Okurken hop oturup hop kalktığım harika bir kitaptı, film izler gibi gözlerimin önünden su gibi aktı. Şimdiye kadar ciddi bir prodüksiyonla sinemaya neden aktarılmadığını anlamak mümkün değil.
Sadece aksiyon yönüyle beğendiğim bir kitap değil, serhat bölgesindeki yaşantı, kale savunması, pazarlıklar, Türk, Sırp, Macar ve Avusturyalı milletlerin birbirleriyle etkileşimleri, Habsburg aristokrasisi ve dönemin gündelik hayatına dair yüzlerce detayı da okumuş oldum, harikaydı.
Daha iyi olabilir dediğim hususlar ise:
Çeviride yer yer tutarsız ifadeler kullanılmış. Dönemin Türkçesi ile konuşmasını beklediğimiz Osman Ağa’nın arkadaşlarına, “Bre durman kaçın, iş yamandır!” diye seslenmesi ya da “Niçin böyle edersin? Bizim kavlimiz böyle değildi.” şeklinde konuşmaları akla yatkın gelirken, 50 sayfa ileride “Çok düşüncelisiniz, keyfiniz yok gibi, bir problem mi var?” şeklinde konuştuğunu okumak tad kaçırtıcı. Bu Jason Bourne macerası değil, biz olayları dönemin Osmanlı tebaasının, gündelik Türkçesi ile okumak istiyoruz. Bir bütün içinde tutarlı olmasına özen gösterilse çok daha iyi olurmuş.
Kitabın genel olarak bir editör sorunu var. Dipnotlarda çok fazla eksik var, yer adları ve unvanlara daha fazla dipnot koyarak içeriği zenginleştirmek, kolay okumayı artırmak mümkünken, keyfi olarak bazı terimlere açıklama yapılmamış. Onun yerine herkesin bilebileceği terimler ise dipnotlarda açıklanmış. Bazı terimlere ise ilk kez görüldüğü yerde değil, dördüncü kez görüldüğü yerde dipnot atma ihtiyacı duyulmuş, anlam vermek mümkün değil.
Yine içeriği zenginleştirmek adına daha fazla harita kullanımı yapılabilirdi, tercih edilmemiş. Ben bu kitabın editörü olsam Evliya Çelebi Seyahatnamesi gibi zenginleştirirdim, tarihimizde seyahatname ve esirname gibi otobiyografik eserlerin azlığı göz önüne alındığında bu eserin yeri daha iyi anlaşılmaktadır ancak basit bir esirname gibi tercüme edilmiş, mevcut halinden daha iyi bir iş yapılabilirdi.
Bunlar, eserin özensiz ya da kötü olduğu anlamına gelmiyor, çok daha iyi olabilirdi. Zaten başka baskıları da varmış, benim gözlemlerim bu baskıya özel. Yine de çok keyif alarak okudum, emeği geçenlere teşekkür etmeden geçmeyeyim.
-— Hikayenin sonu belli ama yine de spoiler olarak uyarayım -—
Temeşvarlı Osman Ağa’nın, çektiği bunca çilenin ardından özgürlüğüne kavuştuktan sonra gelen kısımda, elçilik heyetlerinde tercümanlık ve mihmandarlık yaparak, bu defa bir esir olarak değil, vakur bir asker olarak takdir görmesini, yaşadığı onca ezaya rağmen geldiği noktadan kıvanç duyarak huzura erişmesini görmek içimi mutlulukla doldurdu. Ardından ise tam yaşlanıp köşesine çekileceği sırada, önce Temeşvar’ın, sonra da Belgrad’ın düşüşüne şahit oluşunu okuyunca içimde bir buruklukla kitabı bitirmiş oldum. Zavallı Osman Ağamızın da imparatorluğun büyük geri çekilişine şahitlik ederek, her şeyini geride bırakıp fakru zaruret içinde İstanbul’a yerleşmesi, kendisinden sonraki kuşaklardaki tüm serhatliler ve Rumeli Türkleri ile aynı kaderi yaşayarak ömrünü noktalaması gönlümü yaraladı. Ne diyelim cümlesinin ruhları şad olsun...
-—————-