Dövüş Kulübü’nde herkesin ilk gece kendi gölgesiyle dövüşmesi gibi, bir kişi uyanmaya başladığında, farkındalığı arttığında ilk kendisini dövmeye başlar demişti Hakan Hoca. Derman’ın da yaptığı aslında bu. Retinası yırtık, körleşmiş toplumda, herkes verileni alıp sorgulamadan onunla yaşarken, o hayatını kırıp dökerek, parçalayıp yıkarak yeniden yaratma mücadelesine giriyor... İnsanı kendi içine, derinlerde sakladığı personalarıyla yüzleşmeye itiyor. Beni en çok etkileyen cümle şuydu: “ Hayatın sıradan akışına darbe vuran anlarda sadece düşün. Gözden kaçırdığın, görmek istemediğin, utandığın, paniğe kapıldığın, korktuğun, yenildiğin an’dır o”.
Bir de yine Hakan Hoca’nın dediği gibi, “Festina Lente!”. Hız, insanoğlunun laneti. Hızlandıkça azalıyoruz, yavaşladıkça çoğalıyoruz. Çünkü dikey hayatlara geçiyoruz, çünkü kendi derinliklerimizle yüzleşiyoruz. Ancak yavaşlarsak kendi gölgemizi bulup onunla anlaşabiliriz...
Kitabı okurken radyo programında çalınan şarkıları açıp dinlemenizi tavsiye ederim, mesela Aaron’dan U Turn, Sarah Jaffe’den Swelling ve Moddi’den Smoke. Ben öyle yaptım ve okumam ayrı bir renge büründü.
Bu hafta sonu ödevim ise, Hakan Hoca’nın kitapta bahsettiği Sonsuzluk ve Bir Gün filmini seyretmek...