Eğer bir gün yazmaya karar verir ve yolunuzu yağmur ormanlarının derinliklerine düşürürseniz, tüm o belirsizlikler ve çeşitlilikler cangılının içinde karşınıza çıkacak mantarı yemekle kurtulacağınızı sanmamanızı isterim. Ölüm bir canavardır çünkü, hikayesinin anlatılmasını isteyen bir canavar.
İngiliz kırlarından İstanbul'un Adalarına, Halikarnas Balıkçısı'nın Bodrum'undan Tolkien'ın Ortadünya'sına edebi bir yolculuğa çıkıyoruz Doğa Yürüyüşleri'nde. Oylum Yılmaz doğa, kadın ve yazarlık üçgeninde var olmanın dikenli yollarını, özgürlüğe ancak zorlayarak açılan kapıları, romanlarından bildiğimiz o güçlü üslubuyla kaleme alıyor.
"Bu kitaptaki denemelerde Oylum Yılmaz binlerce yıldır kaskatı sınırlarla belirlenmiş sosyal rollerinden sapma öneriyor okura. İyi denemelerin her zaman yaptığı şekilde, yeni düşüncelere açılıyor. Dahiyane bir duruşla, sisteme karşı koyma planı sunuyor bize."
1978 yılında İstanbul'da doğdu. Çocukluğu ve ilk gençlik yılları Büyükada'da geçti. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümünden mezun oldu. Bir süre Radikal Cumartesi ve Radikal İki'de çalıştı, Radikal Kitap Eki'nin editörlüğünü yaptı. Daha sonra Referans, Birgün, Taraf gibi gazetelerin kültür/sanat sayfaları için kitap/edebiyat sayfaları ve edebiyat köşeleri hazırladı. Şimdilerde Sabitfikir dergisi için edebiyat eleştirileri yazıyor, Bodrum’da yaşıyor.
Oylum Yılmaz'ın kitabı bana doğadan ve edebiyattan çok format düşündürdü.
Kitap tatlı bir kitap, Oylum Yılmaz'ın İngiltere'de yaptığı doğa yürüyüşleri sırasında yazına ilişkin düşündükleri üzerine kurulu, tüm bölümlerde bir ya da birkaç yapıttan söz ediyor, buradan yola çıkarak yazmaya ilişkin duygularıyla görüşlerini aktarıyor. Elbette bu görüşlere ilişkin bazı eleştirilerim var, hoşuma giden yerler de oldu. Ancak denemelerin belki biraz daha ağır, biraz daha yoğun, biraz daha derinlikli olmasını isterdim. Daha doğrusu, kitaplaşmış bir deneme derlemesinden beni yazına ilişkin daha çok düşündürmesini beklerdim. Bazı yerlerde çok doğru ve hoş şeylere değiniyor, ama değinmekle kalıyor örneğin. Buna karşın, kitabın halihazırda olmadığı bir şey olmaya ya da olmadığı gibi görünmeye çalıştığını da düşünmüyorum, dolayısıyla bir kitabı ve bir yazarı içten olmakla suçlamam hakkaniyetsiz olur.
Bana format düşündürme nedeniyse şu: Belki bir kitapta bir araya gelmiş bu denemeleri biraz hafif buldum, ama diyelim ki bunlar birer Substack yazısı olsa ve düzenli aralıklarla bize sunulsaydı (bildiğim kadarıyla bu yazılar daha önce yayınlanmadı, yanılmadığımı umarım) o zaman tam kıvamında olabilirdi belki. Ama bu benim anlık bir duygum da olabilir.
Özcesi kitabın ilk 10 sayfasından nasıl bir duyguyla ayrılıyorsanız kalan 120 sayfası da size aynı duyguyu verecek, okuduğuma hoşnutum. Önerir miyim bilemiyorum, birilerinin çok seveceği bir kitap olabilir. 10-11 yıl önce bu zamanlarda okumuş olsaydım daha çok etkilenirdim olasılıkla.
Oylum Yılmaz'ın okuduğum ilk kitabı. Denemelerde yapmaya çalıştığı doğa aracılığıyla edebiyat eserlerini, yazıyla insanın kurduğu ilişkiyi açıklama çabasını sevdim. 3. ve 4. deneme bu anlamda benim için öne çıkan denemeler oldu. Yazarın kurmaca kitaplarına karşı uyanan merakım da cabası.
"'Yaşanan her hayat aynı zamanda içsel, yaratılmış bir hayattı.' diyor, bu defa başka bir yerde Atwood. Yazılan her hikaye yaratılmış ve aynı zamanda içsel bir hikayedir diye ekleyerek onun sözlerini tamamlıyorum. Manzaranın tam içinde, ormanın derinliklerindeyim. Ormandan korkmuyorum."