Bu kitapta okuyacaklarınızı, O’nun hakkında yazılmış pek çok kitabı okuyup inceleyerek edindiğim birikimi yüreğimdeki Atatürk sevgisiyle harmanlayarak yazdım. İstedim ki okurlarımı bu kitapta İyi Asker ve Kurucu Devlet Adamı Atatürk’ün değil, çocuk Mustafa’nın, delikanlı Mustafa Kemal’in, dost, âşık, evli, boşanmış ve en sonunda hasta ama her dem yalnız bir adamın iç dünyasına götüreyim. Hatalarım olduysa O, beni kocaman yüreğiyle umarım bağışlar.
Ayşe Kulin is a Turkish contemporary novelist and columnist. Kulin graduated in literature from the American College for Girls in Arnavutköy. She released a collection of short stories titled Güneşe Dön Yüzünü in 1984. A short story from this called Gülizar was made into a film titled Kırık Bebek in 1986, for which she won a screenplay award from the Turkish culture ministry. Kulin worked as a screen writer, cinematographer and producer for many films, television series and advertisements. In 1986, she won the Best Cinematographer Award from the Theatre Writers association for her work in the television series Ayaşlı ve Kiracıları.
In 1996, she wrote a biography of Münir Nureddin Selçuk titled Bir Tatlı Huzur. With a short story called Foto Sabah Resimleri she won the Haldun Taner Short Story Award the same year and the Sait Faik Story Prize the next year. In 1997, she was chosen as the "Writer of the year" by the İstanbul Communication Faculty for her biographical novel Adı Aylin, She won the same award the next year for her short story Geniş Zamanlar. In November 1999, she wrote a novel called Sevdalinka about the Bosnian Civil War and in 2000, a biographical novel called Füreyya. In June 2001, she put out a novel titled Köprü about drama in Turkey's eastern provinces and how they shaped the republic's early history.
In May 2002, Kulin wrote a novel titled Nefes Nefes'e about the Turkish diplomats who saved in the lives of Jews during the holocaust in World War 2.
She has married twice, her latest novels Hayat and Huzun describe her life with her spouses, Mehmet Sarper and Eren Kemahli. Both ended in divorce but she bore 4 sons from the marriages.
Ayşe Kulin’i çok severim, bütün kitaplarını okudum. Hele de Atatürk’ü yazınca koşarak aldım kitabı. Maalesef kitabı sevemedim. Bildiklerim dışında bir şey bulamadım kitapta, tekrarlar fazlaydı. Veda filminin ATATÜRK tarafımdan anlatılmış versiyonu şeklinde yazılmış, Atatürk yatağında film şeridi gibi hayatını anlatıyor, bir kaç anıyla , belki de editör böyle yönlendirdi bilemiyorum. Biraz acele edilmiş gibi geldi.
Ayşe Kulin’i severim ama bu kitabında anlatımı zayıf kalmış. Atatürk’ü başka bir yönüyle anlatmaya çalışsa da hayatını benim fikrime göre epey eksik anlatmış, o yüzden pek beğenmedim.
İlk gençliğimin yazarlarından Ayşe Kulin’i uzun zamandır okumuyordum. Bu kitap da sadece Atatürk hakkında olduğu için radarıma girdi. Ama büyük hayal kırıklığı olduğunu söylemeliyim.
İlk başta ‘Atatürk’ün ölüm döşeğindeyken hayatının önemli olaylarına bakışı’ fikrini hiç sevmedim bir kere. Hatırladıkları da maalesef çok aşina olduğumuz, çok klişe, bunları yazmak için hakkında inceleme yapılmamış anıları. Çocukken dayısının tarlasında karga kovalaması, Yunan bayrağı üzerine basmayıp kaldırtması, siyasetten sanata her şeyin konuşulduğu meşhur sofraları bazı örnekler mesela. Kitabın yürüyen köşk olarak Florya’daki köşkten bahsettiği çok bariz bir hatası da var.
Ayrıca “Birinde halkın çoğunlukla Sünni, diğerinde ise çoğunlukla Şii olduğu iki Müslüman ülke, tarih boyunca ibadet biçimi ayrıntıları yüzünden birbirine düşmanca duygular beslemiş.” diye bir cümle var. Pardon? Hem dini hem politik asırlar süren bir ayrılık bu kadar yüzeysel ele alınabilirdi anca. Belli ki üzerinde hiç araştırma yapılmamış, okumasını yapan kimse de bu konu hakkında bilgi sahibi değil anlaşılan. Son okumalarda vs fark edilmeme konusu köşk hatası için de söylenebilir. Bu tip can sıkıcı hatalar ve tekrarlar çokça mevcut maalesef.
Kitabın son cümlelerinden; “Hatalarım olduysa O, beni kocaman yüreğiyle umarım bağışlar. Sevgili Okurlarım, sizler de öyle yapın, e mi?”
Peki tamam biz hoş görelim. Peki sizin O’nun hatırasına yaptığınız bu özensiz çalışma?
Kitabın başından sonuna kadar Atam ile sanki kahve içerken sohbet ettik. O bana gencecik delikanlıyken yaşadığı aşkları anlattı ben kahvemi yudumladım. Sonra kızlarını anlatırken kendimi düşündüm, savaşlarını anlatırken ülkemi düşündüm. Anlayacağınız kitabı bitirine dek darmadağın oldum, güldüm, en çokta ağladım. Canım Ayşe Kulin bana bu keyfi yaşattığın için çok teşekkür ederim sana. 🌼
Ismarlama olduğunu fazlasıyla hissettiren, Ayşe Kulin ve Atatürk isimleri bir araya gelince yok satar diye düşünülerek ticari amaçla adeta alelacele yazdırılmış olduğunu düşündüğüm bir kitap. Kitap içinde o kadar çok tekrarlara düşülmüş ki aynı kelimeleri görmekten gına geliyor. Sanki Atam şizofren olmuş da aynı şeyleri dönüp dolaşıp kafada kuruyor gibi bir dille yazılmış. Atamın kafasından geçebileceğini asla tasavvur edemeyeceğim sığ ve hatta ayıba kaçan düşünceler kesinlikle kabul edilebilir değil. Kitapta birçok yanlış bilgi olduğu gibi, bazı öyle mesnetsiz cümleler var ki Atamın hatırasına açık hakaret teşkil etmekte. Ayşe Kulin kitabın sonunda hataları için af dilemesine binaen bunları tek tek anlatmaya gerek yok. Fakat keşke bilgi kirliliğinin sebep olabileceği çığları göz önünde bulundursaydı. Ki ben Ayşe Kulin sever olarak bi Füreya için yapılan araştırmanın en az 10 katının yapılmasını beklerdim, hele Atamın kafasının içinden onun ağzından yazılıyorsa... Zira bu hususta Nutuk'un başvurulan kitaplardan biri olmaması da oldukça şaşırtıcı. Kitabın basit ötesi diline rağmen kısır döngüye varan tekrarlara ve Atamın kafa yapısına yakışmayacak sözde düşüncelere sinirlenmekten bitirmekte zorlandığım bir kitap oldu. Ayşe Kulin keşke zirvede bıraksaydı...
Mustafa Kemal Atatürk’ün kalabalıklar içinde ömrü boyunca yaşadığı yalnızlıkları, çocukluğuna dair anılarını, gençlik aşkını hayatının sonuna kadar unutamadığı Dimitrinasını, dostluklarını, evlat hasretini işliyor. Diğer taraftan, çok zorluklar içerisinde kurduğu bir cumhuriyette kadınların toplumdaki önemini anlayarak Türk kadınını bir çok devrim yaparak dünya önünce yüceltmiştir. Bütün yokluğunu çektiği özlemlerini, yalnızlıklarını, varlığını Türk Cumhuriyetine adayarak en büyük mirası ola cumhuriyeti gençlere bırakarak aramızdan ayrılmıştır. Kısacası kitap Atatürk’ün yaptığı devrimleri özel hayatı ve dostlukları ile ilgili kendi iç muhasebesini anlatmaktadır.
Daha iyi olabilirdi diyeceğim ne varki Mustafa Kemal le ilgili yazılan çizilen her şeyin bizlerin açısından yetersiz kalacağı gerçeği var unutmamalıyız. Yinede Ayşe Kulin`e teşekkürler emekleri için.
İtinayla hazırlanmış ve yazılmış bu eseri okumak, canım Atatürk'le oturup Türk kahvesi eşliğinde sohbet etmek gibiydi ❤️ Kimi zaman tarihten anıları yad ettik, kimi zaman Cumhuriyet'e çıkan taşlı yollardan birlikte yürüdük, kimi zamansa 'Mustafa'nın belki de hiç yansıtmadığı iç dünyasına birlikte farklı bir pencereden baktık. Ne zaman ki kahvelerimiz bitti ve Atam'ın veda vakti geldi, işte o zaman bir kez daha canım çok yandı 🥺 Kitabın başlarında belli konularda bilinen gerçeklerle karşılaşacağımı sanıyordum ama yanılmışım, Atatürk'ün anlatıcı olduğu bu roman bambaşka bir iz bıraktı. Çok doğru bir zamanda ve çok doğru bir eser yazmışsınız sevgili Ayşe Kulin, kaleminize sağlık 🌸
Yani sevdim sevmesine de birkaç kelamım var. Öncelikle Ayşe hanım keşke sadece adı aylin kitabını yazsaydı da biz de deseydik hasretle ‘keşke başka roman da yazsaydı’ diye; zirvede bıraksaydı yani. Diğer pek çok kitabı tuhaf bir cinsellik döngüsü içinde heba olmuş, bunu da saçma tekrarlar ve kopuk geçişlerle heba etmiş. Tamam vaad ettiği şey Atatürk’ün daha çok insani yönü ama öyle de bir anlatmış ki kitapta sayfalarca aynı kelimeleri fikriye ve latifeyi okuyoruz yani anladık tamam. Geçişlerde de büyük kopukluklar var merak ediyorum sayın yazar sizden bu tarz bir kitap yazmanızı isteyen yayıncılarınız asla okumadı mu bu kitabı ? Bir de sonlara doğru ecelle bir hesaplaşma sahnesi var orası Ayşe hanım ın tüy diktiği yer olmuş bana göre. Ecel, Atatürk’ten hesap mı soruyordu size göre de onca acıyı reva görmüştü sayın Ayşe hanım ? Bu nasıl bir bağlama nasıl bir ifade ?
Bu kitabı okurken sinir oldum. Evet sen Mustafa Kemal'in Askeri değilsin olamazsinda!!!!
Osmanlıya yakin aile çevresinde konaklarda,imtiyazlarla büyümüş görmüş geçirmis Ayşe hanimla "Çarıklıyı!!!!" ayni haklari taniyan adami mi seveceksin ve yürekten onun askeriyim diyebileceksin!!!!
Koca bir HAYIR
Kitap için BIYOGRAFI DEĞIL DESE DE MALUM CAHIL ÇEHRE (HADSIZCE KEŞKE YUNAN KAZANSAYDI DIYEBILEN ÇEVREYE) AAA BAK ATATURK SEVER BIR CUMHURIYET KADINI!!! YAZMIS BAKIN KAYNAKTA VAR AAA ISTE SIZIN ATAPUTUNUZ BU ISTE DEMEYE MUSAIT BIR KITAP YAZMISTIR.
BU KITAPTA ULTRA YANLISLAR VARDIR ALTTA BIR OKUR TEK TEK YAZMIS ARASTIRAN ZATEN KENDISI DE BULUR.
Burda Atatürk'ü aa o da bir insan ama kisfesiyle alttan alta yerden yere vuran PASAZADE AYSE KULIN !!!! Mustafa Kemal Atatürk'ün Annesine,kızkardeşi Makbuleye hatta evlatlarina varana kadar saman altından sokmuştur.
24 yıldir ugrasiyorsunuz, her türlü hainlikle Mustafa Kemal Ataturk'u ve Milli Mücadeleyi alt etmeye çalışıyorsunuz ama BAŞARAMADINIZ VE BAŞARAMAYACAKSINIZ!!!!
ELBETTE MUSTAFA KEMAL ATATÜRK'DE SONUC ITIBARIYLE BIR INSANDI KENDI SAHSI HAYATI VARDI AMA TUTUPDA OMRU CEPHELERDE GEÇEN BIR ADAMI NE CESARETLE KADIN MANYAĞI YAPTIN ONU GECTIM KADINLARA SEÇME VE SEÇILME HAKKI VEREN ADAMA BU CUMLEYI LAYIK GORDUN?! SORARIM
"Hayatım boyunca onlarca kadın tanıdım, kimiyle gönül eğledim, kimine acıdım, kimiyle mektuplaştım, kısa bir evlilik yaptım ama sadece Dimitrinaya sırılsıklam âşık olmuştum."
AYSE KULINE SORUYORUM BU ONLARCA KADINI KIMLERMIS BELGELERIYLE YAYINLASIN ALTINA BIR KITAP LISTESI KOYMAKLA OLMUYOR
EGER O LISTE UZERINDEN GIDILSEYDI O TASINAN KOSKUN HANGISI OLDUGUNU VE SACMA SAPAN TARIH HATALARINI YAPMAZDI.
YOK BARIS ISTIYOR DIYE YAVERLERI BUNADI DEMISMIS NEDIR BU SORARIM
CIDDEN SİNİR OLDUM!
HERKES BIRINI SEVECEK DIYE ZORLAMAM AMA BU ULKENIN KURUCU ONDERINI, HANI ÇARIKLILARIN!!! MAKUS KADERINI DEGISTIREN ADAMA SAYGI DUYACAKSINIZ!!!!
offf... Atatürk'ten para kazanmak için yazilmis benim fikrimce. surekli kendini tekrar eden en az 5 konu var. ve bu konular ayni cumle olmak uzere 20 kez geciyor. fikriye, LATİFE, hatay, DİMİTRİNA, İSMET... ya bu konulari evirip cevirip ayni cumlelerle yazmaya utanmadiniz mi, editor de mi uyarmadi? hic degismeyen cunleler ve konular bir de...
ayrica yazara sesleniyorum: bir tutarsizlik var. bir sure rabbim... bir sure Tanrım.... yani yazdiginiz kişiye bari saygidan bir tutar sergileseydiniz yazdiginiz işe hürmeten...
aşırı yorum katmış aşırı... hepsi ayşe kulinin hisleri bence. Atatürk belki öyle düşünmüyordu nerden biliyorsun dedigim bir sürü konu var say say bitmez.
yayınevinin Atatürk hakkinda bir kitap yazmasi ısrarına dayanamadigini belirtmis. e tabi iyi para getirecek. tövbe tövbe. bublar benim fikrim kusura bakmayın.
Atatürk’ün anılarını kendi ağzından okuma fikrine önyargılı olmadan başladım. Başlarda hoşuma da gitti ama sonra aynı şeyleri tekrarladı, tekrarladı, tekrarladı. Aynı anılara dönüp dönüş durdu. Dili çok akıcı olsa da maalesef dümdüz ve basit bir metin olmuş.
Atatürk’ün ağzından yazılmış bir kitap olduğu için çok ilgimi çekmişti ancak içerik o kadar yavan geldi ki. Edebi olarak doyurucu bir dille yazılmamış.
Çok hevesle başladığım kitabı sevemedim maalesef. Bir Tarihçi olarak akademik bilgi ve derinliği çok çok az buldum. Aslında böyle bir beklentim yoktu ama yazar keşke biraz daha fazla okusaymış ve kurguyu ona göre yapsaymış dedim. Mustafa Kemal'i bir insan olarak yazma fikri başta çok hoşuma gitti.Kitap sürekli tekrara düşüyor, olaylar, anılar havada kalıyor. Bir beklenti ile başlarsanız pek seveceğinizi düşünmüyorum.
Atama ait bir günlük gibiydi adeta bir kez daha hayran olmak o naif kalbiyle yine yeniden tanışmak.Bilmedigim yine de bir çok şey varmış hayatıyla ilgili daha çok okumalıyım hakkında .Ama kitabı bitirme zamanımın da 10 Kasım olması 🥲ona yine veda edemeyişimiz ...Hep kalbimizdesin.
İlginç bir kurgu olmakla birlikte, devamlı aynı konuların tekrarına ve sıradan bir anlatıma sahip üstelik tarihsel olarak bazı maddi hataları da barındıran zayıf bir kitap.
Aylardan Kasım Günlerden Perşembe, Mustafa Kemal Atatürk'ün ebediyete intikal ettiği 10 Kasım 1938 gününün tarihi ve Ayşe Kulin'in, Everest Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı; 173 sayfa uzunluğunda, rahat okunan üslubu ile ortalama 3 saatte tamamlanıyor. Kitaptan geçen ay Fatih Altaylı'nın kanalında Şebnem Sungur söyleşisinde haberdar olmuş ve satışa çıkınca hemen sipariş etmiştim; ne güzel bir sürpriz ki kitabın giriş sayfasında Ayşe Kulin'in kendi çizdiği bir çiçek deseni ile Kasım 2025 tarih ve imzası yer alıyor; sanıyorum bu kitabı uzun süre saklayacağım. Kitabın konusu Atatürk'ün yaşamı; yazılmasını isteyen aslında yayınevi; bence hiç bir sakınca yok, bu fikri Kulin'e götürünce, o da, neyi farklı yapabilirim diye düşünmüş ve baştan sona Atatürk'ün ağzından yaşamının önemli anlarını yansıtan bu kitabı kaleme almış; bence gayet de leziz olmuş. Bildiğim kadarıyla Türk edebiyatında bu şekilde kaleme alınmış bir başka Atatürk kitabı yok; hemen hepsi ya üçüncü kişi bakış açısıyla ya da hatıraları üzerinden kısmen Atatürk ağzından anlatılıyor; dolayısıyla bu kitapta ortaya, tarihsel gerçeklere sadık bir kurmaca çıkmış; iyi de olmuş. Kulin'in üslubu sade, kendini okutuyor; yazar, bir kadın olunca da ağırlık Atatürk'ün kişisel dünyası, kadınlar ve yakınları ile olan ilişkileri üzerinden duygu ve düşünceleri temalı ilerliyor. Yine de kitabın bütününde Atatürk'ün yaşama geçirmek istediği fikirleri ve bunun için attığı adımlar, çektiği zorluklar ve yalnız yaşamı da çok güzel işlenmiş; öyle bir kitap olmuş ki bir yandan siz okuyun, bilmediğiniz detayları öğrenin bir yandan genç evladınız okusun kalbinde Atatürk sevgisi daha erkenden yer etsin; benim çok hoşuma gitti; belki bir küçük eleştiri; olay örgüsü tarihsel sıraya göre ilerlemiyor, Atatürk, anıları arasında geziniyor, ancak hiç bir tarihe yer verilmemiş, bu da bazen takip etmeyi zorlaştırıyor; keşke önemli satır başlarında az da olsa tarihlere atıf yapılsaymış ama neticede anlatılan Atatürk'ün yaşamı, bu dediğim kadı kızında bile olur. Ayşe Kulin'in kalemine sağlık; notum 8/10; okuyun, okutun, eşiniz, dostunuz, onların çocuklarına hediye edin, onlar da okusun; Ulu Önder nurlar içinde uyusun.
Ayşe Kulin’in “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe” adlı romanı, Atatürk’ün ağzından kaleme alınmış özel bir anlatı. Yazar sanki Atatürk kendi anılarını paylaşıyormuş gibi bir dil kullanarak onun iç dünyasına, düşüncelerine ve duygularına ışık tutuyor. Bu tercih eseri klasik Atatürk biyografilerinden farklılaştırıyor; asker, lider ya da devlet adamı kimliğinin ötesinde, özel hayatını, duygularını, kişiliğini merkeze alarak bir “insan” olarak Atatürk’ü anlatıyor.
Romanın fikrini oldukça özgün buldum. Yazar, Atatürk’ün kişisel yönünü öne çıkarırken sade ve akıcı bir dil kullanıyor. Anlatım bir kronolojik sıra takip etmiyor. Önce çocukluk, gençlik yıllarıyla başlayıp sonrasında ölümünden kısa bir süre önce hasta yatağında hatırladığı anılar şeklinde devam ediyor.
Anlatım yer yer tekrarlara düşüyor. Ayrıca Atatürk’ün iç sesini yansıtmak için kullanılan bazı cümleler —örneğin “Acaba onu (Latife’yi) hayatımdan çıkarmasaydım şu anda ölüm döşeğinde yatmıyor olabilir miydim?” gibi— Atatürk’ün konuyla ilgili düşüncelerini biliyormuş gibi yazılmış. Kitapta çokça yer alan bu tür yorumların anlatıyı kurgusal olmaktan çıkarıp biraz fazla varsayıma dayandırıyor olmasını biraz yadırgadım.
Kitabın 73. sayfasında yer alan “Ben bir ağaca zarar vermemek için Florya’daki köşkümü rayların üzerinde öteye kaydırmış adamım.” cümlesi bir hata içeriyor. Bahsedilen köşk Florya’da değil, Yalova’da. Bu ayrıntı küçük gibi görünse de, tarihsel doğruluk açısından önemli. Umarım sonraki baskılarda düzeltilir.
İlk baskısı Ekim 2025’de yapılarak Atatürk’ün bu seneki ölüm yıl dönümüne yetiştirilmiş olan “Aylardan Kasım Günlerden Perşembe”, Atatürk’ü farklı bir bakış açısıyla tanımak isteyen okurların ilgisini çekecek bir roman.
Ah nasıl büyük hayal kırıklığı içindeyim, anlatamam. Ayşe Kulin'in bütün kitaplarını aldım, okudum. Kitapların sayfa sayısı gittikçe azalmaya başladığında veya içerik kalitesi de aynı şekilde düşmeye başladığında da desteğimi, okumamı, kibar yorumumu, yıldızımı hiç esirgemedim. ama kitap bana artık fazla geldi. Atatürk hakkında, Atatürk ağzından kitap yazılması gerçekten fazla iddialı bir hareket, hiç beğenmedim. Atatürk'ün hayatından bazı kesitlerin anlatıldığı bu kitapta, bu kesitlerin neye göre seçildiği de belli değil. Sanırım ki, yalnızca yazarın Atatürk'ü mutlu ettikleri, savaş hakkında olmadıkları, güzel sinemaları olmalarından dolayı derlendikleri anlaşılan ama kendi aralarında ilgisiz bu kesitleri beğenmedim. Atatürk'ün bu kitapta fazlasıyla romantize edildiğini düşünüyorum ve bunu da beğenmedim. Koskoca liderin cumhuriyet rejimini seçmesindeki gerekçe - dünyanın birçok ülkesi bu rejimi seçiyor, bir bildikleri vardır herhalde - yazısına indirgenmiş, okurken içim acıdı. Daha söylenecek çok şey var ama gerek yok.
Ayşe Kulin’i okurken, yıllar önce Yılmaz Özdil’in "Mustafa Kemal" kitabını ilk okuduğumda içimde bıraktığı o sarsıcı duyguyu hatırladım.
Ama bu kez Atamızın kendi ağzından anlatılıyormuş gibi olduğu için bambaşka bir yere dokundu… Daha kişisel, daha içten, daha yakından…
Kitabın özellikle son bölümlerinde gözyaşlarımı tutamadım artık...
Her okuduğum eser, Atamızın hasretini daha da derinleştiriyor, ama aynı zamanda ona olan hayranlığımı, minnetimi bir kez daha büyütüyor🙏🏼
Benim için bu kitap da tıpkı "Mustafa Kemal" gibi: Tartışmasız, mutlaka okunması gerekenlerden. Büyük bir hüzünle ama büyük bir hayranlıkla kapattım son sayfayı.
Bu kitapta yazar, Atatürk’ü sanki kendi ağzından konuşuyormuş gibi kurgulamış. Bu anlatım biçimi, Atatürk’le doğrudan temas kuruyormuş hissi veriyor; onun hikâyesini bizzat kendisinden dinliyormuşsunuz gibi bir etki yaratıyor. Bu nedenle kitabın özellikle ilk bölümleri insanı heyecanlandırıyor.
Ancak kitabın 130. sayfasından sonra, yazarın kendini sıkça tekrar ettiği görülüyor. Aynı örneklendirmeler ve birbirine çok yakın cümlelerle anlatı defalarca dönüp dolaşıyor. Tekrar edilen başlıca konular; sigara ve alkol, İsmet Paşa’nın mütevazı bir aileden gelmesi, Latife Hanım’ın akşam sofralarında yaptığı uyarılar. Özellikle kitabın son 40 sayfasında bu tekrarlar anlatının gücünü zayıflatıyor.
Cok buyuk bir hayal kirikligi oldu bu kitap benim icin. Ne anlatim dilini ne kurgusunu sevdim ne de yeterince samimi buldum. Chatgpt’ye yazdirilmis desem eminim oyle degildir. Bir kere kitapta cok tekrar var. O tekrarlar hastaliktaki sayiklamalar gibi de degil. Sacma sapan yerlerde ayni bilgiler defalarca karsimiza cikiyor. Ataturk’un insani tarafini vurgulamak istemis (ya da boyle yapmasi telkin edilmis) ama bunun icin haddinden fazla bir ask kurgusu/vurgusuna girmis. Cok ozensiz buldum kitabi. Bu kadar usta bir yazarin elinden bu kadar amator bir yazim nasil cikmis anlamak mumkun degil. 1 yildiz verdim sonra Ata’min oldugu bir kitabi 1 yildizda tutmamak icin onu da sildim.
Bence el attığı konu eleştirilmeye çok müsait hele ki anlatış tarzının birinci ağızdan olması, Atatürk gibi artık insan olmanın ötesinde bir ulus için simge olan bir adamın hikayesine el atmak cesaret ister.
Bir lider ama bir çocuk, bir kardeş, bir aşık, bir eş,bir baba, bir arkadaş. Bunu hep unutuyoruz. Yer yer gözümün dolduğu anlar oldu hep düşünmüşümdür yalnızlığını, aşklarını. Bir olmamışlık hikayesinden bir ulus yarattı bu adam diye
Bir yıldız kronolojik sıraya çok dikkat edilmediği için ve içindeki bazı anıların tekrar edilmesinden dolayı kırılmıştır.
Gerçekten Ayşe Kulin'in kaleminden çıktığına oldukça şaşırdığım bir kitap.
Kasım ayında; bir perşembe günü okumak, bizi bugünlere getiren Atamızı anmak için harika bir kitap olabilecekken aniden sanırım Ayşe Hanım'ın aklına bambaşka bir fikir gelmiş.
Bir insan olarak Mustafa Kemal Atatürk'ü anlatma çabası sadece çaba olarak kalmış.
İki yıldızın birini askeri dehasıyla imkansızı başaran Mustafa Kemal'e diğerini de tüm Türklerin atası Atatürk'e verdim. Ayşe Hanım rica ediyorum yıldızları üzerine alınmasın.
🇹🇷Aylardan Kasım Günlerden Perşembe, okunmalı ✨👌🏻 Mustafa Kemal Atatürk’ün kendi dilinden anlatılıyor. O günlerin tanıklarını, kadınlarını, bekleyenlerini, susanlarını anlatıyor.
Ve bir anda, Marmara’nın rüzgârı sayfadan çıkıp yüzüne çarpıyor. Mudanya’da, tarihin tam ortasında…
Atatürk’ün kararlılığı, bir dönemin kadınlarının görünmeyen emeği ve uzaktan bakan bir savaş muhabirinin notları… Ernest Hemingway bile bu hikâyenin tanığı.
Bu kitap tarih anlatmıyor; tarihin kalp atışını duyuruyor. 🇹🇷🤍
Onunla ilgili yazılmış her satır değerli. Teşekkürler Ayşe Kulin.
Anlatıcının Atatürk olması güzel fikir ama buna rağmen ya da bu sebepten, başlangıçtaki basit anlatım ve sonrasındaki tekrarlar biraz zayıf geldi. Belki de ben yoğun duygulara sahip olduğum için bana öyle gelmiştir ve kitap Ayşe Kulin'in bahsettiği gençlere daha çok hitap ediyordur... Umarım milyonlara ulaşır ve sonrasında herkes bu kitaptan daha fazlasını okuma ihtiyacı hisseder.
Atatürk ve kurtuluş tarihini iyi bilen biri olarak yeni öğrendim bir bilgiye çok rastlamadım ama zaten bu kitabı da orijinal bir fikir olduğunu düşündüğüm ve tabii ki Ayşe Kuli’nin kalemine güvendiğim için elime aldım. Farklı yorumlarda da bashedildiği üzere raylarla yürütülen köşkün doğrusu Yalova Köşk’üdür ve bu hatanın atlanması biraz üzücü oldu. Ancak özellikle son iki sayfanın herkes tarafından okunması ve dönüp içinde bulunduğumuz gerçekleri düşünmelerini istiyorum.
Bir şans daha vereyim dedim Ayşe Kulin’e. İlk okuduğum kitabı Sevdalinka’ydı. Wikipedia misali tarihi bilgilerin olduğunu düşündüğüm için asla kurgu olan kısım ile birleştiremedim kafamda. Bu kitapta ise wikipedia değil, Apotemi Sosyal Bilgiler özet kitabı okunmuş ve yazılmış havası vardı.
Sevmedim sevemedim. Ayrıca kapak seçimini de çok yanlış buldum. Sanki bodrum yaz aşkı kitabı havası veriyor (evet o yüzden almıştım)
Ayşe Kulin kitaplarını çok severim. Bu kez ısmarlama bir konuyu yazdığı belli oluyor. Kalemi her zamanki gibi çok akıcı; ama daha önce onlarca kez izlediğim bir filmi izler gibi okudum kitabı. Bitirmek için okudum gibi oldu.. Atatürk’ü çok bilmeyen, fazla okumayan biri için keyifli olabilir ama benim için zaman kaybıydı.