Renklerle coşan, acılarla boğuşan bir ressamın hikâyesi...
Fikret Muallâ, Cumhuriyet döneminin en önemli ressamlarından biridir. Bir süre Ayvalık'ta resim öğretmeni olarak görev alan Muallâ, yaşamını büyük ölçüde Paris'te sürdürdü ve burada hayata veda etti.
Yaşamının en önemli travmasıyla 1937 yılında karşılaştı. Galatasaray Karakolu'nda saatler boyu gördüğü işkence sonucu akli dengesi bozuldu ve bu yüzden akıl hastanesine kaldırıldı. Fikret Muallâ iki yıl sonra Paris'e kaçtı ve bir daha Türkiye'ye dönemedi. Paris'te Abidin Dino, Avni Arbaş, Bedri Rahmi Eyüboğlu başta olmak üzere Türk sanatçıların ve Hasan Esat Işık ile Üstün Üstündağ gibi aydınların dostluğunu kazandı. Resimdeki yeteneği günden güne beğeni topluyordu. Ancak bu ilgi onun geçimini sağlamaya yetmiyordu.
Bu kitapta Fikret Muallâ'nın yoksulluk ve perişanlık içinde geçen yaşamına tanık olacaksınız.
Galatasaray Lisesi’ni 1942, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1948 yılında bitirdi. Strasbourg Üniversitesi’nde devletler hukuku ve gazetecilik alanlarında yüksek lisans (1957-59) ve yine Strasbourg Hukuk Fakültesi’nde gazetecilik alanında doktorasını yaptı (1960). 1947-58 yılları arasında Akşam gazetesinde önce istihbarat şefi, sonra yazı işleri müdürü olarak çalıştı. İstanbul Gazeteciler Sendikası’nın kurucuları arasında yer aldı ve başkanlığını yaptı. Paris’te Unesco Genel Merkezi’nde Özgür Haber Dolaşımı şefi olarak çalıştı (1959-1983). Uluslararası gazetecilik örgütleri arasında mesleksel işbirliği, basın ahlâkı, gazetecilik eğitimi ve gazetecilerin korunması projelerini yönetti. Afrika ülkelerinde, Hindistan’da, Filipinler’de gazetecilik eğitimi seminerleri düzenledi. Kara Afrika'da kırsal basın projesini oluşturdu. 1962 yılında Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nin, o zamanki adıyla Basın-Yayın Yüksek Okulu’nun kuruluşu için, Paris’te Unesco’nun merkezinde ilk projeleri hazırladı. 1974-75 yılları arasında TRT’de Radyolardan Sorumlu Genel Müdür Yardımcılığı yaptı. 1986’da halen başkanlığını sürdürdüğü İletişim Araştırmaları Derneği’ni (İLAD) kurdu. Vatan, Milliyet ve Cumhuriyet gazeteleriyle çeşitli dergilerde diziler ve inceleme yazıları yazdı. Anadolu Üniversitesi, Galatasaray ve İstanbul Üniversiteleri iletişim fakültelerinde basın, radyo-televizyon tarihi, uluslararası iletişim ve siyasal iletişim dersleri verdi.
Galatasaray Lisesi'nde okurken bir maçta çelme takılması sonucu hem topal kalan hem de çok sevdiği futboldan vazgeçmek zorunda kalan Fikret'in öyküsü. Okulda kaptığı İspanyol nezlesinin evde annesine bulaşması sonucunda kendisi iyileşen, ama annesini kaybeden Fikret'in öyküsü. Rakı parasına Picasso'nun kendisine hediye ettiği resmi 22 €'ya satan Fikret'in öyküsü. Semiha Berksoy'a duyduğu karşılıksız aşkı "Beğendiğim hangi kadın bana yüz verirdi? Ben kadınları hep uzaklarlardan seyrederim. Asla yaklaşamam. Allah bir parçamı eksik yaratmış." diye anlatan Fikret'in öyküsü... Yazdığı son mektubu "Korkuyorum fena halde..." diye bitiren resmimizin trajik kahramanı Fikret Mualla'nın öyküsü...
Tutarsız, aksi, duygusal, alkol bağımlısı, parasız bir Türk ressam. Bence resimleri gerçekten güzel ve resim sanatından çok iyi anladığını iddia etmeyen biri olarak Türk resminin Van Gogh’u benzetmesine de katılıyorum. Picasso’nun “gel atölyemde çalış” dediği, kendisine resim hediye ettiği biri. Kurgu yok kitapta, anılar, mektuplar, vb.. Dönem kitabı olması itibariyle sevdim.
Türkiye beni korkutuyor. Neden? Çünkü Türkiye’de doğrudan infazlar var, mahkeme kararı olmadan öldürüyorlar… Fikret elinden başka bir iş gelmediği için resim yapmıştır. Yeteneklidir, resim yapmak için yaratılmıştır. Doğru ! Ama bir dünya görüşü olmadığı için sadece resim yapmıştır… (Neşet Günal) Fikret hayatında hiçbir eyleme katılmamış, hiçbir akımın içinde değil. Kafasına estği gibi yaşamış bir insan. Aklı bir karış havada bir sanatçı… (Safder Tarim)
Fikret Mualla Saygı'nın hiç bilmediğim yönleri. Bir kaç efsanevi anısında etkilenmiştim de okumaya karar vermiştim. Tabi daha önce Abidin Dino'nun "Gören Göz İçin Fikret Mualla" kitabı da beni onu araştırmaya itmişti. Bir de daha önce Bedri Rahmi ve Sabahattin Eyüboğlu'nun "Kardeş Mektupları"nı okuduğumda Sabahattin'in Bedri'ye yazdığı bir mektupta Mualla'yı eleştirmesini de okumuştum, bu kitapta açıklığa kavuştu meseleler.
Fikret Mualla'nın ağır işkence gördükten sonra delirmesi ve sefalet dolu yılları. Tam bir bohem hayat. Bazen okuduğum şeylerden dolayı kendisine çok sert tepki dolu hisler besledim. Bazen hak verdim, bazen hak vermedim ama şaşkınlıkla okumaya devam ettim.
Hiç terk etmek istememesine rağmen gördüğü işkence ve akıl hastanesi deneyiminden sonra memleketinden kaçması, Nazi işgali sırasında herkes Paris'i terk ederken onun tekrar ülkesinde işkence görme korkusu ile Nazilerin işgal ettiği Fransa'da kalmayı göze alması. Çok değişik bir hayat.
Kitabı covid-19 pandemi döneminde okudum ve ilk sayfalarda Fikret Mualla'nın annesinin İstanbul'da İspanyol Nezlesi yüzünden ölmesi de beni çok etkilemişti.
Hıfzı Topuz kitabı çok yerinde derlemiş. Fikret Mualla'nın bazı anıları çok silik, herkesin ağzında başka bir hikaye ile anlatılıyor anıları. Hepsini derlemiş. Mesela Picasso ile yaşadığının 3 - 4 versiyonunu peşpeşe başkalarının ağzından dinleyebiliyorsunuz.
Ben çok etkilendim. Yakında Semiha Berksoy ile Mektuplaşmalarını da okuyacağım. Size de tavsiye ederim. Özellikle bu tip kitapları sevenlerin Abidin Dino, Bedri Rahmi, Sabahattin Eyüboğlu, Ara Güler, Mina Urgan, Orhan Veli, Yaşar Kemal ve niceleri... Bu kıymetli insanların kitaplarını toplayıp hatmedin. Nereden nereye geldik, nereye gidiyoruz görün. Zor bulduğunuz kitapların tekrar basılması için de yayınevlerine baskı yapın. Yoksa sahaflar bile yetmez olacak artık bu insanları okumaya.
Hem yazar Hıfzı Topuz'un hem de değerli ressamımız Fikret Mualla'yı tanıyan dost ve sanat çevresinin Mualla'yla ilgili anılarını ve görüşlerini tertemiz bir Türkçeyle aktarıldığını göreceksiniz bu kitapta. Gerek kişisel tercihlerin gerek uğradığı işkencenin etkisiyle tepetaklak olmuş nahif bir ressamın koskoca yaşamından hüzünlü parçalarla dolu. Okurken kimi zaman çok iclendim kimi zaman da çok kızdım rahmetli Fikret Mualla'ya. Hayattayken bambaşka olabilecek bir kariyer ve yaşam boşlukta salınıp durmuş. Şans eseri hayata tutunmuş ve yaşamını idame ettirmiş bu güzel insanı okurken birçok dersi de çıkaracaksınız.
Fikret Muallanin calkantili hayatini anlatan, cok zaman insani gulumseten, cok zaman da uzen bir kitap. Deliler ve Dahiler kitabini hatirlatti bana birkac sene once okudugum, bir yandan aci dolu hezeyanlarla delilik sinirinda yasayip diger yandan cok dahice sanat eserleri yaratmasi en guzel oyle aciklanir tahminim.