[Sait Faik’te] yaşama hırsından başka, hatta ondan daha baskın bir “anlama hırsı” sezer gibi oluyorum. Tabiatı, eşyayı, insanları aynı nizam içinde harekete getiren büyük kanunun sırrını çözmek ister gibi bir hali vardı Sait Faik’in.
İnsanlar, eşya ve tabiat, birbiriyle külçe olmuş, Sait Faik’i hırsla kendine çeken bir muamma haline gelmiştir. Ama Sait Faik’in usulü, bu külçeyi tahlil yoluyla kavramak değildir. Böylesi, âlimlerle filozofların işidir. Sait Faik, sevmek ve yaşamak yolundan şair sezişiyle bu bilmeceyi, çözmek değil, fakat topyekûn kavramak ve içine sindirmek ister. Okuyucudan istediği şey ise, onun da kendi hesabına bu tecrübeyi yapmasıdır. Sabri Esat Siyavuşgil (kitaptan, s. 136)
Sait Faik Abasıyanık (18 November 1906 - 11 May 1954) was one of the greatest Turkish writers of short stories and poetry. Born in Adapazarı, he was educated at the Istanbul Erkek Lisesi. He enrolled in the Turcology Department of Istanbul University in 1928, but under pressure from his father went to Switzerland to study economics in 1930. He left school and lived for three years in Grenoble, France - an experience which made a deep impact on his art and character. After returning to Turkey he taught Turkish in Halıcıoğlu Armenian School for Orphans, and tried to follow his father's wishes and go into business but was unsuccessful. He devoted his life to writing after 1934. He created a brand new language and brought new life to Turkish short story writing with his harsh but humanistic portrayals of labourers, fishermen, children, the unemployed, the poor. A major theme was always the sea and he spent most of his time in Burgaz Ada (one of the Princes' Islands in the Marmara Sea). He was an honorary member of the International Mark Twain Society of St. Louis, Missouri.
Sait Faik mostly published under the name Sait Faik, other pen names being Adalı ("Island dweller"), Sait Faik Adalı, and S. F..
There is an award for his name which is given every year on his death anniversary: Sait Faik Hikâye Armağanı
Sait Faik, kitaplarına tekrar tekrar el atılacak, çok özel bir yazarımız. Ondaki insan sevgisini, özellikle de kaybedenlere, kimsesizlere, sessizlere, yoksullara duyduğu gönülden ilgiyi, yakınlığı, çok sade ama aynı ölçüde etkileyici bir şekilde işleyen hikayelerini okumanın, özellikle günümüzde daha da anlamlı olduğunu düşünüyorum. Kumpanya'da yer alan üç hikaye de bu nitelikte. Sait Faik külliyatının benim için en favori parçalarından biri değil belki ama okuduğunuza pişman olmayacağınız hoş bir kitap Kumpanya.
Bir insanı sevmekle başlar her şey, diyor ya Sait Faik. Bunu boşuna söylemiyor. Sait Faik okuduğunuzda ancak ve ancak insanı hissedersiniz. İnsana dair olan her şeyi, salt insan insan olduğundan ötürü seversiniz. Hırsızı da seversiniz iyilik meleğini de, çünkü öyle anlatır, insandır çünkü ve her türlü şey ondadır.
Zaten o yüzden şu hayatta her şey insan için, de der. Der.
Bu kitap yine yazarın kendi tarzında, ilki biraz uzun, 3 hikayeden oluşuyor. Ben bir Sait Faik hayranı olarak ilk iki hikayesini okumaktan büyük keyif aldım ve yazara sevgim biraz daha arttı.
Sait Faik'i neden sevdiğimi de açıklamak istiyorum ama anlatması biraz zor. Yüzeysel bir bakış açısıyla, hikayelerinde hiç özel bir şey yok. Sıradan insanların hayatlarından olağan sayılabilecek kesitleri anlatıyor. Ama bu insanların hayatlarına dair öyle bir sezgisi, öyle bir derin kavrayışı var ki yazarın insanı çok iyi tanıdığı (anladığı) hissine kapılıyorsunuz. Bir de, yazarın kendi hayat hikayesini de düşününce hikayeleri bana çok daha anlamlı geliyor. Seviyorum bu basit hikayeleri.
İş Bankası Yayınları baskısının sonundaki güzel yazı sebebiyle, yazarla tanışmak için de uygun bir kitap olabileceğini düşünüyorum.
Dünyanın en iyi yazarlarının kitabını okurken bile Sait Faik okurken aldığım hazzı, duyduğum heyecanı hissedemiyorum. Ondaki insan ve doğa sevgisi, insanı anlama çabası beni müthiş etkiliyor. Üç uzun öyküden oluşan bu kitap da yüreğimi cıvıltılı bir ilkbahar sabahına benzetti. Kitabın sonunda yer verilen Sabri Esat Siyavuşgil’in Sait Faik hakkındaki yazısı da hem Sait Faik’i hem de onun yazınını anlamak açısından müthiş bir kaynak olmuş.
Güzeller güzeli bir Sait Faik eseri Kumpanya. Güzeller güzeli de bir içine edeni var bu kumpanyanın. İsim bulmada iyi ama insanlıkta sınıfta kalanlardan. Belki de toplumun ondan istediğini en iyi şekilde yaptığını düşünüyordur, kimbilir...
Hep böyle söyleriz, dedi. Anadolu çekmez, Anadolu istemez, Anadolu anlamaz. Bu yüzden dünyanın en aşağılık filmlerini biz yaparız. Anadolu şöyledir, Anadolu böyledir. İçimizde Anadolu’yu bilen bile yok.
Sait Faik'i daha öncesinde derslerde veya kitaplarının arasından seçip seçip okuduğum olmuştu. Az çok ünlü olduğu naiflikten de haberim vardı. Ama bu kitapta derlenmiş üç öyküde açıkça gözlemlediğim kimlik, cinsiyet ve politika üzerine ne kadar derin gözlemler yapabildiğinden haberdar değildim. Çok bilinen bir yazarı okumanın keyifli yanı da bu sanırım. Her zaman duyduğundan daha fazla ve daha farklı bir şey veriyorlar sana. Sait Faik ve Kimlik çalışılan var mı acaba diye düşünüyorum şimdi de. Güzel şeyler çıkar gibi oradan.
This entire review has been hidden because of spoilers.
İş Bankası Kültür yayınları aracılığıyla çıkan Sait Faik'in eserlerinin hepsinin sonunda Sait Faik'i uzaktan yakından tanıyan o dönemin edebiyat ve sanat hayatı içinde bulunan güzide insanları tarafından yazılmış ufak bölümler var. Kumpanya'da ise Sabri Esat Siyavuşgil tarafından yazılmış "Sait Faik'i Anlamak" başlıklı yazı ise ana yemekten sonra yenilen tatlı hissiyatı yaratıyor insanın zihninde.
Sait Faik Abasıyanık’ın Kumpanya adlı kitabı, üç güçlü öyküden oluşan, insan doğasını ve toplumsal dinamikleri işliyor. Kitapta beni en çok etkileyen ikinci öykü Kriz olsa da, kitaba adını veren Kumpanya da sanat ve toplum ilişkisini başarılı bir şekilde işliyor.
İlk öykü Kumpanya, Anadolu’da bir tiyatro topluluğunun yaşadığı maddi sıkıntıları, sanatın toplum içindeki yerini ve sanatçıların var olma mücadelesini anlatıyor. Abasıyanık, sanatın sadece sahnede değil, hayatın içinde de ne denli zorlu bir süreç olduğunu gösterirken, sanatçının toplumla kurduğu karmaşık ilişkiye de çok başarılı dokunuyor.
İkinci öykü Kriz, Abasıyanık’ın anlatım gücünü ve derinlikli gözlem yeteneğini en iyi yansıtan öykü olarak kitapta ayrı bir yer tutuyor. Öyküde kendini bulma arayışında olan bir adamın hayatına konuk oluyoruz. Karakterimiz sorgulamaları, sorularıyla bizi de insan hayatının mı, yoksa toplumsal mirasa ait eserlerin mi daha değerli olduğu üzerine derin bir etik tartışmanın içinde bırakıyor. Otoritenin baskısı altında kalan bireyin, ahlaki seçimleriyle yüzleşirken, vicdan, güç ve insanlık kavramları sorguluyoruz. Bu öykü, kitabın en sarsıcı ve düşündürücü öyküsü kuşkusuz.
Genel olarak, Kumpanya güçlü temalar barındıran, düşündüren ve insan doğasını ustalıkla işleyen bir eser. Ancak birinci ve üçüncü öykünün nispeten zayıf kaldığını düşündüğüm için kitaba puanım 8/10.
Sait Faik külliyatimin son kitabi olan bu eseri de mumkun olan en gec vakitte bitirmeye calistim ve o zaman da geldi catti. kitap 3 hikayeden olusuyor diger hikaye kitaplarina gore bu eserde daha uzun hikayeler mevcut. Hikayelerin hepsi de sirk ve kumpanya hikayeleri. Sait Faik'in tarzini benimseyen biri olarak bu hikayelerde de kullanilan sade üslup okurken insani rahatlatip sevindirecek cinsten. Hikayelerinde sectigi insan figürlerini okuyucuya o kadar guzel geciriyor ki yazar o hikayelerin hepsinde kendi de varmis gibi oluyor okuyucunun. Böyle guçlu bir yazarla tanistigim icin cok mutluyum. Böylesi basyapit hikayeler yazdigin icin sonsuz tesekkurler Sait Abi
Sait Faik'in biri uzun olmak üzere bir kaç öyküsünü barındıran bu kitabı, onun diğer eserlerinde olduğu gibi insanlık durumlarından bol ayrıntılar içeriyor. Bir gezgin tiyatro grubunun Anadolu turnesi için hazırlık yapmasından başlayıp, oyuncular, sanatçılar, rejisörler üzerine derin gözlem ve ayrıntılar sergiliyor ve Sait Faik'in sonsuz insan sevgisine rağmen insanların kimi zaman iyi, güzel, kimi zaman kötü, karanlık yanları bir arada barındıran yaratıklar olduğunu unutmak isteyenlerin zihnine çivi gibi çakıyor.
Kumpanya, Sait Faik Abasıyanık’ın hikayelerinin olduğu bir kitab. Sait Faik bu eserinde tuluat tiyatroları ve tuluat tiyatrolarında yaşayanların hikayelerini anlatmış bize. Bu anlatımını üç ayrı öyküde toplamış Sait Faik Abasıyanık Kumpanya, Kriz ve Gauthar Cambazhanesi. Kullandığı dil ve öykü akışı kitabı bir an önce bitirme isteği uyandırırken, karakter tahlilleri ve batimlemeler gayet başarılı.
"Sait Faik Abasıyanık 1906_1954 yıllarında yaşamış. Edebîyat dünyamıza çok büyük katkıları olmuş bir şahsiyettir. Benim nacizane değerlendirmem ise kullandığı kelime ve cümle dizilimine hayran kaldığımı, dile ait unsurların kullanımını anlatmak için kelimelerin kifayetsiz olduğunu söyleyebilirim. Bilmediğim en az 20 kelime öğrendim kendisinden. İyiki kitaplar var... Ruhun Şad olsun Büyük Üstad."
3 güzel öykü var bu kitapta. En iyileri olmasa da iyi öyküleri Sait Faik’in. Bununla beraber Sabri Esat Siyavuşgil’in son sözü (“Sait Faik’i Anlamak”) kitabın kalanını unutturacak güzellikte. Sait Faik’i anlatan birden fazla son söz okudum. Böylesine denk gelmedim. Tekrar tekrar okuyası geliyor insanın.
- "Çocukluk, insana o kadar çabuk geri geliyor ki, adeta onu içimizde gizli bir yerde saklıyor gibiyiz. İstediğimiz zaman o, bir saniyede buluveriyor. Onu kaybeden, onu kendimizden defeden biz olduğumuz halde o sadık bir köpek şammesiyle bizi arayıp bulacak. En ümit etmediğimiz zaman ona, bizi bulmak fırsatını vereceğiz. Eğer sizde de bu çocukluğa dönüş kabiliyeti büsbütün söndüyse, o zaman sirk sizin için manasız; sirkte gülen, eğlenen, heyecanlanan insanlar acayip, basit mahluklardır. Çünkü saçlı sakallı insanlara çocuk diyemezsiniz. Halbuki o heyecana kapılmış olsanız, ara sıra kendinize gelip etrafınıza baktığınız zaman çocukluğu bir yetmiş yaşında ihtiyarın gözlerinde, ellerinde, hatta bembeyaz sakalında buluverir, siz eğer yetmiş yaşında değilseniz büsbütün küçülürsünüz. Sirkte büyük küçük yok, sirke büyük küçük mevcut değildir. Sirkte bütün insanlar dokuz yaşındadır."
Aslında severim ben cümbüşlü sanat ortamlarını okumayı, seyretmeyi, dinlemeyi ama tiyatronun adını ne koyalım diye sayfalarca kafa patlatmak gerekli miydi mesela? Ki doğru , gerçek hayatta da bu gibi konular üzerine konuşmak günlerini alabilir sanatçıların ama.. Sadece tüm öykülerini okuyorum diye uğradığım bir durak oldu.
Sait Faik Abasıyanık'ın "Kumpanya" adlı eseri. Bu kitap, sadece bir tiyatro gezici grubunun hikayesini anlatmıyor, aynı zamanda insan ilişkilerini, hayatın içsel zorluklarını ve duygusal karmaşıklıkları işleyerek okuyucuya gerçek bir yaşam tablosu sunuyor.
Bir kasabaya doğru giden tiyatro kumpanyasının oyuncularla yaptığı yolculuk anlatılıyor. Sait Faik'in renkleri hikâyelerindeki karakterlerde kendini gösteriyor.
Klasik bir Türk öykü doktirini belirlemek istesek, bu konuda net bir örnek teşkil edebilecek bir halk edebiyatı örneği olarak önümüze çıkacak bir kitaptır. Bu kitabın sayfaları arasında, asırların değişimi içinde bir planlama hatası örnekleminde gönlü geniş insanların masadaki sohbeti, hayalleri, bu hayaller içindeki gerçekçi varlıkları var. Tüm bunların yanında şark kurnazı insanların bifiil müracat ettiği o çıkar temelli oyunları da.
Sait Faik için ise, satırları arasında halkın içinden kopup gelmiş o güzel nükteler ve olayların ilhamı var. Oturduğu yerden bir sahili, oradan bir meyhaneyi gözlesen. Yan masada bir şeyler yerken, o içip sohbet eden, sohbet ederken ya ülkeyi yıkıp yeniden kuran ya da iş kurup zengin olana denk gelirsin. İşte o ateşli ama gerçeklikten uzaklaşmış bakış açılarının içinde bir olay örgüsüyle sohbetlerini kalemindeki güçle kitaba aktarmış. O ekibin içindeki gerçekçi bakış açısını da asla unutmamış. Kitabın diğer örnekleri de, her öyküsü içinde farklı bir diyarda gezen o güzellik dolu bakışları içermekte.
Sait Faik öykü kitaplarında hep aynı senaryoyu yaşıyorum. İlk sayfalarda hissettiğim hayal kırıklığı zamanla (ileriki hikayeler ile) yerini beğeniye bırakıyor. Yazarın Türkçesi, samimiyeti, çocukluk ve sevda tasvirleri okumayı değerli ve güzel kılıyor. "Gauthar Cambazhanesi" isimli öyküyü özellikle beğendim.
Üç öyküden oluşan kitapta en beğendiğim öykü Gauthar Cambazhanesi. Sait Faik'in çok yalın bir dili var, karakterlerine sordurduğu sorular, yaşattığı çelişkiler çok hoşuma gitti. Ancak şimdilik Sait Faik için, çok etkileyici ve müthiş bir öykücüymüş be, diyemeyeceğim.