İşte gerçekçi sanatın tarihe bakışı. İşte, yaşamın sanatçı ruhuyla irdelenişi. İşte sanatçı sorumluluğu, sanatçı gücü ve işte gerçek roman. Behram, babasının özgeçmişinden hareketle, yakın geçmişimiz ve insanlık tarihini irdeliyor. Bir ucunda krallar, imparatorlar, emperyalist güçler; bir ucunda Mustafa Suphi, 1917 Ekim Devrimi, genç cumhuriyet, Mustafa Kemal, devrimler, özgürlük savaşları. Bir ucunda Hitler'den Pinochet'ye katledenler, bir ucunda Che'den Deniz'e direnenler. Bir ucunda siyasi ihtiras ve körü körüne inanç; bir ucunda, kendine kader diye dayatılanlara halkın başkaldırısı. Emperyalist savaşlar, emperyalizmin dündeki ve günümüzdeki oyunları. Osmanlı'nın Ermenileri, Ermenilerin Türkleri kıyımı; kıyımların öksüz ve yetim bıraktığı çocukların dramı. Genç cumhuriyetin yükselişi ve düşüşü. Bir ucunda kan, acı, zulüm; bir ucunda rüzgâr, dağlar, ırmaklar. Kafkasların Kars'ta, İğdır'da, Aras'ın oluğunda, Ağrı'nın doruğunda atan kalbi... Behram, şiirden süzülmüş bir dil ve destansı bir solukla, teknolojiden büyüye, politik ihtirastan dine, küreselcilikten medyaya, yaşadığı çağla hesaplaşıyor. Anlattığı her şey inanılması güç, ama bir o kadar, yaşanmış, yaşanmakta olan gerçeklikler. Bir ömrü bir solukta dışa vuran, bir solukta okuyacağınız bir roman. (Arka Kapak)
Born Mustafa Nihat Behramoğlu. He is the brother of poet Ataol Behramoğlu.
Nihat Behram, Türk gazeteci, şair ve yazar. Gazetecilik Yüksek Okulu'nu bitirdi. İlk şiiri 1967'de yayımlandı. 1975'te ağabeyi Ataol Behramoğlu ile birlikte Militan dergisini ve 1979'da Yılmaz Güney ile birlikte Halkın Dostları dergisini çıkardı. 1972'de çıkardığı ilk şiir kitabı olan Hayatımız Üstüne Şiirler kitabı yasaklandı ve yazdıklarından ötürü 12 Mart Dönemi'nde iki yıl askeri cezaevinde tutuklu olarak yattı.
Cezaevinden çıktından sonra bir süre gazetecilikle uğraştı. Vatan gazetesinde ele aldığı Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın yaşamlarını ve mücadelelerini anlatan yazı dizisi, çok ilgi görünce Darağacında Üç Fidan adıyla kitaplaştırıldı. Bu yazı dizisi ve şiirleri öne sürülerek sivil mahkemelerde ve sıkıyönetim mahkemelerinde hakkında birçok dava açıldı. 12 Eylül Dönemi'nde Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlığından çıkarıldı. 1996 yılında Türkiye'ye döndü. Bugüne değin 12 şiir kitabı yayımlandı. Şiirlerinde doğanın yeri ve sözcük dağarcığının zenginliği dikkat çekicidir.
Entelektüel dergisinde 2000 yılında çıkan "Özlemin Kadar" adlı şiiri özellikle beğeni toplamıştır.
sol.org.tr haber sitesinde her iki haftada bir çarşamba günleri yazıları yayınlanmaktadır. Türkiye Komünist Partisinin 9. kongresinde kürsüden okuduğu "ayaklanma çağrısı" adlı şiiri büyük beğeni toplamıştır. Son olarak 15 mart 2009 günü, yine TKP'nin düzenlediği "Ya Osmanlıya dönüş, Ya Sosyalist Cumhuriyet" mitinginde şiirlerini kürsüden seslendirmiştir.
Toplumcu Gerçekçi Şiir ilkelerine yöneldi,şiirini yeni biçim ve tema arayışlarıyla besledi.Çevirileriyle de dikkat çekti.Edebiyat ve kültür üzerine yazdıkları,antoloji ve diğer çalışmalarıyla kuşağın önde gelen yazarları arasına girdi.
Oğlum küçükken, 3-4 yaşlarındayken bir gün isyan etmişti: Hep acı! Hep Acı! Onu hangi acılı örnekle terbiye etmeye çalıştıysam artık beni gerçekten yerime mıhlamıştı. Küçük bir çocuk ne ister ki; yeni bir oyuncak, uyumak istememek, parkta daha fazla oynamak… Bunları niye anlatıyorum. Nihat Behram’ın Miras isimli kitabı yüzünden. Sevgili babası Haydar Behram’dan aldığı mirası tamda benim oğlumdan aldığım hayat dersini anlattığı için; “… bulacaksa kendi bulsun, acıyı benim itelememle tanımasın diye düşünüyordum. Düşleri içinde büyüsün, doğal güzelliği içinde filizlensin istiyordum. Bu duygu mirasım gibiydi, ‘Yavrun gökyüzüne yakın büyüsün! ‘ diyordu Haydar Dede. ‘Yıldızların ışığına, suyun ışıltısına, çağlayanın köpüğüne, tan yerine, gelinciğe, kuşlara, sevdalara, çiçeklere yakın büyüsün; karalar, yaralar uzak olsun ona; hayatının acıları yerli yersiz, sırlı sırsız bulaşmasın canına!’ diyordu.” Evlatlarına, yanındaki yöresindeki herkese bırakmadığı miras neydi Haydar Dede’nin? …. 2004 yılında aldığım günü, kitapçıyı, günün ışığını ve okuma denememin ne kadar anlamazlıkla dolu olduğunu hatırlıyorum. Geçen yıllar sonunda gözyaşlarıyla okuduğumu eklemek istiyorum. Boğazımdaki düğüm düğüm duyguya rağmen; ben de okumamı artık bir genç olan oğluma adıyorum.