Bir yanda şiir, bir yanda şair var. Bu ikisini birbirinden nasıl ayırabiliriz? Jeremy Reed için bu sorunun yanıtı basit: "Ayıramayız." Hele "bir yaşamöyküsü yoksa yazarın yerini yapıtı alır". Reed, Marquis de Sade'ın ve Lautréamont'un hayatını yazarken yaptığı gibi, Rimbaud'yu yazarken de bu şaire yapıtlarından hareketle bir hayat kuruyor. Yapıt yazarın yerini alıyor. Ayrıca "gerçek" bir şair için şiirinden ayrı bir hayat düşünmek olanaklı mı acaba? Yazar, Rimbaud'da gerçek bir şairin -bütün "gerçek" şairlerin- hayatının, en uç noktada billurlaşmış biçimini buluyor. Bütün gerçek şairlerin bu kadar şiddetli olmasa da yaşadıkları bir trajedi var: Çağının önünde olmanın, geleceği görmenin yalnızlığı. Çünkü çağının ötesini gören şair ve yazarları çağdaşları ne yazık ki hemen göremiyor. Bunca yalnızlığın da sonu başkaldırı, öfke ve hatta şiddet olabilir. Büyük olmak isteyenlere bir öğüt: "Ya en uca kadar gidin ya da hiç başlamayın." Gerçek şairler için ikisinin ortası yok. Tabii ki büyük şairlerin yanında küçük şairler de vardır. "Her zaman insan canlısı olmakla tanınan, al gülüm ver gülüm ilişkileri kurmak için kurumlardan eksik olmayan önemsiz şairler, herkesten ayrı bir yol tutan dâhilerin yolundan gitme cesaretini kendilerinde bulamazlar."
Reed, yazarla yapıtını bütünleştiriyor ve sanki birbirinin ışığında ikisi daha aydınlık...
This book isn't a conventional biography. Jeremy Reed shares his own view of Rimbaud’s personality, the poet’s perception of himself, and of the world around him. It may not be accurate, but it feels authentic. There are many references to Rimbaud’s poetry and quotes from his personal correspondence to support the narrative.
I’m not sure if it’s possible to be intoxicated by poetry, but it certainly feels like Rimbaud does that to a reader.
His writing seems delirious. It causes emotional and sensory overload. It affects you on so many levels, that it is nearly impossible to fully comprehend his ideas.
Jeremy Reed mirrors that same delirium stylistically.
Sometimes, Reed’s tone becomes obsessive. As if he deliberately overwhelms the reader to create tension, provoke shock, and emulate the delirious, drug-induced state Rimbaud experienced during his years as a poet. Some sections border on hysteria, others are filled with dark eroticism.
Overall, for me, this book is disturbing and provocative in a good way.