ir buz parçası gecem gündüzüm dolanı dolanı bir noktayım artık taş bile taşa tozunu verirken senden bir haber gelmiyor.
ellerim, o eski bozkır söylencesi: bir sırdı; çaldı kapıyı gitti diyor.
ayağ göçürdün toprak kattın taş bağladın kanatlarım o yüzden uçamıyor.
bin rüyayı bir tek rüyada gördüm
yedi sabah içre dönsem de acı geçiyor acı geçiyor acı elbette geçiyor
acı çekmiş olmak geçmiyor.
"Kemal Varol'un şiiri, bütünüyle bireysel bir ses ile atavist bir yönsemenin birbirine sarmalanarak ve birbirini çelerek ilerleyişi. Kıvılcımlar çaktırarak..." Orhan Koçak
1977 yılında doğdu. Yas Yüzükleri, Kin Divanı ve Temmuzun On Sekizi adlı üç şiir kitabı Bakiye adıyla toplu şiirler olarak kitaplaştı. Romanları: Jar, 2011; Haw, 2014; Ucunda Ölüm Var, 2016 yılında yayımlandı. Haw romanı, 2014 Cevdet Kudret Roman Ödülü’nü kazandı. Sabitfikir tarafından 2014’ün en iyi romanı seçilen Haw, ayrıca Bursa ÇGD tarafından 2015 Barış Ödülü’ne de layık görüldü.
bakiye, üç kitabın toplamı. kin divanı adlı ikinci kitaptaki şiirler, hem şiirin matematiği hem de dil olarak daha farklı bir yerde duruyor. okurken, niyeyse içine giremediğim şiirler de bu kitaptaydı. oysa yas yüzükleri adlı, kemal varol'un ilk şiir kitabında toplanan şiirleri okurken mest oldum. kitabı okumayacak olan okurların da en azından küfran ve gözlerim uzak yollarda heves şiirlerine temas etmelerini, bu şiirleri okumalarını isterim.
Kitaptan iki cümle zihnimde sonsuza dek yankılanacakmış gibi hissediyorum; "Anneler erken, ölümlerine yakın sevilir babalar." "Git sen, kalbin acısını ayakların sızısı alır."
Huzurlu ama aynı zamanda derin ve imge yüklü şiirler yazmış şair. Ancak kimi şiirlerde çıplak göndermeler (Pink Floyd, Zülfü Livaneli gibi) rahatsız ediyor. 180. sayfadaki XLI. başlıklı bölüm tamamen anahtar kelimelerden oluşuyor. Kelimelerin içinde Buscopan, Passiflora gibi kelimeler de var. Sanki bir sözlük alıp rastgele yazılmış gibi bütünlüğü olmayan bir bölüm olmuş orası. Onun dışında, kitabın genel seyri güzel. Okuması keyifli.
Yas yüzükleri, kin divanı ve temmuzun on sekizi adlarında üç şiir kitabındaki şiirlerin bir araya gelmesiyle oluşmuş bir kitap Bakiye. Uzun zamandır okuduğum en farklı, en derin ve imge yüklü şiirlerdi benim için. Ne kadar bitmesin diye az az okumaya çalışsam da gün içerisinde aklıma takıldı elim hep gider oldu ki gitmeyecek gibi de değildi. Tüm şiirleri okuru içine alacak türde diyemem bunun sebebi de aslında birçok şairden etkilenmiş olması, bazı şiirlerini anlamlandırabilmek için çok iyi bir birikim gerekiyor bu sebepten bazı satırlar benim için de anlaşılmazdı. Ancak şiirden biraz olsun yolu geçmiş herkesin içine işleyecek bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Uzun zamandır bu kadar güçlü bir şairin sesini, duyuşunu, varlığını hissetmemiştim. Babadan yitik, şefkatten bihaber yarım bırakılmış çocukları, yaşadığı coğrafyanın kederiyle yazdığı bölümle bunu en derininden hissettiriyor. Birçok şairin belli şiirlerde ulaştığı o doruk nokta Varol’un hemen hemen her şiirinde var. Günlük yaşamın basit konularını can acılı saptamalarıyla dile getiren bu şair-yazar hakkında okuduklarım arasında Varol özelinde yazılan ancak birçoklarının da kanayan yarası olan bir konu hakkında yazılanlara denk geldim.
Hakkında şöyle yazmış Nermin Yıldırım: "Çağdaş edebiyatımızın en kıymetli kalemlerinden şair-romancı Kemal Varol, hayatını öğretmenlikten kazanıyordu. İşini, öğrencilerini nasıl sevdiğine ben şahidim, son romanını yazın boş okul sıralarında yazdığını anlatmıştı... O ve kendisi gibi öğretmen olan eşi sendikanın grevine katıldıkları için açığa alınmışlar bugün. Bu ülke Kemal'i böyle ödüllendirdi. Sadece o değil, adını bilmediğimiz niceleri... Gelecek ay kirasını nasıl ödeyeceğini, çoluk çocuğuna ne yedireceğini bilmeyen bir sürü insan var şimdi. Bu kaygıyla uyumaya çalışacaklar bu gece. Peki biz uyuyabilecek miyiz?" Devamında bir daha ne zaman okuruz şiirlerini sorusunun cevabını da bizzat kendisi vermiş: “Bir derdim var. Bir zamanlar şiirin içine saklıyordum derdimi, şimdi roman aynı vazifeyi görüyor.” Hakkında ne kadar yazsam da az gelecek, yetmeyecek iyisi mi şiirin tadına varmak isteyen her okur okusun ve bizzat hissetsin.
Zihnimde uzunca bir süre yankılanacağını hissettiğim bir şiiriyle bitireyim.
Biley Taşı eriyen bakışlarımda çözülürdü zamanın uğultusu gelirdin: dudaklarının arasında yağmurun sesi unuturdum, uzayıp giden gökyüzü kime kapalı neden her şey vecdini soldurur çocukluğunu anlatırken neden mendil ister babasız kadınlar bilmedim, çünkü herkesin kalbi artık biley taşı herkes hırpalarken kısık sesle canını bazı babaların yasıyla yaşarken herkes savurdum bir sitemle ölümün giz dilini ne baba ne oğul olabildiğim kadın, bağışla: ey yetim, bu aşkta da babanı bulamadın galiba!