Camgöz Sadık, ihtiyar Malik, Kadir Ağa, Cemile, Muy... Orhan Kemal'in kalemi usta bir ressamın fırçası gibi demişler, ne kadar doğru. Öyle güzel betimliyor ki hayatı; diyalogları okurken yanımda biri konuşuyormuş gibi hissettim. Makinenin dişlerini geçirdiği kol, fabrikanın yuttuğu insanlar... Sermaye sahipleri bir karabasan gibi çöküyor işçilerin üzerine.
Kadir Ağa ve Numan Bey'in çatışmasında Türkiye'deki okumuşa verilen değeri görüyoruz. Kadir Ağa "Katibe bağır, okumuş adam efendi olur, efendi adam sümsüktür." diyor. Öte yandan okumuş Numan Bey var, verilenden fazlasını istemeyen, günde 12 saat çalışan Çukurovalı işçiler varken, onlara kızdığı için, İzmirli ve İstanbullu işçileri çağıracağını söylüyor ama bunu yaparken karı azalacağı için de tereddüt ediyot. İzmirli, İstanbullu işçiler çok çalışmaz, maaşlarını yüksek isterler diyince tereddüt ediyor. İşçiler hakkını arıyor, sonunda kaybeden onlar oluyor; çünkü Camgöz Sadık gibi liyakat yoksunu kalpsiz insanlar oldukça bu sömürü bitmeyecek.
Sınıf çatışmasının yanı sıra Malik'in Muyla olan dostluğu ve çocuklarına karşı beslediği şefkat de kitabı güzelleştiren bir unsurdu. Malik'in, Karadağ'da haydut olup insan öldüren o sert adamın, çocuklarına olan sıcak tavrı yüreğimi parçaladı. Belki de her babanın kendi çocuklarıyla kurduğu gelecek hayalleri vardır. Malikinki de köyde süt sağmak, Cemile'nin çocuklarıyla oynamak. "Aletlerimi karıştırsın isterlerse, isterse ilaçlarımı da birbirlerine katsınlar. Onlara hiç kızmam ki ben!" diyor.
Bana bu kitabı veren canım Melahat Teyzem 2004'te kitabın sonuna şöyle bir not düşmüş:
Okumuş insanın yürek sağırlığı sürdükçe, işçinin, ezilenin çilesi hiç bitmeyecek!