Rowenan La Blanc, geçmişin küllerinden yükselen bir adı taşıyordu. Raven Akademisi’ne adım attığında sadece planının işleyeceğini ve suikastçılık eğitimi göreceğini düşünmüştü. Oysa karşısında duran şey, annesinin kanla yazılmış kaderi ve kendi elleriyle parçalamak zorunda kalacağı bir hayattı. Yabancı bir düşman, dost maskesi takabilir miydi? Aşk, düşmanla aynı masada otururken başını döndürebilirdi. Bazen sevdiğin kişinin ellerinde yok olmayı istemek kadar delice bir şey yoktu. Rowenan’ın yolu, kalbini yakan duygular ve ruhunu kemiren gerçeklerle örülüydü… Peki ya en karanlık sırlar ortaya çıktığında? Gerçekler ilk kimi yok edecekti?
Selam size Raven'ın Peşinde kitabının yorumu ile geldimm.
Kitabın konusu serinin ilk postunda mevcut.
Benim yorumum ( spoiler içerir )
Serinin ikinci kitabının yorumuyla karşınızdayım. Ben bu kitabı ilk kitaptan daha çok sevdim. Daha çok olaylıydı; daha çok sırlar ve yalanlar ortaya çıktı ve daha çok aktı. Her sayfada ne olacak diye tedirginlikle okudum.
Rowenan'ın annesinin katiline çok çok şaşırdım. Asla beklemediğim biri çıktı. Rowenan'ın aslında akademiye gitme sebebinin farklı olması ve annesini katilini bulmak için değil, aslında bir kurban olarak gönderilmesi beni kitapta en çok şok edenlerden biri oldu.Böyle bir yere bağlanacağını da asla beklemiyordum.
Adrian’ın asıl karakterini öğrendiğimizde şok oldum. İlk kitapta bulduğumuz ve Kant’ın olduğunu düşündüğümüz defterin Adrian’a ait çıkması beni şok etti. Ben böyle bir şey beklemiyordum. Çünkü Adrian çok iyi bir dost gibi görünüyordu. Asla psikopat biri gibi görünmüyordu.