Valeri Dinç’in önünde iki seçenek vardır: Ya kalbinin sesini dinleyip Songur Yakut’un izinden gidecek ya da karanlıkta zihnine fısıldayan seslere kulak verip sadece intikam peşinde koşacaktır. Songur Yakut ise hâlâ bir kalbi olduğunu kabul edip hayatında ilk defa birine güvenmeye karar verir. Bu seçim onu büyük bir yıkıma mı sürükleyecek yoksa tahtında güvenle oturmasını mı sağlayacaktır? Valeri ve Songur, sırlar, ihanetler ve bilinmezliklerle dolu dünyalarında kapana kısılmışlardır. Etrafları dost görünümlü düşmanlar, cevaplarını bilmedikleri sorular ve artık alışkın oldukları karanlıkla sarılıyken çıkışı bulabilecekler midir? “Karşımda bir kasırgaya dönüşüyorsun. Sana baktığımda düşündüğüm her şeyi benden söküp alıyor bu gerçek. Çünkü biliyorum ki beni yakıp yıkmaya bir başlasan bir daha asla durmayacaksın.”
Bitiremedim bile okuması bu kadar zor bu kadar saçmalıklarla dolu bir kitap olacağını düşünmemiştim gerçekten. İlk kitaptaki gibi İki sayfa boyunca bir olaydan bahsediyorlar okurken ne olayı anlıyorsun ne isimleri tanıyorsun mal gibi okuyorsun sonra Valeri soruyor olay ne diye Songur geçmiş olay boşver diyor. Aynen böyle olan kısımlar iki kitapta o kadar çok oldu ki neden ya neden anlamsız bu kadar fazla diyalog var bu kitaplarda ne gerek vardı böyle saçmalamaya. Karakterlerle de olaylarla da hiçbir bağ kuramadım gerçi anlayamadım bile bazı şeyler o kadar mantıksızdı. Sevdiğim seri bitmesin araya başka kitap ekliyim düşüncesiyle okuduğum kitaplardı ama bittiler ve fazladan sinir sahibi olmuş gibi hissediyorum çok garip gerçekten ben ne okudum.
Öncelikle gerçekten anlamadığım noktalardan bahsetmek istiyorum çünkü herkesin iki kitaba da dört ya da beş yıldız vermesi beni çok şaşırttı. Kitabın başında Valeri’nin abisinin intikamını almak için girdiği dünyayı okumaya başlıyoruz; fakat ben hâlâ gerçekten intikam peşinde olan bir karakter okuduğumu düşünmüyorum. Olaylar bir anda gelişiyor: Bir anda âşık oluyor (kitapta bu kısmı biraz değiştirmişler), bir anda “en yakın arkadaşım” dediği insan gözlerinin önünde intihar ediyor. Bu olayın büyüklüğünü ve atlatmanın uzun süreceğini tahmin edebiliyoruz; ancak karakter yas tutmayı geçtim, bu konudan hiç bahsetmeden “sevgilisinin” yanına gidiyor, ona hiçbir şey açıklamıyor. Tabii ki herkesin böyle bir durumda nasıl tepki vereceğini kestiremeyiz; ama kızın biraz olsun kendini dinlemek ve yalnız kalmak bu olayı sindirmek istediği her anda erkek karakterin kapıyı kırarak zorla yanında olma çabası ya da kızın asla kişisel bir alanının olmaması gibi şeyler. Bunlar tabii ki bir kısmı şuan aklıma gelmeyen okuduğum zaman ne alaka olduğum daha bir çok yer vardı. Mesela dışardan kimsenin giremediği bir kurula girebilen bir adamın bir anda Valeri’ye bu kadar insancıl ve sanki normal aşırı tatlı bir aile babası gibi davranması falan da var 🤔 Genel olarak, anlamlandıramadığım bir kitap oldu. Bu yüzden insanların bu hikâyede neyi bu kadar beğendiğini ve nasıl bağ kurabildiğini anlayamadım.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Kasırgaya Kanan Saka bitti, nasıl toparlayacağımı bilmiyorum o kadar keyif aldım ki okurken. bazı kitaplar olur ya size günlük gibi hissettirir, hazel’in kitapları da bana hep öyle hissettiriyor.
bu seri biraz daha olaysız ilerliyor bana göre son 200 sayfa çok heyecanlıydı ama genel olarak Valeri’yi okuduk bence ve benim çok hoşuma gitti, özellikle beni çok üzen bir kısım vardı, bildiğim halde beni inanılmaz üzdü🥲
Perva ve Odkan sadece uğramış olsalar bile çok güzel bir detaydı, alıntıları çok güzeldi, onlar bu dünyanın en güzeli💙
"songur, ben sen değilim ve sen benim ne kadar yalnız olduğumun farkında bile değilsin. güçlü olduğumu kanıtlayabileceğim biri bile yok benim yanımda."