Ergin Altay çevirisi, Barış Özkul'un önsözü, Gündüz Vassaf'ın sonsözü, Yazar ve dönem kronolojisi, Kitaba dair görsellerle.
Dostoyevski’nin bizzat mücadele ettiği parasızlık ve kumar düşkünlüğünü anlatan Kumarbaz, korkunç ve amansız bir saplantının öyküsü.
Dostoyevski’nin ironiyi ve groteski harmanlayarak yarattığı özgün kara mizahın en başarılı örneklerinden olan Kumarbaz, dünyanın her yerinden Roulettenburg adlı kurmaca bir Alman kasabasında bir araya gelen kumar müdavimlerinin hikâyesi. Yazarın kendi kumar borcunu ödemek için bir ay gibi kısa bir sürede tamamladığı bu romanda, kendisinden ilhamla yarattığı başkahramanı Aleksey İvanoviç, karamsarlık ve coşkunun gerilim hattında gidip gelir. Dostoyevski, genç adamın başarısız ilişkileri ve kumara olan düşkünlüğüyle harcanan hayatını anlatırken, onda nesneleştirdiği alınyazısı ve özgürlük ikilemini inceler.
“Dostoyevski, Hıristiyanlık şefkatini, bedenin ve ruhun asaletine adamak yerine insan ıstırabına, günahkârlığına ve düşkünlüğüne, arzunun ve suçun derin köşelerine yöneltmiştir.” THOMAS MANN
Sevgili Fyodor Mihaylovic Dostoyevski'nin bu romanı 28 gün içinde bitirmek zorunda olduğu aksi taktirde tüm eserlerinin mülkiyet hakkını kaybedeceğine dair bilgiyle başladım okumaya. Sanırım 26 günde de bitirmiş. Bu önbilgi olunca ister istemez aceleye gelmiş midir düşüncesi akılda dolaşıyor. Aceleye gelmiş midir karar vermek zor ama sanki roman boyunca devam eden stres, telaş ve hatta dağınıklık hali var.
Kahramanımız Aleksey İvanoviç yazarın bir yansıması. Derdi para olmayan, rulet masasındaki kazanmayla kaybetme arasındaki o belirsizlik haline, heyecana tutkun biri. Polina'ya aşkından dolayı başlıyor kumara lakin sonrasında esas tutkusu kumar haline geliyor. Romanda en sevdiğim karakter büyükanne oldu. Hak edene hak ettiği şekilde davranmasıyla sevgimi kazanan büyükanne, son derece mantıklı bir insanken, kumar söz konusu olunca mantığını bir kenara bırakıyor. Dostoyevski burada bile kumardan yana kullanmış takdir hakkını. Zeki, mantıklı, zengin, saygıdeğer olmanız kumar karşısında aciz kalmanızı engellemez demiş bir nevi.
Romanı okurken ister istemez günümüzde "kültürüler duyarlılık" normlarında yazarın yiyeceği linci düşündüm, pek çok satırı yazmayı aklından bile geçiremezdi kuvvetle muhtemel. Yine de Dostoyevski'nin İngilizler çirkindir, Fransızlar kibirlidir, Almanlar çalışmaktan başka bir şey bilmezler, Ruslar komplekslidir gibi cümleleri ırkçı bir bakış açısıyla değil dönemin Ruslarının Batılıya bakış açısını göstermek adına yazdığını düşünüyorum. Bir yandan Batıya hayran bir yandan onlardan nefret eden bir ikilemde yazılmış. Zaten Ruslar da bu tespitlerden fazlasıyla payını almış.
Bazı yönleriyle yüzyıllara yenilmiş olduğunu hissetsem de okumaktan keyif aldığım bir roman oldu Kumarbaz.
Dostoyevski’nin The Gambler (Kumarbaz) romanını henüz bitirdim. Her kitapta, o dönemin koşullarını, toplum yapısını ve yazarın kişisel dünyasını anlamaya çalışırım. Hiç beklemediğim bir şekilde, Dostoyevski bu romanda kendisini ve kumar bağımlılığını anlatıyormuş. Gerçekten de kumar üzerine çok güçlü bir psikolojik analiz yapılmış; sanki yalnızca bir roman değil, bir bağımlılığın iç dünyasına dair itiraflar bütünü yazılmış. Yazar, neden kumar oynandığını, kumar oynarken insanın ne hissettiğini, bu heyecan silsilesinin neden vazgeçilmez ama aynı zamanda sancılı bir hâle dönüştüğünü ve neden ara ara kazanılsa bile sonunda hep kaybetmeye mahkûm olunduğunu derinlemesine anlatıyor. Bunu yaparken de hem kendisiyle, hem insanla, hem de ahlaki değerlerle ince ince dalga geçiyor; bir yandan acımasızca eleştiriyor , bir yandan da insan ruhunun en zayıf yönlerini anlatıyor.
Bunun yanında, bu tutkuyu anlatırken aynı zamanda büyük bir sosyal taşlama da yapıyor. Özellikle “ima üzerinden ilerleyen psikolojik nüktedanlık” sayesinde dönemin muktedirlerinin ne kadar zayıf karakterli, ne kadar pamuk ipliğine bağlı duygusal yapıları olan insanlar olduğunu görüyoruz. Ünvanların, servetin, aile isimlerinin arkasına gizlenmiş bütün kırılganlıklar mizah yoluyla önümüze seriliyor. Dostoyevski’den beklenmeyecek şekilde, romanın ortasına bomba gibi düşen babaanne karakteri hikâyeyi tamamen ele geçiriyor; romanı hem renklendiriyor hem eğlenceli hâle getiriyor hem de herkesin maskesini indiriyor. Maddi ve psikolojik olarak birbirine bağımlı hâle gelmiş, birbirini sömüren insanların oluşturduğu o yapay düzeni bir anda darmadağın ediyor.
Madam Blanche karakteri ise hâlâ günümüzde yaşayan bir karakter gibi hissettirdi bana. Hedefine ulaşmış olması beni biraz üzse de romanın sonunu yine de çok beğendim. Kısa, etkileyici, akıcı ve düşündürücü bir roman. Bana kalırsa Kumarbaz, Dostoyevski’nin kendi iç dünyasının en çıplak ve en samimi manifestolarından biri. Filminin dizisinin yapılmasını, vahşi geçen otelin Fransız kırsalında bi şato şeklinde gösterilmesini çok istedim , umarım gerçek olur ☺️
“Evet, kimi zaman insan en olmayacak, çılgın bir düşünceye öylesine kapılır ki, sonunda olağan görmeye başlar onu… Dahası var: Bu düşünce güçlü bir tutkuyla birleşirse kaderde olan, kaçınılmaz, gerekli bir şey oluverir insanın gözünde! Belki de önsezinin bir etkisi, iradenin olağanüstü bir zorlaması, kişinin hayallerle kendi kendini zehirlemesi ya da bunlara benzer bir şey vardır bunda…”
“Yaptıklarımı ve düşüncelerimi herhangi bir ahlakı ölçünün ışığında değerlendirmeye karşıyım. Bana başka bir şey hükmediyor.” diyerek edilgen karakterinizin ve tutkularınızın peşinde köle olmanızın üstünü örtemezsiniz Sayın Dostoyevski. Sizi bunca sevmesem bunca okumazdım da bu kitabı, neyse:)