Karanlık pencerelere baktım. Herkes uyuyordu. Bir gören olmamasını dileyerek cesedi ve küreği bagajdan çıkarıp mezarlığa taşıdık. Epey bir bel ağrısı çekeceğim kesindi. Eski bir mezarlık olduğu için çok ürkütücüydü. Mezar taşlarının arasında patika yol ya da toprak yol bile yoktu. Yerler çamur olduğu için ayakkabılarımız battı. Uzun mezar taşlarının üzerindeki kelimeler Osmanlıca’ydı. Taşların tepelerinde kavuklar, külahlar vardı. Kimisi solmuş kimisi çatlamıştı. Rüzgâr uğulduyor, asırlık ağaçlar, selviler ürkütücü sesler çıkarıyordu. Mahallenin ortasında kalmış bu mezarlığın her köşesi karanlıktı ve bir tehlikenin gizlendiği izlenimini veriyordu. Serdar haklıydı. Zamanın olmadığı bu eski unutulmuş mezarlık, yaşadığımız hayatların ne kadar boş ve anlamsız olduğunu çok iyi anlatıyordu. Ama şu anda hayatı sorgulayacak durumda değildik, önce şu mevtadan kurtulmamız gerekiyordu.
Eskilerden kalma bir hesaplaşmanın ortasına düşen Başkomiser Galip bu kez çözümü rüyalarında mı bulacak?
Çağatay Yaşmut, yerli polisiyenin son yıllarda öne çıkan yazarlarından. Yakınlarda yayımlanan Bir Başkomiser Galip Polisiyesi’nin dördüncü kitabı Kadıköy Cinayetleri’yle Dünya Kitap dergisi tarafından verilen “Altın Sayfa Yılın Polisiyesi Ödülü”nün de sahibi oldu. Yaşmut’un yerli polisiyemize armağan ettiği Başkomiser Galip karakteri, sadece olayları çözümleyişindeki yöntemiyle değil, bilakis yaşayan, nefes alan özgün bir roman karakteri olarak, hem fazlasıyla sıradan, hem de fazlasıyla sıradışı özelliklere sahip oluşuyla polisiye romanlarda karşılaştığımız diğer dedektif karakterlerinden epeyce ayrılıyor.
Ölüm Fırsat Kollar; Başkomiser Galip serisinin yedinci kitabı…
Ünlü bir müteahhitin oğlu öldürülür, Başkomiser Galip ve ekibi katilin peşine düşer. Önce sıradan bir cinayet gibi görülen vakanın içine iş dünyası, siyaset, mafya, emniyet teşkilatındaki farklı gruplar karışınca olaylar hızlanır ve karmaşık bir hal alır. Polisiyelerde sürprizleri bozmamak lazım, bu nedenle daha fazla anlatmayacağım…
Başkomiser Galip sevdiğim, maceralarını sabırsızlıkla beklediğim bir karakter. Bu macerada, Galip'i etrafına karşı daha düşünceli, yaşadığı sıkıntılarla olgunlaşmış buldum, bu halini daha çok sevdiğimi söylemeden geçemeyeceğim:)
Çağatay Yaşmut'un akıcı anlatımını, hatasıyla sevabıyla gerçek hayatın içinden geliyor hissi veren karakterlerini beğenirim. Beni bu kez de hayal kırıklığına uğratmadı. Ekonomik zorluklar, uyuşturucu ticareti, her tarafı sarmış çeteler, sağlık sektöründeki skandallar, taciz gibi memleketin gündemindeki pek çok sıkıntıya hikayesinde yer vermiş. Galip'in İstanbul'un farklı bölgelerinde suçluları kovalamasını fırsat bilip, toplumun farklı sosyal sınıflarından portreler çizmiş. Bir cinayet soruşturmasını dönemin fotoğrafını çekmek için kullanmış, sadece suçluyu değil, suçun ardındaki nedenleri aramış, bir anlamda tarihe not düşmüş… Celil Oker'e ve Behzat Ç.'ye gönderme yapan satırların özellikle hoşuma gittiğini de eklemem lazım...
Bazı ufak eleştirilerim de var:) Bir cinayetle başlayan olaylar çok fazla sayıda yan olay ve karakterle devam etmiş. Bu bir yandan tempoyu artırmış, ancak diğer yandan da hikayenin özüne yoğunlaşmanın önüne geçmiş hissine kapıldım. Son olarak, çözüme rüyalar karışmasa daha mutlu olurdum...
Serinin diger kitaplarina gore daha cok olay iceriyordu. Asagida bir yoruma katiliyorum. Ic ice gecmis cinayetleri de dusununce daha uzun bir kitap olabilirmis. Galip, Sevgi ve Serdar’in is disindaki hayatlarini daha fazla gormek hos olurdu. Yine de Baskomiser Galip’i ozlemisim. Cinayetler ve olay orguleri ilgincti. Bir sonraki macerayi heyecanla bekliyorum.
Başkomiser Galip serisinin bu 7.kitabında, Galip, Serdar ve Sevgi Bahadır Eteş isimli bir fotoğrafçının ölümünü araştırır. Zengin babası yüzünden maktulün soruşturması birkaç kere duvara vursa da altından kalkabilmeleri en sonunda mümkün oldu. Öncelikle kitap katmanlı bir yapıya sahip olup birkaç soruşturma paralel olarak ilerlese de, kurgu çok fazla tesadüfi öğelere bağlı kalmış. derinlik yok, ipucu yok, sadece mobese ve tesadüf sayesinde soruşturmalar yürütülüyor. 215 sayfalık bir romanda ya kurgu basit ve kapsamlı olmalı veya katmanlı olacaksa hacim otomatikman genişleyip 350 400 sayfa bandına çekilmeli bana göre. Her şeyi görüyoruz ama altyapı derinlik, karakter gelişimi, psikolojik öğeler vs. hiçbir şeye zaman ve sayfa ayrılmamış. Daha iyi olabilirdi. Potansiyeli güçlü tabi.