Jump to ratings and reviews
Rate this book

Fazilet Eczanesi

Rate this book
Haldun Taner’in, “Eczanenin Akşam Müşterileri” (1952) adlı öyküsünden yola çıkarak yazdığı “Fazilet Eczanesi”, çok katmanlı sosyo-kültürel özellikleriyle, dik başlı ama insancıl Saadettin Bey ve çevresindeki renkli kişileriyle tiyatromuzun klasiklerinden.

HALDUN TANER: “Eczane bir bakıma sade bir ilaç laboratuvarı değil, bir insan laboratuvarıdır da. Oraya iki ayaklı ne konular gelir gider. Eczane bir mikrokozmostur. Bir yaşam dilimi yansıtmak istemiştim bu oyunda. Bizim insancıklarımızla örülü bir yaşam kesiti. Onların bütün kusur ve meziyetleri ile, doğru yanlış bütün koşullanmaları ile, sevinçleri, dertleri, sevgileri, kinleri, şakaları, tutkuları, duygusallıkları ve kalender felsefeleri ile... Sahneye, daha doğrusu eczaneye girip çıkan yirmi yedi insan göreceksiniz.”

AYŞEGÜL YÜKSEL: “Fazilet Eczanesi”, 1950’ler Türkiyesi’nde yaşanan toplumsal ve ekonomik geçiş döneminin içerdiği eski ve yeni değer dizgelerini yan yana ve tüm çelişkileri içinde verir... Saadettin’in eczanesiyle simgelenen ‘eski düzen’in kaçınılmaz yıkılışı da oyunun dokusuna aşama aşama sindirilmiştir.”

96 pages, Paperback

First published January 1, 1960

3 people are currently reading
71 people want to read

About the author

Haldun Taner

49 books78 followers
Haldun Taner, a well-known Turkish playwright and short story writer.He was born on March 16, 1915 in Istanbul. After graduating from the Galatasaray High School in 1935, he studied politics and economy at the University of Heidelberg in Germany, until a serious health problem forced him to return to Turkey, where he graduated from the Faculty of German Literature and Linguistics in 1950. He also studied theatre and philosophy at the University of Vienna between 1955 and 1957 under the direction of Heinz Kindermann (1894–1985), an Austrian theater and literary scholar.

As a well-disciplined writer accumulating a rich blend of culture, Taner wrote a great number of stories, generally humorous; essays, newspaper columns, travel writings and theatre plays, in particular, brought him several important awards including the New York Herald Tribune Story Contest First Prize (1954), the Sait Faik Story Award (1954), the International Festival of the Humor of Bordighera Award (1969), and so on. Among his plays, the most popular is Keşanlı Ali Destanı (Epopee of Ali of Keshan). His stories have been translated into German, French, English, Russian, Greek, Slovanian, Swedish, and Hebrew.

Taner affected Turkish theater with the so-called Haldun Taner Theater named after his school of cabaret theater style. In 1967, together with Metin Akpınar, Zeki Alasya and Ahmet Gülhan, he founded the Devekuşu Kabere (“Ostrich Cabaret Theater”).

Haldun Taner died of a sudden heart attack on May 7, 1986, in Istanbul. He was laid ro rest at the Küplüce Cemetery following the religious funeral service at the Teşvikiye Mosque on May 9.

Works:

Stories: Yaşasın Demokrasi (1949),Tuş (1951), Şişhane’ye Yağmur Yağıyordu (1953), Ayışığında Çalışkur (1954), Onikiye Bir Var (1954), Konçinalar (1967), Sancho’nun Sabah Yürüyüşü (1969), Kızıl Saçlı Amazon (1970), Yalıda Sabah (1983), Plays: Günün adamı-Dışardakiler (1957), Ve Değirmen Dönerdi (1958),Fazilet Eczanesi (1960), Lütfen Dokunmayın (1961),Huzur Çıkmazı (1962), Keşanlı Ali Destanı (1964),Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım (1964), Zilli Zarife (1966), Vatan Kurtaran Şaban (1967), Bu Şehr-i Stanbul Ki (1968), Sersem Kocanın Kurnaz Karısı (1971), Astronot Niyazi (1970), Ha Bu Diyar (1971), Dün Bugün (1971), Aşk-u Sevda (19739, Dev Aynası (1973), Yâr Bana Bir, Anectode-Travel Writing-Interview:Devekuşuna Mektuplar (1960),Hak dostum Diye başlayalım Söze (1978), Düşsem Yollara Yollara (1979),Ölürse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil (1979), Yaz Boz Tahtası (1982), Çok Güzelsin Gitme Dur (1983), Berlin Mektupları (1984), Koyma Akıl Oyma Akıl (1985), Önce İnsan Olmak (1987)

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
41 (26%)
4 stars
68 (43%)
3 stars
39 (25%)
2 stars
8 (5%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 9 of 9 reviews
Profile Image for Serbay GÜL.
206 reviews57 followers
July 5, 2019
1950'lerin İstanbul'unda geçiyor oyun. Eczacılık kültürü resmen evrim geçirmiş dedirtti bana oyun. Eczacı ve hasta ilişkileri çok farklı, resmen eczacılık mesleğinin içinin boşaltıldığını hissettirdi ve bana baya baya eskilere ait olduğumu hatırlattı. Çünkü ben de hala bağırsak kurdum var , derimde dökülme var diye doktor yerine eczaneye gidip reçetesiz ilaç talep edenlerdenim. Baya baya eski Türkiye'ye aitim galiba.

Eczacımızın adı Saadettin Beydir ki kendisi ayrıca baş kahramanımızdır. Saadettin Bey , eczanesindeki bir çok ilacı kendi formülleriyle yapan mesleğine aşık bir adamdır. Yeni İstanbul'u sevmeyen bir yönüyle hep eski İstanbul'un muhafazakarı bir adamdır. Haldun Taner, bu oyunlar Saadettin Bey çerçevesinde dönemin sosyokültürel olgularına çok net bir mercek tutuyor . İstanbul'da bir ağaç kesilmesin diye ayak direyenlerin bir şekilde hep olacağını hatırlatan eser olmuştur bana.
Profile Image for Rıdvan.
549 reviews93 followers
October 31, 2017
Ya ben ne zaman Haldun Taner okusam hüzünleniyorum. Komedisinin altında hep bir hüzün gizli sanki. (Komedrama diye bir tür var mı tiyatroda?:)
Kitap aslında bir youn metni olmasına ragmen bir roman olabilecek kadar dolu.
70'li yıllarda bir eczanedeyiz. Bu öyle kolayca hayal edebileceğimiz bir eczane değil. Boğaza karşı bir mahalledeyiz. Mahallenin eczacısı Sadettin Bey.
Kolayca hayal edebileceğimiz bir eczane değil derken şunu kastediyorum; bu eczaneye gidip bir ilaç ismi söyleyip alıp çıkamıyorsunuz. Eczacı Sadettin Bey her bir ilacı laboratuarında kendisi yapıyor. Şahsa özel ilaçlar. Sadettin Bey tüm mahalleyi tek tek tanıyor ve herkese özel ilaçlar üretiyor. Kimisinde allerjik reaksiyon gösteriyor diye falanca maddeyi azaltıyor kimisinde ise dozajı arttırıyor. Öyle ilaç firmasının ürettiği standart ilacı alıp kullanmıyorsunuz. Bu da zaten oyunun konularından biri. Modernizmle mücadele.
Bir hain iş adamı tebelleş olmuş güzelim mahalleye: Tahsin Bey.
Tahsin Bey oyunda modernizmi temsil ediyor. Tabi Sadettin Bey ise tam tersi eskiyi, nostaljiyi. (Modernizme daha iyi bir zıt anlam bulan yazsın:)
Tahsin Bey zengin. Kızı boğazda her gün jet ski'nin peşinden kayak yapıyor. Kendisi lüks arabalarla geziyor falan. Yani belkide tohumları 70'li yıllarda atılan bu tuzağı group oyunlaştırmıştır Haldun Taner. Refah tuzağı. Refah demek zenginlik demektir. Zenginlik demek Jet ski demek lüks arabalar demektir. Şu an boğazımıza kadar saplandığımız kapitalizmin refah tuzağı bu. Yaşasaydıda bize "ben demiştim" temalı bir oyun yazsaydı keşke.
Oyuna dönecek olursak;
Sadettin Bey borçludur bir şekilde Tahsin Bey'e. Üstelikte yıllardır kiracısı olduğu bu dükkanın yeni sahibide Tahsin Bey olmuştur ve Sadettin Bey'den derhal dükkanı boşaltmasını istemektedir.
Oyunun sonuna geçmeden once biraz mahalleliye değinelim.
Mahallemizde bir emekli ve oldukça yaşlı miralay vardır. Sonra elbetteki Sadettin Bey'in heykeltraş olma hayalleri kuran saf oğlu Ünal ve kurnaz çırağı Yusuf vardır.
Sadettin Bey'in ikinci eşi, mutsuz ve pişman insan Naciye,
Hastalık hastası Muadelet Hanım,
Rum balıkçı Viçen ve köşedeki tatlıcı Pehlivan.
A tabi birde elbette Tahsin Bey'in güzel ve mutsuz kızı, Amerika hayalleri kuran Melda.
Farkındaysanız çocukların ismi o çağa gore daha modern isimler olarak seçilmiş.
Oyunun sonunda...


Eczane bir tartışma sonucunda çıkan yangında kül oluyor. Sadettin Bey böylece dükkanı boşaltıyor. Yürümeyecek bu eczacılık işi zaten hazır endüstriyel ilaç ve ilaççılarla da başa çıkamıyorum üstelik benim oğlanda bu işi yapmayacak, heykeltraşlık peşinde, ben yenildim bırakıyorum bu işi derken mahallelinin baskısı ve teşviki ile az ilerdeki Pehlivan'dan boşalan dükkana geçmeye ve devam etmeye karar verir.
Son karede bir fotoğraf belirir.
Ve sahneye çırak Yusuf çıkar. Yıllar sonrası.
8 sene once zavallı Sadettin Bey tamda belini yenice doğrultmuşken hayata gözlerini yummuştur. Oğlu Ünal ise heykeltraşlık hayallerini bir kenara bırakmış babasının mesleğini devam ettirmektedir. Melda ise babası Tahsin Bey'e resti çekmiş, bir hava yolu şirketinde çalışmaktadır.
Modernizmi bu oyunda yenmiştir Haldun Taner. Ama sadece bu oyunda yenilmiştir modernism ve daha doğrusu kapitalizm. Zira kendisinin (Haldun Taner) heykeli bile kendi sahnesinin önünden kaldırıldı. Moda'ya denize bakan (Sırtı dönük) bir yere taşındı.
Yenemedik hocam modernizmi. Şimdi napıcaz?
Profile Image for Ipek.
106 reviews39 followers
December 17, 2016
" Ne anladım ben dozaj makinesi ile yapılan ilaçtan ! Sade toz ezmez bu havan . El ayaş'ının sıcaklığı ile insan sevgisi de karışır ilacın terkibine . "

Eczacı Saadettin 'in sıcacık hikayesi .
Seri üretim kurbanı olmayan doğal zamanlar .
Çok didiniyor eczanesini ayakta tutmaya fakat yeniliklere karşı durmakta tükenmenin bir adımı .
Her düzen aynı kalmıyor yıllar boyu .

Bu kitabı ayrı bir sevdim meslekten ötürü .
Her eczacı veyahut eczacılık öğrencisi okusun derim ben :)

Son söz olarak "Eğer temeline insan sevgisi karışmışsa " bir işin başarı gelecektir diye umuyorum .
Profile Image for Δάφνη.
43 reviews
April 23, 2025
''Kaç kişi kaldık şu eski Boğazlılardan!''
Haldun Taner'in Fazilet Eczanesi adlı eseri, 50li yıllarda gerçekleşen hızlanan modernleşme sürecini; eski-yeni değerler çatışması, sınıfsal farklılıklar ve aile yapıları ile anlatmaktadır. Saadettin Dertsavar etrafında gelişen olay örgüsünde 27 ''sıradan insan'' ile dönemin sosyokültürel olgularını görmekteyiz.
Ana karakter Saadettin geleneklerine bağlı ve eski-yeni çatışmasında eskiyi temsil eden karakterlerden birisidir. Eczanesinde kendi formüllerini geliştirir, müşterilerinden gelen tepkilere göre hormonları azaltır veya arttırır. Modern, avrupai eczanelerin yöntemlerini reddeder. Eczaneden çok aktara benzemektedir dükkanı. Tahsin Bey ise modernizmi ve modernizm adı altında batıdan gelen kapitalizmi de temsil eder.
''Tahsin: Hayat yarışında geri kalanların tipik refah düşmanlığı.
''Sadettin: Ne refah düşmanlığı, hangi hayat yarışı? Öyle bir yarış mı var sanıyorsun beyim? Yarışa bir hizadan başlanır. O dediğiniz hayat yarışına zenginin oğlu önden müflisin oğlu hareket hattının hayli gerisinden başlar.''
Tahsin Bey'in lüks arabaları, arkadaşlarıyla katıldığı partiler ve kızının her gün bindiği jet ski'si vardır.
Sadettin Bey, bütün farklılıklara karşı değildir. Eserde, birçok farklı dilde ( Rumca, Farsça ve Almanca) diyaloglar vardır. Sadettin Bey ise sadece batıya karşıdır. Bu da dönemin iktidarının Batıcı ve Amerika yanlısı tavırları sonrası geleneklerine bağlı halkın bunu bir dayatma olarak görmesine ve bunu reddetmesine dayanır.

Profile Image for Bahar Çamözü.
33 reviews2 followers
March 11, 2021
Highly recommended if you wat to travel in time and find out about life in Istanbul in the 50s.

You will also discover the impact of the trendy French during the Otoman Empire. You will read 'bulvar' before reading 'cadde', you will play 'un deux trois', you will ride your 'velospite'.

"Ben bir erkeğin önce ellerine , sonra dişlerine, sonra dişlerine, sonra da mendil.katlayip katlamadigina bakarım. Küçük ruhlu olurlar mendil katlayanlar. Emin ol böyledir." (Melda)

"Sivilceleri evlenince geçer. Hem resme ne bakıyorsun sen?" (Sadettin)
239 reviews1 follower
July 13, 2021
Haldun Taner, çok beğendiğim oyunları olan bir yazar. Bu oyunu, onlardan değildi. Yine de toplumsal yönü olan sıcak bir oyun. Eski-yeni çatışması bir yönüyle Yeşilçam’ı, Arzu Film’in aile filmlerini akla getiriyor.
Profile Image for Emel Muzac.
169 reviews2 followers
January 24, 2022
Ben hiç tiyatro okumamışım şimdiye kadar =) Çok eğlendim...
Profile Image for Ayşenur Büyükkaymaz.
77 reviews
February 2, 2025
Hayali olmasa nesi var şu fani dünyanın..? Hayal ettiğimiz müddetçe kralız. Kara kara düşünmeye başlayınca dilenciden farkımız kalmaz.
Profile Image for Behçet Necatigil.
478 reviews46 followers
Read
May 25, 2017
Haldun Taner’in oyunu (1960) • Varlık Yayınevi’nin Yeni Hikâyeler 1953 antolojisindeki Eczanenin Akşam Müşterileri başlıklı hikâye Haldun Taner’indi; bu oyun o hikâyenin piyese dönüştürülmüş, genişletilmiş şeklidir; İstanbul’da Boğaziçi’nde yaşlı eczacı Bay Sadettin Dertsavar, hazır ilâçları küçümsemekte, ilacın havanda dövülerek elle yapılması, hastaların insan avucunun sıcaklığıyla iyileştirilmesi gerektiğine inanmaktadır. Fabrika işine güvensizliği, kendi inancına bağlılığı yüzünden
geçim sıkıntısına düşen Sadettin Bey, aynı sevgiyi oğlu Ünal’a da aşılamaya çalışır; fakat babasının ölümünden sonra Ünal, fabrika ilâçları satarak, eczaneyi iflâstan kurtarır
Displaying 1 - 9 of 9 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.