Sesiyle değil, sesleriyle yazan Arjantinli şair Alejandra Pizarnik ilk kez Türkçede. İki önemli eseri Delilik Taşını Çıkarmak ve Müzikli Cehennem’deki şiirlerini bir araya getiren bu kitap, 1972’de 36 yaşındayken hayata veda eden Pizarnik’in poetikasını şekillendiren olaylara, ilişkilere ve beslendiği entelektüel kaynaklara da kapı aralıyor. 1940 ve 1950’lerin Buenos Aires’inde yetişen, 1960’ların Paris’inde Octavio Paz ve Julio Cortázar gibi yazarlarla edebiyatın ölümsüzleştirdiği dostluklar kuran, kısa hayatını sarsıcı aşklarla, derin acılarla ve büyük bir yaratıcı enerjiyle yaşayan Pizarnik, “İçeri girmek isteyip de buyur edilenin sevincinden gayrı bir şey kalmasın benden geriye,” diyordu. Onu hayatımıza buyur etmeye hazır mıyız?
“Pizarnik, içe dönüklüğün ve mecazi deliliğin şiirinin en iyi temsilcisidir.” ITALO CALVINO
“Tek bir yalan zerresi içermiyor.” -OCTAVIO PAZ
“Alejandrísima: Kitabın beni yaralıyor. O kadar sana has ki; sen her satırda o kadar sensin ki, bütün ketumluğunla o kadar apaçıksın ki.” -JULIO CORTÁZAR
“Alejandra Pizarnik mitinin hızla büyümesinin nedeni, şairin gençken kendisini öldürmüş olması değil, onun dilinin kuvvetlerinin, o ‘yalnız, kimsesiz avratların’ zamana direnmesidir.” -ENRIQUE VILA-MATAS
“Alejandra Pizarnik sadece büyük bir şair değildi, şairlerin en büyüğü ve sonuncusuydu. Şiir onunla birlikte öldü – ve bu söylediğimin ondan sonra gelen şairlerle hiçbir ilgisi yok, sadece onun yapıtında barındırdıklarıyla ilgili.” -CÉSAR AIRA
Born in Buenos Aires to Russian parents who had fled Europe and the Nazi Holocaust, Alejandra Pizarnik was destined for literary greatness as well as an early death. She died from an ostensibly self-administered overdose of barbiturates on 25 September 1972. A few words scribbled on a slate that same month, reiterating her desire to go nowhere "but to the bottom," sum up her lifelong aspiration as a human being and as a writer. The compulsion to head for the "bottom" or "abyss" points to her desire to surrender to nothingness in an ultimate experience of ecstasy and poetic fulfillment in which life and art would be fused, albeit at her own risk. "Ojalá pudiera vivir solamente en éxtasis, haciendo el cuerpo del poema con mi cuerpo" (If I could only live in nothing but ecstasy, making the body of the poem with my body).
Allahım, düpedüz vuruldum. Bu kitabı seveceğimi biliyordum; arka kapaktaki Calvino, Paz, Cortazar, Vila-Matas ve Aira övgülerinin beni hazırlaması gerekirdi ama yine de - böyle çarpılmayı beklemiyordum.
36 yaşında hayatına son veren Arjantinli şair Alejandra Pizarnik'in Delilik Taşını Çıkarmak ve Müzikli Cehennem kitaplarının birlikte basımı Delilik Taşı; kitapta şiirlerin İspanyolca orijinalleri ve çevirileri bir arada yer alıyor. Bu kitabı bu kadar sevebilmemin sebeplerinden birinin Yasemin Çongar'ın olağanüstü, kusursuz, büyülü çevirisi olduğunu baştan söylemem lazım. Pizarnik'i çevirmemiş de ona dönüşmüş resmen, zaten kitabın sonundaki Çevirmen Notları ve Epilog'dan da bunu anlamak mümkün. Buenos Aires'te, Pizarnik'in hayatına son verdiği evin bulunduğu binaya bakarak yazdığı son cümleler kitaptaki kimi şiirler kadar işledi içime. Açtım, Google Earth'ten sokağa, binaya baktım; hem Pizarnik'i, hem Çongar'ı o sokakta yürürken hayal ettim.
Pizarnik'in şiirlerini nasıl tarif etmeli... Öyle biricik, öyle müthiş bir ses ki. İçindeki koparıp atamadığı hüzün her kelimesine sinmiş, ömrünün kısa olacağı ta en baştan belliymiş gibi sanki. Şu dize örneğin: "Gencecik bir hayvanın avın ilk gecesindeki korkusunu hissediyorum."
Daha ilk şiirlerin birinde "böyle şeylerden olacak benim ölümüm" diyor Pizarnik bize. Zannediyorum ki hayatına dair hiçbir şey bilmeden okusam da sezerdim ömrü boyunca içindeki karanlığın ve ölümün onu kovaladığını. İnsan bunca yetenekli bir genç kadın keşke böyle erken gitmeseymiş diyor ama bir yandan da ona bu dizeleri yazdıranın o karanlık olduğunu, sonunun kaçınılmaz olduğunu da hissediyorsunuz okurken.
Bu kitabı daha fazla anlatmayı denemeyeceğim. Bazı şeyler anlatılamaz çünkü, hissedilir; Pizarnik'in dizeleri de o şeylerden bence. Pizarnik'in bunca içine girip bize bu kusursuz çeviriyi hediye eden Yasemin Çongar'a, kitabın editörü Cem Yavuz'a ve bizi bu unutulmaz sesle buluşturan Everest Yayınları'na ve Saadet Özen'e teşekkür edip bitireyim. Duygum tam da bu çünkü: büyük bir şükran.
"Bir gün olacağın kadının maskesiyle ört yüzünün hatırasını ve vaktiyle olduğun kız çocuğunu ürküt."