Sessizlik bir yaşam belirtisi değildi, oysa münakaşa bir hayat mücadelesiydi. Bu yüzden fırtınalı denizde çırpınmayan birini ölümden kurtarmak zordu. Ama dalgalarla kavga eden bir insan, ölümü öylece kabullenmezdi. Doğduğu günden bu yana köyünden ve küçük ilçesinden dışarıya adım atmamış olan Bahar’ın; tohumuna karşı çıkıp aynı zamanda onu sahiplenme öyküsünün başlangıcı olan bu kitapta, Bahar’ın başarılarıyla gururlanıp korkularıyla sarsılacağız. Güven ve güvensizliği onunla tanıyıp, dünün açtığı yaraları sararak yarına yürürken ise aşkla tanışacağız. Türkiye’nin bir ucundan Beyoğlu’na taşınıp kuş besleyeceğiz. Uyumadan Önce Tuttuğum Dilek; üst katınızdaki dairede yaşanabilecek kadar sıradan, ağlarken gülebileceğiniz kadar sıcak, on sekiz yaşına dönüp keşke diyebileceğiniz kadar sizden ve aşkın kendisi kadar gerçek bir öykü. Tohumunu suçlayan Bahar’ın hikâyesine hoş geldiniz.
Olacakları bildiğim için mi bilmiyorum, Bahar’ın yaşadıkları, Ozan’ın iğrenç arkadaş grubu bu kez daha da ağır geldi💔 Bazı yerlerden sonra durup nefes almak, kitaptan uzaklaşmak istedim💔 Bahar ve Ozan kalbimin en özel, en güzel yerindesiniz, sizi çok seviyorum😭💛 Gökteki her yıldız sizin olsun🥹Keşke sizi insanlara zorla da olsa okutabilsem, sizin güzelliğinizi görseler😭 Şimdi sırada ikinci kitaptaki acıları aşmak var💔😭🥀
Ben yazarın dilini seviyorum bence çok akıcı, onu okurken zorlanmıyorum. Yorumuma gelecek olursam ilk söyleyeceğim şey punto küçüklüğü olur sanırım. Hem punto küçük, hemde bi' tık kalın olunca okumamı yavaşlattı diyebilirim. Onun dışında bölüm başlarındaki çizimleri çok sevdim, tam onları yansıtmış. ✨ Kitapla alakalı söyleyeceklerim ise ilk okurken bazı yerlerde, bazı karakterleri anlamaya çalışmıştım ama tabii artık o hataları yapmıyorum ahhahaha. Bahar benim çokça empati yapmaya çalıştığım bir karakter oldu. Yapabildin mi? derseniz bazı yerlerde yaptım bazı yerlerde sinirden deliye döndüm. Ama Ozan'ın başlarda Melis için söylediği tercih konusu Bahar içinde geçerliydi bana göre. Herkesin hatası vardı. Bu kitapta öyle hatasız dümdüz yaşayan karakterler beklemeyin de zaten. Hepsi bir yerde yaşadıklarını kendi tercih etti. Doğru, yanlış elbet tartışılır bu. Hikayenin ilerisi hakkında da bilgi sahibi olduğum için size tek söyleyebileceğim şey bu hikâye Bahar'ın kendini bulma hikâyesi. Elbette bir aşk hikâyesi de okuyoruz ama ben bundan çok Bahar'ın gelişimini okumayı seviyorum bir yerde. Çünkü ilk başlarda okuduğumuz Bahar ile onun ilerideki çeşitli varyasyonları bence aynı değil. Bende tekrardan o en başlardaki kendini sevmeyen, özsevgisi, özşefkati, özgüveni olmayan ve herkesten çok kendini yeren Bahar'ın dönüşeceği hâli okumak için heyecanlıyım. Umarım sizlerde sever, keyifle okursunuz!
Sonunda ne oldu öyle? Bu nasıl olabilir yazar sen beni delirttin!!! İkinci kitap elimde yok henüz olsa hemen başlardım allahim sen yardım et.
Öncelikle kitaba masrafını kısmak için o kadar küçük punto koymuşlar ki kör olabilirsiniz ona dikkat edin.
Ikinci olarak yerli yazar okumayı pek tercih etmem, ağdalı dilleri hoşuma gitmez ama bu yazarın öyle bir sorunu yoktu. Hikayeyi çok güzel kurgulamış ve başta Ozan olmak üzere baş karakterleri çok sevdim. Ama o son neydi öyle??? Cidden şok oldum.
Yılımın değil tüm zamanların favorisi ve yeri bende çok özel olan bir kitap... ❤️ Öncelikle size bu kitapta ne aramanız gerektiğinden, ne bulacağınızdan bahsedeyim biraz. Kitap olay üzerine değil duygu ve durum üzerine kurulu. Evet tabii ki olaylar da oluyor ama bu hikayede en önemli olan şey karakterlerin yaşadıkları, duyguları, travmaları. Empati kurmadan sırf aşk hikayesi okumak için okunmaması gereken bir kitap. Çünkü bu hikayede o alışık olduğunuz özgüvenli, güçlü bir kadın karakter yok. Tam tersi geçmişinde, yaşadığı büyüdüğü yerden dolayı özgüvensiz olan ama yavaş yavaş güçlenen, kendini bulup keşfeden, kendini belki de kendinden kurtaran 18 yaşında gencecik bir kadın var. Anita Felipova sıradan şeyleri gerçekçi bir bakış açısıyla ela alan bir yazar. Çok bizden, aileden, mahalleden samimi bir hikayeyi anlatsa bile bunu çok güzel, çok anlamlı ama en çok da gerçek bir yerden anlatıyor.
Kabaca hikaye şöyle; Artvin, Şavşat'ın bir köyün yaşayan Bahar adındaki kızımız üniversite gezisi için İstanbul'da bir okula gider ve orada bir arkadaş grubu görür ve ilgisini çeker. Bilhassa içlerinden biri olan Oktay ilgisini çeker. Sonrasında eve döndüğünde onu ve çevresini araştırmaya başlar. Böylece Ozan'ı tanır ve profilinde gezinirken kendi kuşunun aynısı bir kuşu olduğunu fark edip bir cesaret ona yazar ve biraz sohbet ederler. Bahar'ın en büyük amacı o üniversiteye girmek olur. Çünkü ona göre hayatında tek ve en iyi şey ders çalışmaktır. Aradan zaman geçip de Bahar o okulu kazandığında bir gün tesadüfen kütüphanede Ozan'la karşılaşır ve arkadaş olurlar. Sonrasında Bahar'ın yaşadığı bazı sıkıntılar sonucu yurtsuz kaldığını öğrenen adam kendisine ev arkadaşlığı teklif eder. Ve aslında hikaye de tam olarak ondan sonra başlar...
Bahar'ın geçmişinin ona dayattığı özgüvensizliği, sosyal aksiyetesi ve hiçbir güzelliği kendisine yakıştırmama durumu var ve onun bir türlü peşini bırakmıyor. Bunların hiçbiri de sebepsiz değil, çünkü ona öğretilen bu. Başta da söylediğim gibi okurken bu hikayede en çok Bahar'la empati yapmalısınız. Çünkü o sizin, bizim gibi bir hayata sahip değil. Köyünden hiç çıkmamış. Bağnaz ve yobaz bir dede, güçsüz bir anne ve kendi tabiriyle yarım akıllı bir babayla büyümüş. Abisi desen hayatta Bahar'a hiçbir faydası olmamış, varlığı bile meçhul. Belki okurken hatalar yaptığında kızacaksınız, neden bunu yapıyorsun de kızım diyeceksiniz ama bilin ki isteyerek yapmıyor hiçbir şeyi. Bahar'ı anlamakta bitiyor iş. İç sesleri aslında ona dayatılan hayatı çok güzel yansıtıyor. O kadar masum, o kadar saf ki alıp içinize sokasınız, pamuklara sarıp bütün kötülüklerden saklayasınız geliyor. Bahar, Ozan'ı tanıdıkça onunla birlikte yeni şeyler öğrenmeye, yeni şeyler almaya, yeni yerler gezmeye, yeni arkadaşlıklar kurmaya başlıyor ama Bahar bırakın Ozan'ın evini ve hayatını, kendi hayatında bile emanet yaşıyor. Hikayelerde her zaman güçlü karakterleri okumayı daha çok severiz çünkü bence o bizim özgüvenimizi pohpohlar. Ama bence herkesten doğuştan güçlü olamaz olmak zorunda da değil. Çünkü herkesin yaşadığı şeyler aynı değildir hayatta. İnsan yenidiği darbelerden sonra da ayağa kalkabiliyorsa bence güçlüdür. Her şey rağmen, yeri gelince dibe batsak da zamanla güçlenen ve kendi ayaklarının üzerinde güçlü bir şekilde duran Bahar'ı da okuyacağımızdan eminim.
Gel gelelim Ozan İskeçeli'ye... Benim yumuşak yüreklim. Gerçekten onu kelimelerle anlatamıyorum. Hem bu kadar zıpır hem bu kadar nazik hem bu kadar güzel kalpli olması bence suç olmalı. Bir de kumral ve gamzeli olması tabi. 😏 Gerçekten o kadar güzel bir erkek karakter ki. Herkesin gözünde hatasız bile olsa bilhassa kendi gözünde asla öyle olmadığını düşünen bir adam. Yani özeleştiri yapabilen gerektiğinde özür dileyen, bir kadını bırakın bir sineği bile incitmeye kıyamayan, acı çekişi bile ayrı güzel olan bir adam. Bahar'a bebekler gibi yaklaşan, prensesler gibi bakar bir adam. Ozan İskeçeli'yi ve iç sesleri olan efendi, düzkafa ve yabancıyı tanımak bir lütuftu gerçekten. 😍 Onun hayat yorgunluğu da apayrıydı, o koştururken ben yoruldum. Geleceği düşlerken bugününü ellerinden kaçıranlardan... Ah Ozan ah...
Âşık ve Narin bu kitabın en önemli süsü... 🧡 Aşkları o kadar güzeldi ki, herkesin onlardan ögrenecek çok şeyi var. Diğer karakterler hakkında konuşmak bile istemiyorum. Özellikle Oktaygiller'e nefretim çok büyük. Ama ilk kitap özelinde söylüyorum; Ebru ve İbrahim'i (her ne kadar patavatsız biri olsa da) seviyorum. İbo'yu Bahar ve Ozan ile birlikteyken okumak gerçekten eğlenceliydi. Ve Hocamgiller de var tabi, onların da yeri ayrı. Kitabın sonu çok sarsıcı ve sok edici bir yerde bitiyor. Diğer kitapta acılar çekeceğiz belli ki.