"Aşk erkeklik işi değildir, insanlık işidir. Cesaretin ne işi var orada? Bilakis, aşık dediğin, şu dünyadaki en korkak adamdır. Karnın ağrımıyor mu mesela?"
Sezgin Kaymaz'ın en sevilenlerinden biri olmasa da bazı öyküleriyle beni fena halde vuran Bakele'si kafamın ziyadesiyle dağınık olduğu bir dönemde bana çok iyi geldi. Bir kere zaten kitaba da ismini veren o ilk öykü, Bakele için bile okunur. Daha henüz onbirinci sayfada burnumun direğini sızlarken buldum, dedim hakkımızda hayırlısı.
Her öykü derlemesinde olduğu gibi bunda da çok iyi ve o kadar iyi olmayan öyküler var. "Bakele", "Aşkın Hasretle İmtihanı" ve "Bakma, Gör" en sevdiğim öyküler oldu. Sezgin Kaymaz'ın bir yandan çok güçlü ve yer yer süslü bir dil kullanırken diyalogları bunca yalın ve sahici yazabilmesini çok şaşırtıcı buluyorum, sanki anlatıları başka, diyalogları başka biri yazıyor gibi ve bence öyküleri çok zenginleştiriyor bu ikili yapı.
Bu ara sürekli Saramago diyorum ama bu kitabı okurken onun şu cümlesi geldi aklıma: "Benim romanlarımda kahramanlar bulunmaz, sadece normal yaşamlar süren normal insanlar vardır. Sıradan insanlar hakkında düşünür yazarım, çünkü tanıdığım insanlar onlardır." - bu kitap da tam böyle. Sıradan insanlar, normal yaşamlar, onların hayatlarının bir minik anına muzip birer bakış. Ben bu kitapta en çok bu iddiasız, sakin öyküleri sevdim. Daha dramatik meseleler anlatan öykülerden çok daha doyurucu geldi bunlar, sanki bir evin penceresinden başımı uzatmışım da bir bakıp kaçmışım gibi.
Son olarak "Hiç" öyküsünün sonundaki soruya cevap vereyim zira kendimi tutamayacağım: "Kimin lafıydı o? İki insan ayrılırken daha şefkatli konuşan taraf, âşık olmayan tarafmış. Ne kadar doğru geliyordu şimdi." diye bitiyor öykü.
Cevap veriyorum: Marcel Proust, elbette. ❤️