Gülayşe Koçak'ın ilk romanı Çifte Kapıların Ötesi yirmi yıl önce yayımlandığında özellikle psikiyatrinin mahremine dokunması (yani "terapötik ortam"ı, "aktarım"ı, "bağlanma"yı büyük bir samimiyetle anlatması) bakımından dikkatleri çekmişti. Kişinin kendi gerçeğini görüp kabullenmesinin nefes darlığına, yutkunma zorluğuna dönüşmesi...
Sağaltım sürecini coşkulu bir anlatımla, kırılgan bir neşeyle "kendini tanıma" sürecine, kederli ama gönüllü bir iç yolculuğa çevirmeyi başarmış Gülayşe Koçak.
Sizi yaşatan, umut: Bu hoşgörüyse kaynağını buradan alıyor. Canınızdan bezmişsiniz, bir asalak gibi, hiç kimseye hiçbir şey vermeden, dünyaya hiçbir güzellik katmadan yaşıyorsunuz, bir fazlalıksınız burada, üstelik burada var olmaya layık olanların payından yiyor, içiyorsunuz. Umut olmasa, böyle bir ruh hali içinde burada bir dakika daha durulur mu? Evet, iyi kötü bir umut olmasa, insan kendine bir hekim arar mı?
(1956, New York) Okul öncesi çocukluğu Addis Ababa’da geçti; ilkokulu Kopenhag’da, ortaokulun bir bölümünü TED Ankara Koleji’nde okudu. Lise eğitimini Hannover’de bir gymnasiumda alırken, Hannover Müzik ve Tiyatro Yüksekokulu’nda misafir öğrenci olarak piyano eğitimini sürdürdü. Liseyi Ankara Tevfik Fikret Lisesi’nde tamamlayan Koçak, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Basın Yayın Yüksek Okulu’ndan 1979’da mezun oldu. Ankara’da Kanada Büyükelçiliği’nde on yıl, White and Case Hukuk Şirketi’nde üç yıl çalıştı. Amatör oda müziği grubuyla birlikte konserler verdi, ayrıca üç yıl boyunca Anglikan Kilisesi’nin pazar ayinlerinde org çaldı. 2004 yılından bu yana İstanbul Sabancı Üniversitesi’nin Yazma Becerileri Merkezi’nde Yaratıcı Yazma atölye çalışmaları düzenlemekte, bunun yanı sıra pek çok kurumda çeşitli eğitimler vermektedir. Virgül, PsikeArt, Mahsus Mahal dergilerinde, edebiyat sitesi iktidarsiz.com’da, SUDergi’de pek çok deneme, makale ve kitap tanıtım yazısı yayımlanmıştır. Çeşitli sosyal bilim sahalarında makale çevirileri yapmıştır. Paradigma Yayınları’ndan 2011 yılında çıkan Kızlar ve Babaları kitabında “İkna Et Beni” başlıklı yazısıyla yer almıştır.
Gülayşe Koçak'ın "Gözlerindeki Şu Hüznü Gidermek İçin Ne Yapmalı?" isimli romanını okuyalı epey olsa da üzerimdeki etkisini, okurken boğazımda oluşan yumuruyu hâlâ hatırlıyorum. Bu zamana kadar hep bir romanını daha okumaya niyetlensem de bir türlü fırsatını bulamamıştım. Okuyacak bir şeyler bulamadığım, daha doğrusu canımın pek de okumak istemediği bu dönemde beni etkilemiş olan bir yazarı okumanın iyi geleceğini düşündüm. Doğru bir tercih yapmışım. Bilhassa ilk yarıyı büyük bir keyifle okudum ve ana kadın karakterde kendimden izler buldum, kendimi ona çok yakın hissettim; ama bir yerden sonra sanırım romandan koptum. Benim için çok iyi başlayan bir romanı biraz hayal kırıklığı hissederek bitirdim. Zira son anlamında konunun tam olarak toparlanmadığı, bir muğlaklık, eksiklik hissi uyandırdığını düşünüyorum. Belki de yazarın ilk romanı olmasının etkisidir, bilemiyorum...