Otuzlu yaşlarını süren başarılı bir avukat; Genç yaşta dul kalmış, çekici ve güzel bir kadın ile, onun melekleri kıskandıracak güzellikteki kızı; Ve bu üç kişinin arasındaki esrarengiz ilişkiler yumağı. Erhan Bener'in polisiye roman kurgusuyla kaleme aldığı sisli Yaz'da, karmaşık bir cinayet olayına paralel olarak, büyüleyici bir aşkın ve inanılmaz bir tutkunun öyküsü anlatılıyor.
Erhan Bener, Türk edebiyatının deneyimli kalemlerinden biri. 1929 doğumlu olan yazarın birçok romanının yanı sıra, yayınlanmış ve sahnelenmiş çok sayıda oyunu ve şiirleri var. Çeşitli edebiyat ödülleri de alan Erhan Bener'in "Sisli Yaz" adlı bu romanı, ilk olarak 1984 yılında Kaynak yayınları tarafından basılmıştı. Yaklaşık on beş yıllık bir aradan sonra yeniden okurlarıyla buluşuyor.
Polisiye Kurgu "Sisli Yaz"ın yeniden hatırlanmasında belki de en önemli neden, öyküsünün polisiye bir kurguyla yazılmış olmasından dersem, umarım yazara, esere ve yayınevine bir haksızlık etmiş olmam. Son yıllarda polisiye türün ilgi görüp okuyucu bulması, dahası Türk yazarlarının da yavaş yavaş bu türde yazmaya başlaması, Bener'in, yazıldığı yıllarda pek ilgi görmeyen bu kitabına bir şans daha sağlamış. Daha önce "Loş Ayna"(1960) romanında kullandığı polisiye kurguyu bu kez biraz daha öne çıkardığını görüyoruz.
Romanın öyküsü 12 Mart'ın hemen sonrasına denk düşüyor. İstanbul'un tanınmış işadamlarından Hadi Bey'in danışmanlığını yapan avukat Aydın, bir yandan bu zengin çevresi içerisinde, onların yozlaşmış yaşam tarzlarını sorgulamaksızın yaşayıp giderken, bir yandan da geçmişteki siyasi ilişkilerinden kalan dostlarıyla görüşmeyi ve onlardan etkilenmeyi sürdürmektedir. Hemen bir not düşeyim, Aydın ve arkadaşlarının siyasi geçmişleri 27 Mayıs dönemine denk düşüyor ve -o yıllardaki radikal sol muhalefetin niteliği hatırlanıldığında- nasıl bir siyasi hareket içinde oldukları biraz bulanık kalıyor. Yazılış tarihi 1984 olan romandaki Aydın tipi, aslında 12 Mart döneminden çok 12 Eylül sonrasında gördüğümüz köşe dönücü "solcu aydın"lara daha uygun. Bu anlamda, Erhan Bener'in, yaşanan anı (80 sonrasını) geçmiş içinde işlediğini söyleyebiliriz.
Annesinin isteğiyle, genç yaşta dul kalan ve hala çekiciliğini koruyan komşuları Şaziye Hanım'ın kızı Harika ile tanışan Aydın, henüz onsekizinde bile olmayan bu kıza aşık olur. Zaten bir süredir yaşadığı "yoz" ilişkilerden sıkılmıştır, kurtuluş gibi gördüğü bu el değmemiş, tertemiz "Harika" ile evlenmek için hazırlıklara başlar. Aydın, aklını başından alan bu tutkusunun ardına takılıp giderken, Hadi bey aracılığıyla gelen bir cinayet davası, düşüncelerinin akışını değiştirir. Çünkü, içinde bulunduğu durumla bu cinayetin işlenişi arasında ister istemez bir benzerlik kurmaktadır.
Davanın seyri ile Aydın'ın evliliğini paralellikler kurarak anlatan yazar, öykünün gerilimini sonuna dek korumayı başarıyor. Böylelikle iç içe geçmiş iki muamma ile karşılaşıyoruz. Bir başka çözüm bekleyen konu, Hadi Bey ve ailesi etrafında çıkıyor ortaya. Romanın sonunda, bütün düğümler akla uygun, ama okuyucu için süpriz bir biçimde -birbirleriyle kesişerek- çözümleniyor. Polisiye kurgunun sürükleyiciliğinden yararlanmakla birlikte, esrar ve cinayeti oyuna çevirmemiş Bener. Toplumun bir kesimini ve belli bir dönemdeki insan tipini daha iyi yansıtmak için kurmuş bu gerilim öyküsünü. Yazar, mekanı da çok iyi kullanıyor. İstanbul'un eski köşklerinin mimarisi, öyküye gotik bir atmosfer etkisi kazandırmış.
Tutku ve Cinsellik Erhan Bener'in romanlarının çoğunda tutku ve cinsellik önemli bir yer tutuyor. "Loş Ayna" romanına dönersek, oradaki cinayetin nedeni de, "Sisli Yaz"da olduğu gibi, yine karşı konulamaz tensel isteklerdi. İnsanların yaşamlarının akışını değiştiren bu tür duyguları işlerken, bir çok kez yasak ilişkiler çevresinde kurmuştur öykülerini. Kıskançlık, şehvet, doyurulmamış cinsellik yönlendirir kimi zaman Erhan Bener'in roman kahramanlarını. Böylesi durumlarda, yazarın çok başarılı psikolojik tahlillere giriştiğini görürüz. Mesela, bu romanda, siyasi ilişkiler içerisinde bulunmuş insanların bu ilişkiler etrafındaki çözümlenmeleri zayıf kalırken, aynı insanların ve özellikle Aydın'ın, cinsel tutkulara göre irdelenmesi çok daha gerçekçi oluyor.
Roman kahramanlarının iç dünyalarını yansıtmak için iç monolog ve bilinç akışını kullanan yazarın üslubunu ve ana temaların anlamakta yardımcı olacak bir alıntı yapmakta yarar var. Erhan Bener, "Selma ile konuşmamın ne gereği vardı? Beni anlamasını istiyordum. Sanki anlarsa, ben kendi suçumu bağışlayabilecektim. İçimdekileri nasıl anlayabilirdi o? Sevgimi ve korkularımı kime anlatabilirim? İlkel bir cinsel tutku olarak niteleyerek arkamdan gülecekler. Dün o Liman lokantasındakiler öyle düşünmemişler midir? Ya anası ya kızıyla demişlerdir. Ya da hem anasıyla hem kızıyla!... Bütün bu sıkıntılardan kurtulmam için biraz silkinmem yeter. Ama bunu yapamayacağımı biliyorum. Barba'nın dediği gibi herkes kendi haçını kendisi taşıyor. Çok doğru. Çok kişi benim yaşamıma imreniyo...
Yazar Erhan Bener, 1929 yılında babasının görevli bulunduğu Kıbrıs’ta dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Anadolu’nun çeşitli il ve ilçe merkezlerinde tamamlayan Bener, 1950 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdi. Bener, 1956 yılında Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden de lisans diploması aldı.
Erhan Bener, 1951-58 yılları arasında Maliye Hesap Uzmanı olarak görev yaptı. 1958-1973 yılları arasında yurt dışında çeşitli görevlerde bulunan Bener, 1975 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürü iken kendi isteğiyle emekliye ayrıldı.
Türkiye'nin ilk fen doktorlarından Raşit Bener'le Mediha Hanımın oğlu, felsefeci Cemil Sena Ongun'un yeğenidir. Yazar Vüs'at Orhan Bener'in kardeşi, Yiğit Bener'in babasıdır.
GENÇ YAŞTA YAZMAYA BAŞLADI Kısa bir süre avukatlık yapan Bener, edebiyat yaşamına 1945 yılında çeşitli dergilerde yayınlanan şiir ve öyküleriyle başladı. Bener, 30’un üzerinde kitaba imza attı, kimi yapıtları da yabancı dillere çevrildi. Çocuk kitapları, çevirileri ve radyo oyunları da bulunan Bener’in “Yalnızlar”, “Ölü Bir Deniz”, “Böcek”, “Aşk-ı Muhabbet” ve “Sevda” adlı yapıtları sinemaya ve televizyona uyarlandı.
Bener’in, “Hızır Doktor”, “Bürokratlar” ve “Şahmeran” adlı oyunları, İstanbul Şehir Tiyatrosu, Ankara Halk Tiyatrosu ve Ankara, Konya, Diyarbakır Devlet Tiyatroları’nca sahneye konuldu.
BİRÇOK ÖDÜLÜ VARDI Erhan Bener, Fransız-Türk Kültür Cemiyeti, Yunus Nadi ve Orhan Kemal roman ödüllerine, Haldun Taner, Yunus Nadi ve Dil Derneği Ömer Asım Aksoy Öykü ödüllerine, Muhsin Ertuğrul Oyun Ödülüne layık görüldü.
Edebiyatçılar Derneği Onur Ödülü altın madalyası sahibi olan Erhan Bener, Fransa’nın uluslararası L’Officier de Lordre des arts et des Lettres (Sanat ve edebiyat ustası) ve Uluslararası Film Festivalleri Kurumu’nun “Sanat Çınarı” unvanına da sahipti.
Kedi ve Ölüm adlı romanı Le Chat et la mort adıyla, Baharla Gelen adlı romanı ise Ce qui arriva avec le printemps adıyla Fransızcaya çevrildi.
erhan bener müthiş gerilimli bir roman yazmış. onun klasik hafif mijonist erkek karakteri aydın, politik geçmişi, korkaklığı, içine karışmaya çalıştığı sosyetik sonradan görme zengin güruh o kadar kanlı canlı betimlenmiş ki... bizim bugün müge anlı izleyip şaşırdığımız bir üçlü ilişki döngüsü iki şekilde işleniyor. aydın’ın kabul etmediği bir cinayet davasıyla kendi hayatı birbirine karışıyor. osmanlı artığı bir aile, her tür garip ilişki bir yandan, fakir fukara ve başka pislikleri yaşayan bir aile bir yandan. damat/ kaynana ilişkisi, ortada neredeyse satılığa çıkarılan 16 yaşında bakire kızlar ve her tür pis çapkınlığında kadınlara suç bulan aydın’ın 16 yaşında bakire ve dünya güzeli bir kızla afallayan dünyası. bener tamamen aydın’ın iç sesiyle yazsa da romanı sonunda oh iyi oldu diyoruz aydın’a. romandaki en mükemmel karakter ise politik ve aklı başında güzin. çok “erkek” romanlar yazmasına rağmen kimin hakkını vermesi gerektiğini bilen bir yazar :) gözlemler, detaylar, o saray artığı hayat, politiklikten kaçış mükemmel anlatılmış. tıngırtı bezi neymiş onu da öğrendim :)
Erhan Bener'in şimdiye dek okuduğum en sürükleyici romanı. Bir romandan bunu bekliyor muyum, hayır. Ama böyle bir özelliği oldu benim adıma. Ayrıntıların ve psikolojik analizlerin roman yazarı. Şunu da farkettim; Erhan Bener'in bir romanı hariç tümünde baş kahramanlar erkek ama kadın kahramanları çok daha başarılı yazıyor romanlarında. Kendini sorgulamaktan kaçınmış bir adamın bir anda bambaşka bir dünyaya ve anafora kapılışı anlatılıyor.