Birkaç kanaldan ilerleyen polisiye romanları severim. Bu sefer bonus olarak iki kanaldaki soruşturmayı yürüten karakterlerin de her biri ayrı ayrı cambaz.
Nevi şahsına münhasır Savcı Yelda, kitabın esas kahramanı ve esasında bu serinin de esas kahramanı Başkomiser Perihan Uygur, yardımcıları komiser Ayla ve Hasret. Fakat bununla bitmiyor. Bir de makulü var elbette bu polisiyenin ki o da başlı başına cambaz, namı diğer kumarbaz: Sadık Alpsoykan.
Eski iş insanı, emekli milletvekili Alpsoykan Kıbrıs’ta metruk bir otelde ölü olarak bulunuyor. Bir yandan klasik bir polisiye kurgu tadında ilerleyen kitapta, herbir karakterin hikayesi, mekanların özellikleri, Kıbrıs’ın kendine has ekonomik, siyasi, jeopolitik, göz önünde olan ve gizli tutulan dengeleri ve (daha fazlası spoiler olacak diye burada susuyorum) alt metnine saklanan diğer detayları ile dikkat çektiği meseleleri de ayrıca kıymetli buldum.
Okuduklarım bir mini dizi geçti gözümün önünden desem abartmış olmam. Sinematografik yönü oldukça güçlü bir polisiye. Perihan Uygur serisinin dördüncü kitabı olmasına ve öncesini okumamış olmama rağmen Türkçe Polisiye Edebiyat içinde sevdiğim serilerin arasına çoktan girdi bile.
“Orada kimse densizlik yapamazdı. Büyük tapınaklar inançsızlara hadlerini nasıl kubbeleri, sunakları, kuleleriyle bildiriyorsa, kumarhane de ışıltısıyla fanileri ayaklarını denk almaya çağırıyordu. Burası bir mertebeydi ve hikmetinden sual olunmazdı.”