Kendi varoluşundan dehşete düşmüş bir radyo programı sunucusu.
Kayıtsız bir yabancılaşmadan mustarip ve ruhsal tükenmişliğin batağında debelenen bir 21. yüzyıl anti-kahramanı. Alegorik bir hikâyenin gücüyle gerilim türünün heyecan verici öğelerini bünyesinde toplayan Varlık ve Piçlik, Hakan Akdoğan'ın beşinci romanı. Günümüz tüketim toplumunun konformizmine ve insanlık durumundan kaynaklı "bulantı"ya tokat gibi bir yanıt.
"En dibe indik, yerin altına, hayal kırıklıklarımıza, nefretimize, kendimizden bile sakladıklarımıza. Bu gece yerin altındaki zirvemize tırmandık. Bu gece en büyük sırrımızı anlattık. Bu gece en ağır yüklerimizden kurtulduk. Daha önce bir programda daha itiraflarımızı konuşmuştuk. Aslında her program gecesi yaptık bunu. "İlk"lerden bahsettik. "Son"lardan bahsettik. Kitaplardan, filmlerden, korkulardan, heyecanlardan, hastalıktan, şöhretten, kıskançlıktan, seksten, alışverişten, tatilden, daha yüzlercesinden." (Tanıtım Bülteninden)
Yorumumun tamamını okumayacak olan üşengeçler için: Kaybedenler Klübünü sevdiyseniz bu kitaba bayılacaksınız! =) Şimdi de kitap severler için tam yorumum: Ana karakterleri güçlü, başarılı, her sorunun üstesinden gelebilen kişiler olduğu için, son dönemde okuduğum kitaplardan ne kadar bunaldığımı Varlık ve Piçlik'i elime alınca anladım. Derman tam bir kaybeden; kırılmış, bıkmış, öylesine... Peri Derman'ın (tabiri caizse) Duracell pili, sıradanlıktan koparanı, yaşamayı isteteni. Ama "var oldukça gitme ihtimali de olacaktı" yazarın deyişiyle. Peki ya Peri bir gün giderse, kırıklarını lafbazlıkla geçiştiren Derman ne yapabilir ki? Fazla sorgulamaktan, sonunda öylesine yaşamaya başlayan bir adamın hikayesi işte bu. Öyle güzel zamanda okudum ki, kalbimde çok özel bir yer edindi kendisine. Varlık ve Hiçlik'i yazarın kitapta bahsettiği Aaron-U Turn ve Sarah Jeffe-Swelling dinleyerek okumanızı önereceğim. Aldığım hazzı katladığı bir gerçek. Siz de her konuda muhteşem olan karakterlerden sıkıldıysanız, (biraz da gerçekçi insanlarla sessizliği paylaşmak adına) kesinlikle tavsiye ederim. =)
Dövüş Kulübü’nde herkesin ilk gece kendi gölgesiyle dövüşmesi gibi, bir kişi uyanmaya başladığında, farkındalığı arttığında ilk kendisini dövmeye başlar demişti Hakan Hoca. Derman’ın da yaptığı aslında bu. Retinası yırtık, körleşmiş toplumda, herkes verileni alıp sorgulamadan onunla yaşarken, o hayatını kırıp dökerek, parçalayıp yıkarak yeniden yaratma mücadelesine giriyor... İnsanı kendi içine, derinlerde sakladığı personalarıyla yüzleşmeye itiyor. Beni en çok etkileyen cümle şuydu: “ Hayatın sıradan akışına darbe vuran anlarda sadece düşün. Gözden kaçırdığın, görmek istemediğin, utandığın, paniğe kapıldığın, korktuğun, yenildiğin an’dır o”.
Bir de yine Hakan Hoca’nın dediği gibi, “Festina Lente!”. Hız, insanoğlunun laneti. Hızlandıkça azalıyoruz, yavaşladıkça çoğalıyoruz. Çünkü dikey hayatlara geçiyoruz, çünkü kendi derinliklerimizle yüzleşiyoruz. Ancak yavaşlarsak kendi gölgemizi bulup onunla anlaşabiliriz...
Kitabı okurken radyo programında çalınan şarkıları açıp dinlemenizi tavsiye ederim, mesela Aaron’dan U Turn, Sarah Jaffe’den Swelling ve Moddi’den Smoke. Ben öyle yaptım ve okumam ayrı bir renge büründü.
Bu hafta sonu ödevim ise, Hakan Hoca’nın kitapta bahsettiği Sonsuzluk ve Bir Gün filmini seyretmek...
Hakan Akdoğan'ın doğuştan piçlere ve kendini piç hissedenlere ithaf ettiği bir garip dehliz.
Şu an kitabın basımının olmaması ve hiçbir yerde bulunamaması ne kötü. Umarım aylak adam yayınları en kısa zamanda yeniden basarlar.
'yazmak, intihar etmenin en kanuni biçimidir' diye düşünen bir yazar tarafından başarısız bir intihar girişiminin soluksuz bir hikayesini okuyoruz bu kitapta.
Hayatın başladığı noktaya geri dönen bir kayboluş biçimi olduğunu yazar şöyle ifade ediyor. "Yaşamın gerçekleri, katlanılması gereken acılara dönüşürken, masumiyetin yavaş yavaş kirlenişini izler. Elinde kalan, sadece çocukluğudur. Ona tutunur, bir sokağın ortasında, karanlıkta, tek başına, çocuk hâliyle. yine bulamamıştır kendisini ve yine kaybetmiştir. Kendisini bulma yolunda. Anlamak istemez; çocukluğu kimliğidir kişinin. Değiştiremez. Varacağı nokta, yola çıktığı yerdir."
Anlam kayıpları...Toplumun, ona uymazsan ve aptal olmazsan seni cenderesinde sıkması...Mutlak mutluluğun ya da mutlak mutsuzluğun ne olduğu...Off. Kitap bitti ben de bittim. Yaralı, arızalı ve psikolojisi bozuk karakterler okumayı özlemişim!