Tek Tabanca kitap özeti Nihat Genç'in gölgede kalmış en iyi hikayeleri bir arada: Tek Tabanca! Tam bir edebi hazine! Yalnızların, yoksulların, ezilenlerin başrolde olduğu şoke edici hikayeler! Tek Tabanca, edebiyatın baş döndüren özel efektleriyle dolu! Gerilim, kahkaha, en acı gerçekler, rengarenk düşler, aşk, macera, bilgelik ve sürprizler art arda şimşek gibi çakıyor! Bu hikayeler sayfalardan taşarak kana karışıyor! Nihat Genç; bir garson çocuğu, bir küçük kızı, köy doktorunu, teyzeyi, dilenciyi, eşcinseli, üniversiteliyi öyle renkli, öyle hayat dolu kahramanlara dönüştürüyor ki şaşıp kalıyorsunuz. April Yayıncılık olarak; Nihat Genç'in muazzam bir birikimle ve doludizgin bir enerjiyle kaleme aldığı hikayelerini gururla sunuyoruz. Bu sayfaları ezberleme isteği duyacaksınız. Tek Tabanca, mermi gibi hızlı ve tesirli bir edebiyat patlaması! Direkt kalbe ateş ediyor! (Arka Kapak)
Gerçeğe yakın, dolu dizgin yirmi dört hikaye. "Ağbimden Hesap Almayın" benim kuşağım için de çok tanıdık mesela. Haliyle en beğendiğim hikaye. Aynı zamanda iyi bir konuşmacı olan Nihat Genç'in buna benzer çok ilginç hikayelerini bulabileceğiniz bir kitabı. Kitabın eksik yönlerine gelince, çok fazla küfür var bir kısmı nokta noktalanmış, anlıyorsunuz. Bir sonraki hikayede aynı ifade apaçık. Tutarsızlık tırmalıyor. Gözden geçirilmeli. "Özcan Deniz seven bir insanın sosyal ahlakı olmaz", "Gülben Ergen'e hayranlık duyan insan boş insandır" düzeyinden daha yürekli çıkışlar bekliyordum. Yazarın kendisine bir özeleştirisi var: "19. asırdan kalma bir üslubum var" diyor: "Romantizm". Bu üslup kitabı aşırı ağdalı yapmış. Olaylara çok fazla müdahale ediyor. Kıyasıya yorumlar koymuş aralara.
Konuları da kısır buldum. Genç, hikayeler hakkında "hastanelerde çok yoksul perişan kalmış insanlar var" diyor. Yazar bildiğiniz gibi bir süre sağlık kurumlarında çalıştı. Fakat bu durum eserlerine haddinden fazla yer etmiş. Ne yazık ki bu durumun sebebi insanların yoksul perişanlığından ziyade konu ve gözlem kıtlığıymış gibi gözüküyor. Üstelik mekanlar da Ankara'nın birkaç semtinde dönüp duruyor. Belki de sol bir burjuva olsaydı Her Gece Bodrum'daki gibi çeşit çeşit mekanlar, ilişkiler, "lezzetler"den bahsedecekti. Oysa sol romanların bilgi yönü de çok sağlamdır. Söz gelimi Devlet Ana bir tarih ansiklopedisi anlayana. Tek Tabanca'da basit bir bilgi hatası: 12 Eylül'ün üzerinden üzerinden birkaç hafta geçmiş, "idare okuldan atar, on sekiz ay askerlik yaparsınız" cümlesi var. Halbuki Milli Savunma Bakanlığının sitesinde bile bulunabilecek bir bilgi: "1315 sayılı kanunla 27 temmuz 1970 tarihinden itibaren askerlik hizmet süresi 20 aya düşürülmüştür ". İkinci bilgi: "9 temmuz 1984 gün ve 18453 sayılı resmi gazetede yayımlanan 3031 sayılı yasa ile askerlik hizmet süresi 1 mart 1985 tarihinden itibaren 18 aya indirilmiştir".
Cebeci'deydim, Bentderesi'nde, Elmadağ'da, bi ara ne oldu anlamadım Kuzguncuk'ta buldum kendimi. Bir kadının, birbirini imha edemeyen iki grubu nasıl yokettiğini gördüm, bir kahvede kurulan sinema hayallerini yan masadan izledim ve nicesi. Nihat Genç ne yapmış böyle?! Aşırı küfürlü olmasına rağmen üslup lezizdi. Hikayeler can alıcı, hatta kısmen bir yakın tarih tablosuydular, başlı başına film senaryoları. April'in aşırı abartılı bulduğum tanıtım yazısı meğer pek de abartılı değilmiş.
Eski Yunanda(bugünkü Yunanistan ile en ufak bir alakası yoktur) Parrhesiastes denen özü sözü bir ve aykırı tipler vardı. Ne kadar tehlikeli olursa olsun gerçeği söylemeyi bir vazife bilen bu kişilere en iyi örnek Sokrates'tir. O arkasında tek bir satır kalmamasına rağmen dünyanın en önemli filozofudur çünkü aslında o ardında bir felsefi eser olarak hayatını bırakmıştır. Tehlikeli bir haldeyken bile gerçekleri haykırır, bir adım geri atmaz ve zehri içer, ölür. Sözleri ve eylemleri asla ayrı tellerde çalmamıştır. Nihat Genç bir dürüstlük timsalidir kesinlikle. Tüm Türkiye'nin fırıl fırıl döndüğü, birbirine tuzak kurduğu, kuyusunu kazdığı bu zamanda onu özlüyorum. Her cümlesi taşkın bir lirizmle dolup taşan, ruhu sarsan, beyne balyoz gibi inen bu hikayeleri okumanızı öneririm. Tüm hikayelerin ortak noktası ise yoksulluk ve yeraltı tiplerini içermesidir. Türkiye'ye dair çok çarpıcı hikayeler burada derlenmiştir.
Yaşayan en büyük Türk hikâyecilerinden birinin, insan ruhuna ve gerçek anlamıyla yaşamak denen şeye dair fikri olan herkese hediye etme isteğiyle dolduran enfes bir seçkisi. Yüreğim ezilirken kıkırdadım, kahkaha atarken huzursuz oldum, sorgularken umutlandım. İşte edebiyat!
Nihat Genç'in kıvrak edebi dili ve tanıtımında da söylediği gibi, her biri roman tesirinde öyküler. Kitabın ismi de sanki yazarını tarif ediyor, her zaman "Tek Tabanca".
Bir kitap aşk kitabıysa, duygularınla yorum yaparsın. Siyasi bir kitapsa, savunduğun tarafa göre yorum yaparsın. Felsefi bir kitapsa, sana kattığı ya da katmaya çalıştığı düşüncelere göre yorum yaparsın. “Tek Tabanca” kitabında ise neye göre yorum yapacağımı şaşırdığım nadir kitaplardan birisi.
Birbirinden farklı yirmi dört hikaye birbirinden farklı yirmi dört kahraman. Ama bu kahramanlar bizim bildiğimiz kahramanlardan değil. Her gün gördüğümüz sıradan insan kahramanları. Bir hikayede eşcinsel bir adamla sokaklarda gezerken, bir başka hikayede bir maçın holiganları ile kol kola yolculuk yapma şansınız oluyor. Hikayelerin konusu toplumsal olayları içeriyor. Yoğun duyguların ve gözlem yeteneğinin edebiyat ile birleşerek bir dışa vurumu bu hikayeler. Her hikayenin ortak tek yanı ise dürüstlüğü.
Her cümlede, her küfürde, her hikaye sonunda ve başında dürüstlüğü yakalamak mümkün. Bizler içimizdeki duyguları, düşünceleri toplumun gerektirdiği şekilde, yerine göre yansıtırız dışarıya. Ailemiz, yakın dostlarımız bile bizi bilmez, belki sadece hislerimizi paylaştığımız günlüklerimiz vardır bilen. Ama bu kitap tamamen içten gelen, kendini engellemeden konuşmak isteyen, haykıracak şeyleri olan bir adamın parmaklarından, beyninden dökülerek yazılmış.
Kitap içerisinde anlatılan her hikayeyi okurken tek bir şey geçti içimden; bunu bizden ziyade üst kademe dediğimiz insanların okuması gerekiyor. Okumaları gerekiyor ki neyi yönettiklerini, neye hizmet ettiklerini, nerede yanlış yaptıklarını, yaptıkları hareketlerin halkta, fakirlikte, çaresizlik içinde ne gibi sonuçlara yol açtığını görsünler.
Hikayeler içerisinde duyguların aktarılışının yalınlığı, ayrıntısı sizi alıp o dünyaya götürüyor. Bir an gözünüzde bir damla yaş ile gülümserken bulabilirsiniz kendinizi ama yoğun olarak sakin bir öfke seline eşlik edeceksiniz. Ve bu tarz kitapları okurken yaşadığım gibi yine sanki Nihat Genç ile karşılıklı oturmuşum ve bana bu hikayeleri o tok sesiyle, vurgu yeteneği ile kendisi okuyormuş gibi geldi. Bu da ister istemez diğer roman tarzı kitaplardan sıyrılarak yazar ile bir bağ kurmanızı sağlıyor. Hikayeler birkaç sayfadan ibaret olsa da konu, mekan, karakter açısından her şekilde doyurucu bir titizlikle yazılmış.
Nihat Genç’e ait okuduğum ilk kitap “Tek Tabanca” olsa da, son olmayacağına eminim. Ayrıca April Yayıncılık’a da bu kitabı bizlere kazandırdığı için teşekkür ederim.
Kitabın ön sözünden bir alıntı yaparak yazımı bitirmek istedim;
“Okuyarak, yazarak insanlaşan, şahsiyet kazanan, yücelen kişilerin kardeşliği başkadır.
Her birimiz, bu haysiyet mücadelesinde tek tabancayız.“
The best of nihat genç. Derin hikayeler; hergün etrafımızda yaşananların, mahallemizdeki komşuların, iş yerindekilerin, yanından hızlıca geçtiklerimizin; kısacası insanların, insanlığın hikayeleri. Okudukça merak edip hızlandığım, kitabın sayfaları azaldıkçada bitecek diye üzüldüğüm nadir kitaplardan biri. Bu adam insanı yazıyor ve iyi yazıyor. Bir kitap hediye edecek olsam bu kitabı verirdim.