Münevver Elif, Aralık 2022`den beri Ankara`daki evinden kesintisiz sürdürdüğü podcast yayınında bu sözle açtı hep programını. Her bir kayıtta, Türkiye`nin yakın tarihinden, basının ve halkın gündemini uzun süre meşgul etmiş trajik, ürkütücü, garip bir olayın öyküsünü anlattı kulak verenlere. Amatör bir uğraş olarak başlayan Ankara`da Bir Ev, günden güne artan müdavimleriyle podcast dünyasının en gözde programları arasına girerken, bu başarısını şimdi de özel olarak hazırlanmış bir kitapla taçlandırıyor. 1920`lerin sonundan başlayarak 1980`lere varıncaya, Türkiye`nin farklı şehirlerinde ama en çok da İstanbul`da yaşanmış, toplumda yarattığı onca infiale karşın zamanla unutulup gitmiş, akıllara durgunluk veren bu hikâyelerde, deyim yerindeyse modern Türkiye`nin gündelik hayatının içine dalarak, türlü çeşit maraziliklerle gün yüzüne çıkan sıradan gerçekliğimize tanıklık edeceğiz. Ayrıca olayların arkaplanında gözümüze çarpan bazı adlara ve olgulara fener tutarak kültürel ve siyasal tarihimizin çeşitli cephelerine de küçük pencereler açacağız.
Kör talihin, bahtsızlığın yanı sıra ihtirasın, açgözlülüğün, alçaklığın, fukaralığın, ezeli kadın düşmanlığının, cinsel sapkınlığın, yamyamlığın, zulmün, işkencenin, çilenin, cinnetin, yürek burkan aymazlığın, ezcümle akla gelebilecek her çeşit kötülüğün boy gösterdiği bu hazin anlatılarda aynı zamanda hiç dinmeyen bir yaşama arzusunun izlerini bulacaksınız.
Açıkçası podcastleri o kadar dinlemedim ama bu kitaptan birkaç tane daha olsa okurum. Elimden düşmedi resmen. Sadece bir podcastin kitaplaşmış hali değil çok keyifli bir popüler tarih kitabı olmuş. Türkiye de trajik bir olay oldu mu hep mi böyleyiz acaba diye hep içimden geçiririm. Maalesef hep böyleymişiz. Katil erkekler, kötü hükümetler ve dahası.
'Topluluktan 10 yaşlarındaki Bahri isimli çocuk oldukça sosyaldi. Yöredeki çocuklarla arkadaşlık ediyor, onlarla oynuyordu. Çocuklar kendilerine çok yabancı olan bu grupla ilgili daha fazla şey öğrenmek için Bahri'yi soru yağmuruna tutuyorlardı. Bahri ailesini, akrabalarını, geçtikleri ve yaşadıkları yerleri dili döndüğünce anlatırken bir noktada çocuklara korkunç bir bilgi verdi: "Biz insan eti de yeriz," dedi.
Çocuklar bu tüyler ürpertici konuşmayı ailelerine aktardılar. Aileler de hiç vakit kaybetmeden durumu savcılığa bildirdiler. Bunun üzerine Karasu Savcılığı küçük Bahri'yi sorguladı: Burada yani Karasu'da da böyle bir şey yapmışlar mıydı? Yakın zamanda kaybolan, tüm çabalara karşın bulunamamış bir çocuk vardı: Refet de onların kurbanı olabilir miydi? Bahri'nin cevabı "evet" oldu.
Bahri, nisan ayının ilk haftalarında bir gün akşama doğru, 16 yaşlarında, başında ortaokul şapkası olan bir çocuğun çadırlarının yanından geçtiğini söyledi. İçlerinden (Bahri'nin anlattığına göre 50 yaşlarında, iriyarı ve vücudunun her yeri dövmeli) Hasan, çocuğu yanlarına çağırarak kendisine altın satabileceğini söylemişti.
Sadece 10 lirası olduğunu öğrenince de diğerleriyle birlikte üzerine çullanmış, yere yatırmış, sonra da tabancasını çekip vurmuştu. Ölmediğini gören Abid, Hasan'ın elinden tabancayı alarak ateşe devam etmişti. Giysilerini Sakarya nehrine attıktan sonra, o gece kendilerine özgü bir ayin ve ardından eğlence düzenleyerek ölen çocuğu yemişlerdi.
Bahri'nin bu ifadesi Türkiye'nin kanını dondurdu. Öldürülen ve bir ayinle yenilen çocuğun Refet olduğu anlaşılıyordu.'(s. 88)
Kitabı Sel Yayınları'nın Beyoğlu'ndaki dükkanında çalışan hanımefendinin önerisi ile edindim. Kitap, 20'lerin sonundan 70'lerin sonuna kadar bir zaman diliminde, Türkiye'de vuku bulmuş, medyada ve toplumda çok ses getirmiş, cinayet, çocuk kaçırma, kaza vb. olayları çok güzel bir dille anlatıyor. Sonradan öğrendim ki içerik Ankara'da Bir Ev ismindeki true crime podcast'inden seçme hikayelerden mütevellitmiş. Daha önce podcast'ten haberim yoktu. Kitabın editörlüğü de gayet iyi. Özellikle anlatımda geçen göndermeleri açıklayan bilgi kutucuklarını akıllıca ve özenli buldum. İlginç hikayelerin satır aralarında tam anlamıyla sosyolojik bir panorama, birçok konuda bir dirhem dahi yol alamadığımızın çarpıcı bir göstergesi saklı.