Yedi kitaplık seri bitti. Harika bir seriydi. öve öve bitiremeyeceğim pek çok yenilikçi yanı var.
Bu roman, yazarın nirvanaya ulaştığı nokta... Muhakkak okunmalı. Ağdalı dil kullanma çabası yok (-ki bu çok güzel bir seçim) Kendisini tebrik ediyorum. Son sayfalarda duygulandım. Hikayeyi ucu açık bitirmemiş. Her şeyi az da olsa söylemiş. Ben böyle sonları seviyorum. Acaba sonra ne oldu diye meraklanmak yerine, karakterlerin hayatını kısa kısa vermesi beni mutlu eder. Ayrıca R.A. Salvatore tarafından yazılan muhteşem "Kızıl Gölge" (okumadıysanız çok şey kaçırıyorsunuz) serisinde olduğu gibi harika savaş stratejileri, güzel politik çekişmeler de söz konusu. Bir sonraki sahnede ölecek dahi olsa, karakterlerin geçmişlerini kısa kısa vermesi, insanda aidiyet hissi uyandırıyor, empati kurmamızı kolaylaştırıyor. İçleri dolu, kişilik sahibi, özümseyebileceğimiz gerçekçi karakterler ortaya çıkıyor. İkinci kitapta "duvarda gördüğümüz tabanca" üçüncü kitapta öyle bir "patlıyor" ki, tadından yenmiyor... (spoiler vermeyeyim şimdi:) Kurgulama aşamasında ciddi emek olan bir üçleme. Hoşuma gitmeyen bir kaç nokta var ve aşağıya yazacağım. Tüm o değineceğim olumsuzluklara rağmen, bu yedinci romanı okumak için, sırf bu romanı okuyabilmek için bile önceki altı kitap okunur ve okunmalı...
Olumsuz yanları da var elbette:
-Yazarın Türkiye siyasetine gönderme yapma arzusu canımı sıktı. Bunu göremeyecek olanlar için, yaptığı röportajlarda üzerine basa basa bu göndermeyi vurgulaması da hoş değil. Kaçış edebiyatı (fantastik) mı yazıyor yoksa satirik roman mı, karar vermesini beklerdim.
-İlk dört kitap yenilik olarak ortaya koyduğu ve çok hoşuma giden, helal olsun dedirten bir yaklaşımı var: O anki durumu çevrede yaşayan masum bir böceğin ya da havanın gözünden anlatması. Bu kitapta böylesi geçişler o kadar sık var ki, okurken dikkatim dağıldı.
-Barış Müstecaplıoplu okurken, çeviri roman okuyormuşum hissini üzerimden atamıyorum. Fantastik yazan diğer Türk yazarların (mesela Ilgana adlı muhteşem eseri yazan Özgür Özol'un veya Ecel gibi bir mülemmelliği kaleme alan Funda Özlem Şeran'ın ve diğer pek çok yazarın) üslubu böyle değil. Barış Müstecaplıoğlu'nun eserleri başka dillere de çevriliyor. "İngilizceye çevrildiğinde daha iyi olması için cümleyi Türkçe nasıl yazmalıyım?" diye düşündüğüne de inanmak istemiyorum. Ama, nedense, çeviri eser gibi bir üslubu var. (Sekiz roman çevirmiş biri olarak bu konuda biraz tecrübeli sayılırım;)
Hülasa: Bu eser kaçmaz. Okuyun. Okutun.