Rize’den Artvin’e, Arhavi’den Batı Gürcistan’a uzanan coğrafyada var olmuş antik Kolhis Uygarlığı tarih sahnesinden silindikten sonra, küllerinden Lazika Krallığı doğdu. Asırlar boyunca bölgede önemli bir güç olan Lazika Krallığı, Osmanlı İmparatorluğu’nda Lazistan Eyaleti olarak yeniden hayat buldu. Bu kültürel ve mitolojik zenginlik sadece Lazlara ait değil tüm Türkiye’ye ait. Troya gibi, Ayasofya gibi, Hitit şehri Alacahöyük gibi, Anadolu’dan yolu geçmiş tüm diğer medeniyetler gibi ortak mirasımız. Fakat zaman içinde bu mirasın üzeri bir sis bulutuyla kaplandı.
Bir arkeoloji ekibi, Arhavi ormanlarında Lazika Krallığı üzerine araştırma yaparken gizemli bir şekilde ortadan kaybolur. Arkasında hiçbir iz bırakmayan gençleri aramak için bölgeye gidenler sonuç alamayınca, bulunduğu mekânda geçmişte yaşanmış duyguları hissedebilme yeteneğine sahip bir empatan görevlendirilir. Empatan ve ekibi, kayıp gençleri ararken bin bir sırla dolu Tanura köyünde, Sümela Manastırı’nın gizli odalarında, Arhavi’nin uçsuz bucaksız ormanlarında ve arı kovanlarında büyüleyici bir yolculuğa çıkacaklarından habersizdir. Bu yolculukta sadece yörenin sırlarını değil, kendi aralarındaki sırları da keşfetmeleri gerekecektir. Altın Uygarlığın Mirası, görkemli ağaçların, mitolojik arıların ve Karadeniz’in coşkun dalgalarıyla yoğrulmuş Lazların renkli dünyasına kapı açarken, ortak mirasımız Lazika Krallığı ve Kolhis Uygarlığı üzerindeki binlerce yıllık sis bulutunu dağıtıyor.
Barış Müstecaplıoğlu, 1977'de Kocaeli'nin İzmit ilçesinde doğdu. Yüksek öğrenimini Boğaziçi Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü'nde tamamladı. Hikâye ve roman eleştirileri Varlık, Altyazı, Kitap-lık, Radikal Kitap gibi dergilerde ve çeşitli gazete eklerinde yayımlandı.
1995'te İstek Vakfı Mezunları İffet Esen Öykü Ödülü'nü kazandı. Türkiye'nin ilk fantastik kurgu dizisi olan Perg Efsaneleri'nin başlangıç romanı Korkak ve Canavar ve devam kitabı Merderan'ın Sırrı 2002'de, üçüncü romanı Bataklık Ülke ise Ocak 2004'de yayımlandı. Tanrıların Alfabesi, dört romandan oluşan Perg Efsaneleri'nin son kitabı oldu.
Perg Efsaneleri serisini tamamladıktan sonra, üniversitede okul yurdunda tanıştığı İslam Misyonerlerini konu alan Şakird isimli bir roman yazan Barış Müstecaplıoğlu, bu konuda Akşam Gazetesi için bir yazı dizisi de hazırladı. Bu kitabın ardından sokak çocuklarını ve onları kullanan suç örgütlerini işleyen bir polisiye roman olan Kardeş Kanı'nı kaleme aldı. Son eseri, 14.yüzyılda yaşamış gizemli şamanist ressam Mehmet Siyah Kalem'in eserlerini odağına alan "Bir Hayaldi Gerçekten Güzel" oldu.
Çeşitli çalışmaları yurtdışında yayımlanmış bir çizer olan Engin Deniz Erbaş'la birlikte resimli bir çocuk kitabı hazırladı. Bu kitapta Doğu ve Anadolu masallarının, efsanelerinin karakterlerini modern bir bakış açısıyla yeniden yorumlayıp fantastik bir çocuk öyküsünün içine kattı. Gökyüzündeki Ülke isimli bu kitap 2008 Nisan'ında yayımlandı ve Hodi Podi isimli kahramanının farklı maceralarını anlatan bir seri halinde devam edecek.
Romanları dışında İstanbul Hikayeleri ve 1002.Gece Masalları gibi çeşitli öykü seçkilerine de katılan yazarın bir cinayet öyküsü, 2008'de Amerika'da Akashic Books tarafından hazırlanan İstanbul Noir isimli bir seçkide ingilizce olarak yayımlandı. Bu kitap aynı sene Türkiye'de Everest Yayınları tarafından da basıldı.
Yazarın Kardeş Kanı isimli polisiye romanı 2008'de Polonyalı okurlarla buluştu ve 2012'de Romanya'da yayımlanacak. Perg Efsaneleri'nin tüm kitapları 2010-2011 yıllarında Bulgaristan'da yayımlandı ve yayın hakları Çin ile Sırbistan'a satıldı. Bir Hayaldi Gerçekten Güzel ise 2012'de Arapça'ya çevrilerek tüm Arap ülkelerinde raflara çıkacak.
2012'de, Fantazya ve Bilimkurgu Sanatları Derneği'nin (FABİSAD) kurucuları arasında yer aldı.
Barış Müstecaplıoğlu, yazarlık hayatında farklı farklı türlerde eserler vermeye, kendini tekrar etmekten kaçınmaya özen gösterdiğini ifade ediyor. Ayrıca Türkiye'de daha önce yazılmamış ya da az yazılmış türlerde eserler vermeyi, daha önce işlenmemiş konuları işlemeyi seviyor.
Altın Uygarlığın Mirası; su gibi akan anlatımı, farklı varlıkların gözünden aktarılan bölümleri, mitolojiye, efsanelere ve halk hikayelerine yaptığı göndermeleri, insan doğasına dair etkileyici tespitleri ve hikâyenin geçtiği bölgenin tarihi, kültürü ve sosyal yapısına dayanan araştırmalarla çerçevelenmiş kurgusu ile beğendiğim bir kitap oldu.
Hikâye; Rize’den Arhavi’ye, oradan Gürcistan’a kadar uzanan Kolhis Uygarlığı’nı merkeze alıyor. Kolhis’in yıkılmasının ardından aynı topraklarda kurulan Lazika Krallığı, Osmanlı İmparatorluğu döneminde Lazistan Eyaleti olarak varlığını sürdürmüştür. Biz de Lazların kültürel mirasını, efsane ve mitlerini, yöresel zenginliklerini ve halk kahramanlarını merak uyandıran bir kurgu içinde okuruz.
M.Ö. 3000 – M.Ö. 600 yılları arasında hüküm süren ve güneşin doğduğu yer olduğuna inanılan Kolhis Uygarlığı; krallarının atası sayılan Güneş Tanrısı Helios, onun onuruna dikilen Rodos Heykeli, gücü ve zenginliğiyle Yunan mitolojisinde geçen Altın Post ve Argonotlar efsanesi ile öne çıkar. Bunların yanı sıra doğada arıların rolü, türleri, ilk çağlardaki inançlar; Mısır ve Afrika’ya özgü arı yaradılış hikâyeleri; Sümela Manastırı’nın ortaya çıkış efsanesi de dikkat çeken öğeler arasında.
Birok Şirketi yöneticisi Ömer Bey, yaşanmış duyguları hissetme ve ayırt etme yeteneğiyle bilinen bir Empatan olan Derin’i şirketine çağırır. Kızı Elva, Lazika Uygarlığı’nı araştırmak üzere gittiği Arhavi’de kaybolmuş, tüm aramalara rağmen bulunamamıştır. Derin, Elva’dan bir iz bulması için güvenlik müdürü Ozan ile Karadeniz’e gönderilir. Burada Derin, zengin bir kültürle tanışacak; tarihi, doğası ve ormanlarında yaşadığına inanılan varlıklarıyla akıl almaz bir maceranın içine sürüklenecektir.
Yazardan favorilerim Şamanlar Diyarı serisi ve Osmanlı Cadısı kitapları olmaya devam etse de; efsanelere, mitolojilere, halk hikâyelerine, doğanın işleyişine, arıların bilinmeyen yönlerine yaptığı vurgular ve duru anlatımıyla Altın Uygarlığın Mirası, soluksuz okuduğum ve önerdiğim bir kitap oldu.
Barış Müstecaplıoğlu romanlarını, hayal dünyasını sevenler için güzel, oldukça akıcı, farklı kaynaklardan yararlanıp üretilmiş hoş bir kitap. Özellikle bir arkeolog olarak Ksenophon'un "Anabasis" yani "Onbinlerin Dönüşü" adlı eserine yaptığı doğru vurgular, Lazika Uygarlığı üzerine aktarımlar ve en güzeli Karadeniz, Artvin, Arhavi'de kullanılan yerel isimler, kültürel ifadelerin sayfalara sinmesi gerçekten hoşuma gitti.
Kitapta sevdiğim şey Kolhis uygarlığının, Laz uygarlığına uzanan tarihe ve kültüre ilişkin bilmediğim şeyleri öğrenmek oldu. Onun dışında hikayesi ve yazım benim için çok etkileyici olmadı.