Essential advice for the young in the face of the vice and materialism of our times. This book shows how through learning the true nature of youth, life, and this world, young people may avoid the many pitfalls of modern life and secure true happiness in this world and the next.
Said Nursî, (1878 – March 23, 1960) is an Islamic scholar who wrote Risale-i Nur Collection, a body of Qur'anic commentary exceeding six thousand pages. He is commonly known as Bediüzzaman, which means "the wonder of the age".
He was finally released in 1949. In the last decade of his life he settled in Isparta city. After the introduction of the multi-party system he advised his followers to vote for the Democratic Party of Adnan Menderes which gained the support of the rural and conservative populations. Because Said Nursî considered communism the greatest danger of that time, he also supported the pro-Western orientation of the Democrats, leading to his support of NATO, CENTO and Turkey's participation in the Korean war. He tried to unite Muslims and Christians in the struggle against communism and materialism therefore he corresponded with the Pope and the Greek Orthodox patriarch.
In 1956 he was allowed to have his writings printed. His books are collected under the name The Collection Of Risale-i Nur (Letters of Light). His tomb in Urfa (demolished in July 1960)
He died of exhaustion after traveling to Urfa. He was buried on the premises where according to Islamic beliefs Abraham (Ibrahim) is buried. After the military coup d'état in Turkey in 1960, a group of soldiers led by the later extreme right-wing politician Alparslan Türkeş opened his grave and buried him at an unknown place near Isparta during July 1960 in order to prevent popular veneration. His followers are reported to have found his grave after years of searching in the area, and took his remains to a secret place in an effort to protect his body from further disturbance. Now, only two followers of him know where he is buried. When one of them dies, the other one tells one more person the secret place of the grave reducing the chance that the place be forgotten. Interestingly enough, he wrote in a treaty (risala), that no one should know where his tomb is.
bugün okula doğru yoldayken fikir değiştirip eve döndüm. biraz risale çalışayım dedim. güzel oldu. bu derlemenin yanında abdullah aymaz abi'nin yorumlarını ve açıklamalarını da okudum yer yer. dönüp baktığımda hızlıca hatırlayabilmek adına kendimce mini bir özet çıkarmak istedim.
ondan önce kısa bir anekdot: ipad'i elime aldığımda ilk sayfada "birinci söz" başlığını görünce nefsim dedi ki, sen biliyorsun zaten bunu, kaç kere okudun, besmele işte filan gibisinden. neyse yine de susturup okudum bir kez daha, akabinde de abdullah aymaz abi'nin notları vardı. hüsamettin akmumcu ağabey'in yaşadığı bir olayı anlatmış. abi, bir gün gençlere risale dersi vermeye gitmiş, "hocam biz ağır bir ders istiyoruz" demişler. birinci söz'ü okuyunca gençler burun kıvırmışlar (aynı benim gibi!). biraz sonra çaylar dağıtılmaya başlamış; ama ne veren bismillah diyormuş, ne de alan. abi de demiş "siz benden ağır ders istediniz, fakat görüyorum ki birinci söz'ü dahi geçememişsiniz".
çok güzel ağzımın payını aldım vesselam. rabbim bizi, allah namına alan, allah namına veren ve besmeleyi dilinden düşürmeyen kullarından eylesin. bilmemek değil de "ben zaten biliyorum" demek asıl hastalık. o yüzden, efendimiz'in dediği gibi, faydasız ilimden, pratiğe dökülmeyen bilgiden sana sığınıyorum allah'ım.
21 maddede kendime çıkardığım dersler aşağıdaki gibidir. bismillahirrahmanirrahim:)
1. birinci söz: ilk olarak, üstad süper üçlü "zikir-fikir-şükür"den bahsediliyor bu kısımda. "başta 'bismillah' zikir, ahirde 'elhamdülillah' şükür, bu kıymettar harika-yı sanat olan nimet ve hediye-i rahmeti düşünmek ve derk etmek de fikirdir." diyor. pek çok hadiste allah'ın adı anılmayan (besmele çekilmeyen) her işin güdük, eksik ve bereketsiz kalacağı ifade ediliyor. + allah namına alma, allah namına verme şuuru önemli! (en'am suresi/121: "üzerine allah ismi zikredilmeyen şeyden yemeyiniz.") + (dokuzuncu işaret: "burada meyve yersin, orada 'elhamdülillah' yersin.")
2. on üçüncü söz'ün ikinci makamı: üstad bu bölümde kabir için üç yol olduğunu söylüyor; (kısaca) birinci yol: iman ve ibadetle gidilen bir yol. ikinci yol: ahireti tasdik eden, fakat dalalette ve sefahette gidenlerin yolu. (inancıyla tezat yaşayanların yolu.) üçüncü yol: ahirete inanmayan, dalalete sapmış dinsiz inkarcıların yolu (ebedi yokluk kapısı), diyor.
- "islamiyete göre "fasık"ın, yani allah'ın hükümlerini çiğneyen, namaz ibadetini yerine getirmeyen bir günahkarın şahitliği kabul edilmez." (bu ağır geldi!)
3. eskişehir hapisanesi'nin penceresinden: üstad o meşhur lise mektebinin raks eden kızlarını anlatıyor. onların geleceklerine baktığında elli tanesinin kabir azabı çektiğini, on tanesinin ise yetmiş yaşında, çirkinleşmiş ve herkesin nazar-ı nefretini celbettiklerini söylüyor. "eğer geçmiş zamanın hadiseleri sinema ile şimdi gösterildiği gibi, gelecektekiler de şimdi gösterilebilseydi, günah yollarında koşanlar şimdi güldüklerine, nefretle ağlayacaklardı." diyor üstad hazretleri.
dipnot: bu bölümde kadınların, erkek nefsini ne kadar zorlayabileceğinden, hatta kadınların "baştan çıkarıcı" fıtratlarından, fitne gücü ve potansiyellerinden vs. bahsediliyor. çok hoşuma gitmedi, belki de anlayacak seviyede değilimdir. fakat not etmek istedim yine de. bu da işaret edilen ilgili ayet; "muhakkak ki, sizin hileniz pek büyüktür." (yusuf, 12/28) (tam olarak anlamak için tefsirini okumalıyım.)
4. tek bir bölümde değil ancak kitabın bütününde haşir risalesine atıflar vardı. ilgili maddeleri buraya yazacağım.
4.1."ölüm sermayesi pek azdır. lüzumlu işler pek çoktur."
4.2.1. "her şey gibi, elbette gençliğin dahi lezzetleri gidecek. eğer ibadete ve hayra sarfedilmiş ise; o gençliğin meyveleri onun yerinde baki kalıp, hayat-ı ebediyede bir gençlik kazanmasına vesile olur."
4.2.2. nur-u kur'an ile gördüm ki birbiri içinde "üç külli dünya" var: birisi: esmâ-yı ilâhiyeye bakar, onların aynasıdır. ikinci yüzü: ahirete bakar, onun mezraasıdır. (mezraa: ziraat yapılan küçük toprak parçası) (->"dünya, ahiretin tarlasıdır" anlamındaki hadis üzerine.) üçüncü yüzü: ehl-i dünyaya bakar, ehl-i gafletin mel'abegâhıdır(oyun yeri, oyuncağıdır).
4.2.3. "dünya sevgisi, bütün hataların başıdır." !! (ebu nuaym, iran'lı hadis bilgini ve tarihçi)
4.3. ölümü güzel anmak, ebedi hayata başlangıç olarak görmek üzerine sözler..
5. on üçüncü söz'ün ikinci makamı'nın haşiyesi (a.aymaz abi'den notlar): üstad "evet, gençlik damarları, akıldan ziyade hissiyatı dinler. his ve heves ise kördür. âkıbeti görmez." diyor. insanın dört yönü; nebatî, hayvanî, insanî ve imanîdir. insan; - yemesi içmesi itibariyle nebatî - şehveti ve gazabı itibariyle hayvanî (gazab:öfke anlamında) - akıl ve vicdani duyguları ile insanî - allah'a ve ahirete iman yönüyle de mümindir.
nebatî ve hayvanî duygular kördür ve ancak imanî mertebe bizi yanlıştan vazgeçirmedeki asıl faktördür. -> üstad yanlış yollara sapmama adına özellikle 'meyve' ve 'gençlik rehberi' risalelerini okumanın önemini vurguluyor!
6. hapiste edilen duaların kat kat daha faziletli olması üzerine. "zevâl-i lezzet elem olduğu gibi, zevâl-i elem dahi lezzettir." ** "o'nu tanıyan ve itaat eden zindanda olsa dahi bahtiyardır. o'nu unutan saraylarda da olsa zindandadır, bedbahttır!" (!!!)
7. müminin mümine üç günden fazla küsmemesi ve affedici olmak üzerine.. teyzem kuzenlerime küstüğümde hatırlatırdı devamlı bu prensibi. nedense sanki çocuklara mahsus bir konu gibi şimdi hayatımda uygulamadığımı fark ettim. belki bugün küstüm demiyorum da, kırıldım diyorum, soğudum diyorum, sinir oldum diyip kendimi çekiyorum. halbuki üstad ısrarla aksini tavsiye etmiş. küsülen insanla bir anda ölüm sonucu ayrılabileceğimizi, basit deyişle, buna "değmeyeceğini", islamın barışı ve insaniyeti emrettiğini söylemiş. biraz daha dikkat etmeye çalışayım bu konuya.
8. altıncı mesele: kastamonu'da lise talebeleri, "üstad, bize hâlık'ımızı tanıttır, muallimlerimiz allah'tan bahsetmiyorlar." derler. üstad, "sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen allah'tan bahsedip hâlık'ı tanıttırıyorlar. muallimleri değil, onları dinleyiniz!" der. (okul hayatıyla ilmi birleştirme noktasında bir tavsiye..)
9. mukaddime: ehl-i dalalet için cehennemin ve ehl-i hidayet için cennetin gerekliliği üzerine.. (burada geçmiyor fakat mektubat'tan aklıma geldi. "cennet ucuz değil, cehennem de lüzumsuz değil.") elhasıl, madem allah var, elbette ahiret vardır...
10. "kün feyekûn" sırrına dair: "ol! der ve olur."
11.1. yirmi üçüncü mektup'tan: "en hayırlı genç odur ki, ihtiyar gibi ölümü düşünüp âhiretine çalışarak, gençlik hevesâtına esir olmayıp gaflette boğulmayandır. ve ihtiyarlarınızın en kötüsü odur ki; gaflette ve hevesatta gençlere benzemek ister, çocukçasına hevesât-ı nefsâniyeye tâbi olur."
11.2. levha-i hikmet: dost istersen allah yeter. yâran (arkadaş) istersen kur'ân yeter. mal istersen kanaat yeter. düşman istersen nefis yeter. nasihat istersen ölüm yeter.
12. "bu ders akıldan ziyâde kalbe bakar, delilden ziyâde zevke nâzırdır." vahidiyet ve ehadiyet terimlerinin izahatı; - ikisi de allah'ın birliğini ifade eder. - vahidiyet, allah’ın umum kâinattaki birlik tecellisini, ehadiyet ise kâinat içindeki her bir varlıkta hususi olarak görünen birlik tecellisini ifade eder.
13.1. yirmi üçüncü söz: - "muhakkak ki, biz insanı en güzel biçimde, en mükemmel şekilde, ahsen-i takvim üzere yarattık. sonra aşağıların aşağısına, esfel-i sâfiline indirdik. ancak iman eden ve sâlih amel işleyenler müstesnâ!" (tin, 95/4-6) [sen eğer nefis ve şeytanı dinlersen esfel-i sâfilîne düşersin. eğer hak ve kur'an'ı dinlersen, âlâ-yu illayyîne çıkar, kâinatın bir güzel takvimi olursun.] *- gereken hürmeti göstermeyenlerin kur'ân'dan istifade edemeyeceklerinden bahsediyor!! - ahsen-i takvim ve esfel-i safilini, elmas-kömür örneği ile açıklar. (dalalete düşmüş insan, parlak güzelliğinden kömür olma sefaletine düşer. küfür, mahiyet-i insaniyeyi yıkar, elmastan kömüre kalbeder.)
13.2. üçüncü nokta: -> demek; iman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül saadet-i dâreyni iktiza eder (dünya ve ahiret mutluluğunu gerektirir).
13.3. "hakiki imanı elde eden adam kâinata meydan okuyabilir." tevekkül meselesi: fakat yanlış anlama! tevekkül, esbabı bütün bütün reddetmek değildir. belki esbabı, dest-i kudretin (kudret elinin) perdesi bilip riayet ederek; esbaba teşebbüsü ise, bir nevi dua-yı fiili telâkki ederek; müsebbebâti (neticeleri), yalnız cenâb-ı hak'tan istemek ve neticeleri o'ndan bilmek ve o'na minnettar olmaktan ibarettir. (yani, tevekkül+sebeplere riayet!) *- tevekkül etmeyenler, binlerce endişe ve vesveseyi üzerlerinde taşımaktan kurtulamazlar!!
14. dördüncü nokta (iman üzerine) "iman, insanı insan eder. belki insanı sultan eder. öyle ise insanın vazife-i asliyesi, iman ve duadır. küfür, insanı gayet âciz bir canavar hayvan eder."
insan-ı kâmil üzerine h.e.'nin tesbitleri: yetkin insan demek olan insan-ı kâmil; allah'ın ef'âl, esmâ, sıfat, hatta şuûnât-ı zâtiyesinin en parlak aynası demektir. - kamil insan, o'nunla oturur-kalkar, o'nu düşünür, o'nu konuşur... her tavrı ve her beyanıyla o'nu hatırlatır
-> efendimiz, ekmel-i kümmelîn (kamiller kamili) (efendimiz, rahmetin müjdecisi ve azabın uyarıcısı olan bir rehber olarak bütün insanlara gönderilmiştir.)
15. ahzab suresi (33/72): "şüphesiz biz emâneti göklere, yere ve dağlara arz ettik de onlar onu yüklenmekten çekindiler ve onun sorumluluğunu yerine getirememekten korktular. ne var ki, onu insan yüklendi. bunca kabiliyet ve nimetlerle donatıldığı halde yüklendiği emânetin hakkını veremeyen insan ne kadar zâlim, ne kadar câhildir." emanet = kulluk emaneti (farzlar, haramlar, mükellefiyetler vs.)
16. iman-ı billah, mârifetullah, muhabbetullah, aşk u şevk, cezb u incizâb, zevk-i ruhânî... terimleri üzerine
17. bakara suresi (2/257): "allah iman edenlerin yardımcısıdır, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır." ayeti, tevekkül ve iman meseleleri üzerine..
18. "ey gafil insan! şu nükteden anla ki; o müthiş cehenneme girmek ceza-yı ameldir (günah ve kötülüklerin karşılığındadır), ayn-ı adldir (adaletin ta kendisidir). fakat cennete girmek, mahz-ı fazldır (tamamen allah'ın lütfudur). (!!!)
19. meşrû dairede olan zevkler, keyfe kafidir!
20. ey insan! madem hakikat böyledir; gururu ve enaniyeti bırak, acz ve zaafının idrakına var, fakr ve dua ile abd olduğunu göster ve "hasbünallahü ve nimel vekil" (allah bize yeter, o ne güzel vekildir) de, yüksel!..
21. risale-i nur'un birçok faydasından birisi: iman hakikatlerini ilmelyakîn ve aynelyakîn ve hakkalyakîn derecelerinde inkişaf ettirir. (inkişaf: gelişim, gelişme)
Köksal-Kök Risale-i Nur Külliyatından Gençlik Rehberi, sözler y. 1947.
Bediüzzaman Said Nursî nin neden bu kadar çok okunduğu ve sevildiği insanı şaşırtmamalı.
geçmiş , gelecek ve şimdi hakkında açık vizyonlar; en alttan en üst boyutlara kadar perdesiz görüş. bu bakışla gördüğü dünyayı anlatmasına hiç şaşırmamalı.
An essential book for all Muslims or those trying to find their way, to reflect on the ephemerality of this fleeting life, and to guard oneself against it, while increasing ones' understanding of the One Who has Bestowed upon us all things, for which deserves eternal praise.
At times it can be difficult to read due to his prose and also being a translated work. However, it is still marvelously depicted and very important.
A must for all those going through the trials of youth and struggling to find their way due to lack of understanding of themselves, their Lord, or their own deen.
A must for all those who have went through the trials of youth to further bolster and protect themselves from re-entering the illicit bubble of pleasure and deviancy.
A must for all of us to remain constantly vigilant against these trials and fleeting desires and delusions of this world. And to prepare ourselves for the next.
May Allah SWT keep us steadfast, keep our intentions pure and for His sake, protect us from the punishment of the grave and the Hellfire, the delusions and trials of this worldly life, and allow us to constantly be aware and in awe of Him.
This book offers important advice and profound insights to assist young people in navigating the challenges of today's world. What distinguishes this novel is the author's ability to connect with young readers. He discusses crucial issues such as discovering one's purpose, recognizing oneself, creating connections, and the pursuit of knowledge. He sincerely cares about the well-being and success of young people, and his comments reflect this.
Throughout the book, the author provides practical counsel and moral teachings to help young people negotiate the difficulties of life. He promotes self-reflection, critical thinking, and a knowledge of one's social responsibility. He emphasizes the need of maintaining strong principles, ethics, and religion while adapting to the modern world's chances and challenges.
The book is well-organized and simple to read. The author's writing style is straightforward and effective, catching the attention of readers and leaving a lasting impression. He offers tales and stories that emphasize the thoughts and lessons he shares. I strongly suggest it to young readers looking for motivation, direction, and personal development.