Gobelyan'ın öyküleri İstanbul kentinin alçakgönüllü, onurlu insanlarına dairdir. Stavro, Kir Bodos Yuvanopulos, Abdullah Efendi, Matmazel Annik, Vartan, Meliha Hanım, Hacı Mıgır hep beraber İstiklal Caddesi'nde yürüyüşe çıkmışlardır; veya Galata Köprüsü'nden kalkan Adalar vapuruna binmektedirler bir telaş; ya da Beyazıt'tan, o zamanlar Küçük Paris denilen Samatya yönüne hareket edecek dolmuşta son koltuğun dolmasını beklemektedirler...
İzmit Bardizag (Bahçecik) kökenli bir Ermeni ailenin dört çocuğundan biri. 1923'te İstanbul Rumelihisarı'nda doğdu. İlk eğitimini önce semtin Tateosyan Okulu'nda, daha sonra Taksim Esayan Okulu'nda aldı 1937'de mezun oldu ve bir daha hiç okula gitmedi. Bakkal çıraklığı, oto tamirciliği, marangozluk, nikelajcılık gibi birçok işlerde çalıştı. Dayısının kişisel kütüphanesinden yararlanarak kendini sürekli geliştirdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında dört yıl askerlik yaptı. Askerde, yeni Ermeni şiirinin öncülerinden Haygazun Kalustyan'la tanıştı. Bir diğer öncü şair Garbis Cancikyan'la daha önce Samatya'da, üyelerinin çoğu Ermeni gençler olan Hilal Bandosu'nda tanışmış, dost olmuşlardı. 1940'larda İstanbul'da ilerici bir akım büyük bir hızla tüm edebiyat çevrelerini etkilemekteydi. Taksim'deki Eptalofos Kahvehanesi ise onların buluşma yeriydi...
Gobelyan'ın şiirlerden oluşan ilk kitabı, Yerani Te [Keşke] adıyla yayınlanır (1948) ve bunu yazarın emniyette sorgulanması izler bu yüzden Haçik Amiryan'ın Carakayt gazetesinden ayrılmak zorunda kalır. Aynı yıl Hagop Sıvaslıyan'la birlikte Eminönü Çakmakçılar Yokuşu Sümbüllü Han'da Onnig Aktaryan Matbaası'nda Luys [Işık] adlı haftalık gazeteyi çıkarmaya başlarlar. Bu gazete de parasızlık nedeniyle ancak bir buçuk yıl yayınlanabilir. O günlerde askerden yeni dönen Rupen Maşoyan ile birlikte Babıali'de, Reşit Efendi Han'daki Hagop Aprahamyan Matbaası'nda başyazarlığını Gobelyan'ın üstlendiği Tebi Luys [Işığa Doğru] haftalık dergisini çıkarırlar (1950). Bu dergi de bir buçuk yıl sonra parasızlıktan kapanır. Yervant Gobelyan o sırada yeni kurulmakta olan Ayk [Şafak] günlük gazetesinden aldığı davetle 1953'te Beyrut'a giderek gazetenin yayın yönetmenliğini üstlenir Beyrut'taki Ermenice dergilerde öyküleri yer alır. 1954'te İstanbul'a geri dönerek Marmara gazetesinde çalışır, 1957'de tekrar Beyrut'a döner. Uzun süre Ispürk [Diaspora] haftalık dergisinin ve Sevan yayınevinin yayın kurulunda yer alır. 1965'te Avrupa'ya gitmek üzere geldiği İstanbul'da kalarak Marmara gazetesinin yazı işlerinde görev alır. Hagop Sıvaslıyan'ın çıkardığı Baykar [Mücadele] haftalık gazetesinin de başyazarlığını üstlenir. Gobelyan, gazeteciliğinin yanı sıra 1970'te Gobel Yayınevi'ni kurar. Portsank [Bela] haftalık mizah dergisini dokuz sayı yayınlar. İzleyen yıllarda iki yıl Jamanak [Zaman] gazetesinde, daha sonra yine Marmara gazetesinde çalışır.
Yaşamının son on beş yılında Yervant Gobelyan haftalık Agos [Çığır] gazetesinde görev yaptı, Ermenice ve Türkçe dillerinde yazı ve araştırmaları yayınlandı.
2010 yılının Aralık ayında yaşama veda etti ve Balıklı Ermeni Mezarlığına gömüldü.
aslında okuduğum kitap gobelyan'ın "yaşamın kıyısındaki yengeç" kitabı, aras yayınları yazarın iki öykü kitabı olan memleketini özleyen yengeç ve yaşamın kıyısından kitaplarını birleştiren bir derleme olarak daha yeni piyasaya sundu (aras yayınlarında indirim var bu arada). zaten bu yeni kitap olmasa, yaşamın kıyından kitabındaki öyküler daha önce sadece ermenice basılmıştı. yazarla ilk defa tanıştım. 14 şubatta aras'ın beyoğlundaki ofisinde kitap üzerine bir söyleşi olacakmış, normalde buraya gitmeye niyetlenince de kitabın ve dolayısıyla yazarın adını da öğrenmiş oldum- iyi de oldu. ikinci dünya savaşının öncesinden sanıyorum ki 90lara kadar süregelen kendi hayatından parçalara ve rumelihisarından taksime, ordan da samatyaya eşlik ediyoruz. gündelik hayatını şairliğinden gelen becerikli dil kullanımıyla hikayeleştirmiş kitap boyunca ki bir noktada kendimi gobelyan'ın günlüğünü okuyor gibi hissettim. bir şeyler yazabilmek için hep bir ilhamın gelip beni bulacağını ya da büyük büyük hayat deneyimlerinin kalemimi yoğuracağını düşünen ben içinse, bu öyküler malumun ilanı oldu. oldukça kısa kısa, çerez niyetine metroda, otobüste birini beklerken bile okunur hikayeler. "bizim gibi adamlar için yılların ömrü kısaltmaktan başka bir anlamı yok. zaman, hayat, ortam, koşullar... hepsi el ele vermiş, ben ve benim gibilerin yaşam sınırlarını tekdüze ve alışılmış kurallarla şekillendiriyor. ne bir yenilik ne de bir değişiklik! her gün aynı saatte kalk, giyin, yıkan, taran, mevsime bağlı olarak paltolu veya paltosuz kapıyı çek ve git. aynı saatte çık, aynı saatte dön! delirtici bir monotonluk! akşam eve dön. odamın camları kapkaranlık ve cazibesiz... bekleyenim yok. evet, evde babam, annem ve kız kardeşlerim var ama sıradan bir şey bu. yıllardır böyle! hiçbir değişiklik, hiçbir yenilik yok. 'ya ne olacaktı?' diyeceksiniz... bilmiyorum! ev beni bunaltır. kalkıp kahvehaneye giderim. ancak bir şey yapmak için değil... kararsız ve amaçsız... ne tavla rakibim var orada ne de iskambil oynamak için bekleyenim. sandalye çekip camın önünde veya açık havada otururum. monoton ve sıkıcı bir şey. bazen arkadaşa rastlarım. bir süre sohbet ederiz. konu, aynı cümlenin binlerce kez tekrarlandığı, monoton bir romanın sayfaları gibi tekdüzedir. bu romanın her bir cildi ise her birimizin cazibeden yoksun hayatıdır."
1923 İstanbul/Rumelihisarı doğumlu, İzmit kökenli Ermeni yazar Yervant Gobelyan’dan okuduğum bu kitap, tüm zamanlarda okuduğum en iyi öykü seçkilerinden biriydi. Memleketini Özleyen Yengeç aslında Gobelyan’ın dört öykü kitabından bir derleme olarak hazırlanmış ve 1998 yılında ilk baskısını yapmış. Birbirinden sahici on sekiz öyküyü barındıran bu kitap merkezine İstanbul halkını alır. Beyazıt, İstiklal Caddesi, Küçük Paris denilen Samatya ve daha nice lokasyonlarda İstanbul halkının kalbine iner. Samimi ve gerçekçi şekilde toplumsal yaşamı, yer yer sorunlarını, hüzünlerini ve hatta kilometrelerce ötede olan savaşı konu eder. Kitapta bugün hala değerini koruyan ve sempozyumlara, podcastlere konu olan Tokatlıyan gibi yüzyılın tarihi oteline rastlayabilir, Park Otel’i, Esayan’ı görebilirsiniz. Bir dönem okuması olarak da bakılabilecek bu öyküler o döneme dair mutlaka ışık tutmaktadır.
İstanbul Ermeni Edebiyatı’nın pırıl pırıl örneklerinden biri. Esayan’dan Galata Köprüsü’ndeki iskeleye giden yolda, Meliha Hanım’ın mütevazılığında, “Tokgöz Bakkal” Kir Bodos Yuvanopulos’un kepenklerinin arasından sızan zayıf ışıkta ve söylediği Türkçe sözlü Rum ayin bestelerinde veya Samatya yolunda dolmuştan inip dizine kadar çamura batmakta saklı yazarın kent aşkı. Günümüzde görmenin mümkün olmadığı bir kent kompozisyonu. Taksim'deki eski bir Rum kahvehanesi olan Eptalafos’ta Orhan Veli’yle öykülerinin taslaklarını paylaştığını hayal edebiliyorum. Yervant Gobelyan'ın samimiyetinden hiç eksiltmeyen tercümenin de hakkını teslim etmek gerekli.