Kara Karga Yayınları’ndan, görünmez yaralarımıza dokunan bir roman…
Her insanın içinde sakladığı, kimseye göstermediği, en sevdiklerinin bile bilmediği yaraları vardır. Kimi zaman geçmişten, kimi zaman aileden, kimi zaman da suskunluklardan taşırız onları… Özlen Alpaslan, üçüncü romanı Yara’da bu görünmez izleri cesaretle gün yüzüne çıkarıyor.
Yara, sadece bir roman değil; aynı zamanda hayatın içinden geçen sessiz bir çığlık, derin bir yüzleşme. İpek’in hikayesinde, okur kendi kalp ağrılarını, suskunluklarını, gizli kırıklarını ve en derin yaralarını bulacak. Çocuklukta ebeveynlerden ya da bakım verenlerden alınan yaraların yetişkinlikteki ilişkilerimizi nasıl şekillendirdiğini gösteren roman, okuru kendi bağlanma alışkanlıklarını fark etmeye ve şefkatle değiştirmeye çağırıyor. Alpaslan, incelikli dili ve güçlü gözlemleriyle, insana dair en derin yaralara dokunuyor.
Özlen Alpaslan, insan ruhunun en kuytu köşelerine ışık tutan anlatımıyla, çağdaş Türk edebiyatında kendine özgü bir yer edinmiş bir yazar. Yarım (2022) ve Mahalle’nin (2023) ardından gelen üçüncü romanı Yara (2025), onun kaleminde bir kez daha “edebiyatın iyileştirici gücü”nü hatırlatıyor. Roman, okuru kendi yaralarına şefkatle bakmaya davet ediyor.
Arka Kapak Yazısı:
BİZİ EN ÇOK SEVDİKLERİMİZ Mİ YARALAR, YOKSA HİÇ SEVİLMEMİŞ OLMAMIZ MI?
Yara, “Ben nereye aitim?” sorusunun peşinden giden ve yüzleşmekten korkmayan bir kadının kendi içine dönüşü. Sevmenin ve sevilmenin ne anlama geldiğini bilmeden büyüyen, en sonunda ise kendine anne olmayı öğrenen bir ruhun hikâyesi.
İpek, sevilmek için uğraşıyor hep. Anlaşılmak için susuyor, kabul görmek için kendinden ödün veriyor. Ama ne yaparsa yapsın, çocukken içine işleyen o eksiklik hissi bir türlü geçmiyor.
Bir terapi odasında, yıllardır yutulmuş cümleler birer birer dökülüyor ortaya. İstenmeden doğan bir çocuk olmanın yüküyle, sevgiye muhtaç büyüyen bir kadın olarak hayatta kalmaya çalışıyor İpek. Bir babanın sessiz şiddeti, bir annenin kırılganlığı, bir kocanın yokluğu, bir kedinin yalnızlığı… Her şey, her ilişki yeni bir yara onun için.
Özlen Alpaslan özenli kalemiyle sadece anlatmıyor; hatırlatıyor, sarsıyor, sessizliğin içindeki yankıyı kelimelere dönüştürüyor. Her kadın bu hikâyede kendine ait bir suskunluk bulacak. Belki bir gün affetmeye cesaret edecek, belki de ilk defa ağlamaya…
Özlen Alpaslan was born in 1981 in Samsun. After graduating from Samsun Anatolian High School, she studied Industrial Product Design at Istanbul Technical University. For many years, she has been immersed in the world of communications—thinking deeply about advertising, crisis management, branding, and corporate reputation. She is currently working in corporate communications in the technology sector. She does not rush to define herself as a “writer”; yet she cannot stop writing, nor find peace without telling stories. Writing has always been the quietest yet strongest companion in her life. Her debut novel Yarım was published in 2022, followed by Mahalle in 2023 and Yara in 2025, all by Karakarga Publishing. In these books, she traces stories close to the heart, stories that feel familiar. She continues to write, following her own path and her own voice. ________________________________________ 1981 Samsun doğumlu Özlen Alpaslan, İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı mezunudur. Uzun yıllardır iletişim alanında çalışan Alpaslan, şu anda teknoloji sektöründe kurumsal iletişimle ilgilenmektedir. Yazmayı hayatındaki en sessiz ama en güçlü eşlikçi olarak tanımlar. İlk romanı Yarım (2022), ikinci romanı Mahalle (2023) ve üçüncü romanı Yara (2025) Karakarga Yayınları’ndan çıkmıştır.
Terapi alan “ailenin uslu kızlarından” biri olarak ben bu kitapta kendimi ve ablamla olan ilişkimi, bizim ailemizi çok düşündüm. Bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim ilk başta, iyi ki okumuşum diyorum.
Okurken tek bir kısmı not almışım, Bölüm 23te Sema Hocayla İpek arasında geçen bir diyalog:
Sema: Hayat olanı olduğu gibi görmek değildir.
İpek: Değil midir? Duru görüş bu değil midir?
Sema: Elbette değildir güzel kızım. Yaşamın içinde bizler olanı olduğu gibi görmeyiz, olanı olduğumuz gibi görürüz. Sen de demek ki yaşamın içinde kadınların kafalarının ne çok karışık olduğunu, ne çok şeye gebe olduğunu görüp sanatına taşımak istemişsin. Senin kafan demek bu kadar dolu.