öyküleri 2005'te İtalyan yönetmen Angelo Savelli tarafindan L'ultimo Harem (Son Harem) adıyla oyunlaştırıldı, İtalya
ve Türkiye'de sahnelendi.
Nazlı Eray, anılarını Tozlu Altın Kafes (DK, Ocak 2011) ve Bir Rüya Gibi Hatırlıyorum Seni (DK, Mayis 2013) adlarıyla kitaplaştırdı.

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
4 (18%)
4 stars
8 (36%)
3 stars
8 (36%)
2 stars
1 (4%)
1 star
1 (4%)
Displaying 1 of 1 review
Profile Image for Ezgi Şenel.
Author 2 books29 followers
August 7, 2019
Nazlı Eray'ı ilk kez okudum. Dili kullanış şeklini, özellikle isabetli doğa ve insan tasvirlerini sevmekle birlikte bu kitabındaki kurgusundan ötürü diğer kitaplarına hafif bir şüpheyle yaklaşmamak elimde değil. Okuduğum kitaplarda gerçekten izleri bulmaktan hoşlanırım, yazarları araştırırım ve kurguyu deştikçe onlara ait detayların çıkmasını hayli severim. Bu bir ipi yakalayıp peşinden ilerleme hali gibi benim için.

Yazılanların yaşamdan parçalar içermesi, hayata dair tepkilerimizin yazdıklarımızda zuhur etmesi gayet makul bir durum. Fakat kişinin kendi hayatı üzerine bir kurgu türetmesi ve bunun üzerinden söylemek istediklerini, kişilerle, kurumlarla veyahut insanlarla ilgili yargılarını ilgilileri netçe vurgulayacak şekilde böyle hoyratça savurması çok da keyifle okuduğum bir yaklaşım olmadı. Bunun eleştirisi bana düşmez elbette. Hoşuma gitmeyen ana detay, kişilerin fazlasıyla zan altında kalacakları şekilde işlenmiş olmasıydı (bahsettiğim durum başına gelen kötü olaydan bağımsızdır). Farzı misal iş değiştiren bir şoför neden kurguda alenen nankörlükle suçlansın ki? Ne gerek var buna? Kurgunun geneli bana iç dökme, yakınma seremonisi halindeki bir rüya güncesini andırdı.

Yaşadığı sağlık problemleri, kötü olaylar ve haksızlıklar neticesinde hayli tepkiyle yazılmış bir roman olması sebebiyle beni itmiş olabileceğini de göz önünde bulundurmak gerekli. Yazarın otobiyografik ögeleri yoğun olarak ve suçlayıcı bir dille kullanması sebebiyle okuma tarzıma hitap etmediğini de düşünebiliriz.
Displaying 1 of 1 review

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.