Ne zamana kadar bu hayatı sürdürebilirsin? Sadeleşmek, gerçek özgürlüktür.
Özgürlükse istediğiniz şeyleri yapmak değil, istemediğiniz şeyleri yapmak zorunda
kalmamaktır.
Modern dünyanın karmaşası içinde boğulan ve ne yapacağını bilemeyen milyonlarca insana sadeleşmenin, yavaşlamanın, ruhu kitaplarla iyileştirmenin yollarını gösteren, Koreli ünlü yazar Hwang Bo-Reum, bu kez kendi tecrübelerinden yola çıkarak geliştirdiği iyileşme tekniklerini ve
yaşama meydan okumanın en zarif, en etkili yollarını kaleme alıyor.
Hayatını yavaşlatmak ve içsel huzuru bulmak isteyenlerin yanı sıra yazarlık ve yaratıcılık isteyen işlerle ilgilenenler için de eşsiz bir akıl hocası ve rehber sayılabilecek olan bu kitap, toplumsal beklentilerden ve kalabalıktan uzak, basit ama neşeli ve coşkulu bir yaşamın
kapılarını aralamanıza yardımcı olacak.
Yazmak, yürümek, okumak, yemek yapmak gibi basit eylemlerinizi bile tüketim odaklı bu modern çağ düzenine karşı bir meydan okumaya dönüştürmeyi öğrendiğinizde, sade bir hayatın
zenginliğini yaşıyor ve sefasını sürüyor olacaksınız.
Hwang Bo-reum studied Computer Science and worked as a software engineer. She wrote several essay collections: I Read Every Day, I Tried Kickboxing for the First Time and This Distance is Perfect. Welcome to the Hyunam-dong Bookshop is her first novel, which has sold over 150,000 copies in Korea and been sold into 9 territories. Before its release as a paperback, the novel was initially published as an e-book after winning an open contest co-organised by Korean content-publishing platform ‘Brunch’.
대학에서 컴퓨터공학을 전공하고 LG전자에서 소프트웨어 개발자로 일했다. 몇 번의 입사와 퇴사를 반복하면서도 매일 읽고 쓰는 사람으로서의 정체성은 잃지 않고 있다. 지은 책으로 『매일 읽겠습니다』, 『난생처음 킥복싱』, 『이 정도 거리가 딱 좋다』가 있다.
Kitapla ilgili düşüncelerim, biraz dağınık olsa da şu şekilde. Öncelikle, yazarın dilini ve detaylara gösterdiği özeni çok beğendim. Hiçbir araştırma yapmadan okumaya başladığım için, kitabın minimalizm üzerine bir kurgu olduğunu sanmıştım. Oysa yazarın denemelerinden oluşan bir kitapmış. Yazı yazmanın zorlukları ve zevki üzerine kaleme aldığı bölümler beni çok etkiledi. Doktorasının son yılında neredeyse her gün yazmak zorunda olan ve okula geldiği her gün gym'e giden biri olarak, bu kısımlarla empati kurmak hiç zor olmadı. Yazı yazmak ve spor yapmak arasında kurduğu parallellikler de hoşuma gitti. Ben de kendimi neredeyse her gün bu iki yolla challenge ediyorum, başkasından okumak hoştu. Ayrıca, birinin iş hayatını geride bırakıp yazma tutkusunun peşinden gitmesi beni derinden etkiledi. Yakın bir arkadaşım yakın bir zamanda çok da iyi para kazandığı bir işi bırakıp Fransa'ya bir göçmen kampına gönüllülük yapmaya gitti. Hayatını anlamlı kılmak için atılan bu tür adımlara bayılıyorum.
Yazar kendini çok iyi tanıyor; neyi isteyip neyi istemediğinin fazlasıyla farkında. Bence kitap aslında “sadelik”ten çok “sakinlik” üzerine. Elbette bir bira içmenin, spor yapmanın, pencereden dışarıyı izlemenin ya da para kazanmaktan çok başka şeylerden keyif almanın sadeliği kitabın başlığıyla tutarlı. Ama benim için kitap kendini bilmenin sakinliği üzerineydi. Eğer bana kitabı yeniden adlandırma fırsatı verilseydi, sade değil sakin bir hayat derdim.
Yazarın yalnızlıkla kurduğu ilişki ise beni hem düşündürdü hem de yer yer rahatsız etti. Yalnızlığa övgüsü, benim yalnızlıkla kurduğum mesafeli ilişkiyi sorgulamama neden oldu. Ben yalnız olmayı pek becerebilen, seven biri değilim. Eğitim hayatım nedeniyle birkaç kez göç etmek zorunda kaldım; bu dönemlerin başında kendimi çoğu zaman yapayalnız hissettim. Ama o anlarda bile bulabildiğim ilk sosyal ilişkiye sıkı sıkıya tutundum. Bazen, aslında çok da haz etmediğim insanlarla sırf yalnız kalmamak için vakit geçirdiğim bile oldu. Bu yüzden, eğer bu yazar gibi biri olsaydım, yalnızlıkla bir sorunum olmasaydı bu dönemleri nasıl geçirirdim diye düşündüm. Bu açıdan kitap, hem kendime dönüp bakmamı sağladı hem de çok da bilmediğim ve bilmek de çok istemediğim bir dünyanın kapılarını araladı.
Kitapta belki de İngilizce’deki solitude, loneliness, privacy, isolation gibi kavramlar üzerine bir tartışma yer alsaydı çok iyi olurdu diye düşündüm. Türkçeye bunlar sırasıyla inziva, yalnızlık, mahremiyet ve izolasyon olarak çevrilebilir belki. Bu kavramlar arasındaki farklar, özellikle de gönüllü yalnızlık üzerine bir tartışma, kitabı derinleştirebilirdi. Belki de korece de zaten kavram karmaşasına yol açmayacak bir kelime kullanılmışır, onu bilemeyeceğim.
Kitabı okurken, üniversitenin ilk yılında biyoloji dersinde hücrelerle ilgili öğrendiğim bir bilgiyi hatırladım. Apoptosis, yani programlanmış hücre ölümü. Hatırlamak için biraz araştırdım ve öğrendim ki (ya da hatırladım ki) vücudumuzdaki çoğu hücre, aslında oldukça sosyal ve kurallara uyan yapılar. Hayatta kalabilmeleri için sürekli komşu hücrelerden ve çevrelerinden yaşam sinyalleri almaları gerekiyor. Bu sinyaller kesildiğinde, hücre kendi kendini yok etmeye başlıyor. Bu bilgiyi ve Kore’de yalnızlığın artık resmi bir sağlık sorunu olarak tanımlanmasını birlikte düşündüm. Yazar da kitapta, yanlış hatırlamıyorsam, tek başına yaşayan insanların nüfusun yaklaşık %33’ünü oluşturduğunu söylemişti. Yaptığım kısa araştırma ise bu tek başına yaşayanların %62’sinin yalnızlık hissettiğini söylüyor. Fakat kitap bu toplumsal yalnızlaşma haline pek değinmiyor gibiydi. Bence yalnızlığı romantize etmeden önce tam da bu meseleye eğilmek gerekirdi.
Son olarak, geçtiğimiz gün Deniz Yüce Başarır’ın Ben Okurum podcastinde Oya Baydar’ın Annie Ernaux’nun Seneler kitabı üzerine yaptığı konuşmayı dinledim. Oya Baydar, Nobel’in Ernaux’ya verilmesini sosyo-otobiyografi türünü edebiyata kazandırmasıyla açıklıyordu. Bundan sonra bu türde daha çok kitap göreceğimizi, kurgunun yerini bu tür kişisel anlatıların alacağını söylüyordu. Gerçekten öyle olur mu bilmiyorum ama son okuduğum iki Kore kitabı da benzer şekilde yazarın kendine dair anlatılarıydı. Ancak bu kişisel tarih anlatılarında sosyal boyutun eksikliğini fark ettim. Bu sebeple hembu kitabın hem de Ölmek İstiyorum ama Tteokbokki de yemek istiyorum'un kişisel hikayelerden daha geniş toplumsal bir yere evrilmesini içten içe bekledim sanırım. Bu son yorumum tabii biraz cahil izlenimi gibi oldu :D belki de alakasız şeyleri birbirine bağlamışımdır, bilemiyorum.
Yazarın Hyunam-Dong Kitabevi kitabını almış ama henüz okuyamamıştım. İlk tanışmamız oldu yani; onunla karşılaştırma bekliyorsanız burada olmayacak...
Üstünde nedense "roman" yazıyor ama değil; temelinde kitabın isminden de anlaşılacağı gibi sade bir hayat yaşamaya dair adımların olduğu denemeler var kitapta. Aramızda sadece iki yaş var ama deneyimlerimiz çok ama çok farklı. En büyük hedeflerinden birinin tek başına eve çıkmak ve yalnız yaşamak olmasına, bunu 40'lı yaşlarında başarınca da bir mucize gerçekleşmiş gibi mutlu olmasına şaşırdım mesela. Sonra da şaşırdığıma şaşırdım çünkü düşününce aynı evde yetişmiş olmamıza rağmen kardeşim ve benim deneyimlerimiz bile bambaşka. Bu hedefinin yanı sıra "yazar olma" hedefinin etrafında dönen yazılarında hayatını değiştirmeye çalışırken fark ettiklerini ve bu süreçte üzerinde düşündüklerini ele alıyor. Dediğim gibi, deneyimlerimiz, hayattan beklediklerimiz, rahatlama şeklimiz, huzur bulduğumuz konular gibi pek çok şeyimiz farklı; hatta o minimalistken ben maksimalistim mesela! Yine bile yalnız olmanın gerçekten ne demek olduğu, hayatta bizi mutlu eden şeylere nasıl daha çok zaman ayırabileceğimiz, dinlenmenin ne demek olduğu ve bunu nasıl yapabileceğimiz gibi konularda da çok fazla ortak noktamız var. Genel itibariyle bazı şeyler üzerinde düşündüren ve iyi hissettiren bir okuma oldu benim için.
Sanki bir arkadaşım gelmiş bana hayatı hakkinda, yazar olmak konusunda tüm kararlarını anlatmış ve benden de bunların doğru olduğunu teyit etmemi istermiş gibi bir hissiyat ile okudum. Belki de okumak için yanlış zamandı.
İyi hissettiren kitaplar serisinden bir kitap daha. Yazar, ülkemize geleceği için tüm çevirilerini bitireyim deyip okuma listeme eklendi. Yazarın hayatını sadeleştirme serüvenine konuk oluyoruz. Yazar olma hayali için, düzenli işini bırakıp daha önce ailesi ve sonra da ablası ve eniştesiyle yaşadığı evden tek başına bir eve çıkıyor. Tabi bunu 30 yaşından sonra yapıyor. Yazarımız için bu büyük bir adım. Hatta Kore gibi toplum için bu gerçekten zor bir adımda. Düzenli bir işin olmadan hayat masrafları o kadar kolay değil çünkü. Güneşe kurşun sıksa da gerçekten şanslılardan ve yazdıkları da okunuyor. Edebi bir beklentim olmadan okuduğum için hızlıca okunan bir kitap oldu. Günlük niteliğinde bir eser; yazarın sade evinde, sade hayatına, etrafı keşfine ve yazma serüvenine eşlik ediyoruz. Kendinizi rahatlatmak istediğinizde moralinizin düşük ve her şeyden vazgeçtiğiniz bir dönemde okursanız kesinlikle iyi gelebilir👌☺️
Az kalsın “Reading slump” a sokuyordu beni. Hiçbir bağım olmayan sıkıcı birinin sıradan hayatını okuyormuşum gibi hissettirdi. Bağ kuramadım. Kitapların okunmak için doğru zamanları olduğunu düşünüyorum ve biz bu kitapla doğru zamanda tanışmadık.
Sade Bir Hayat’ın akışını ve sade anlatımını sevdim ama yalnızlık teması benim için çok kolay bir konu olmadığından kitaba tam olarak giremedim. Günlük/anı tarzı da beni çok içine çekmedi. Yine de yazarın dilini beğendim ve ilk kitabını okumayı düşünüyorum.
Hyunam Dong Kitabevi’nden sonra neyle karşılaşacağımı bilmeden başladığım bir eserdi, pişman etmedi.
Öncelikle bu eser bir kurgu değil, yazarın çeşitli konulardaki düşüncelerini anlattığı denemelerden oluşuyor. Üslubu sohbet eder tarzda olduğundan kesinlikle sıkmıyor. Özellikle yazma süreciyle ilgili paylaşımlarından çok istifade ettiğimi söyleyebilirim. Bunun dışında hayata ve eserin adını taşıyan sadeleşme düşüncesini ayrıca sevdim.
Bana göre güzeldi, keyifliydi. Deneme seviyorsanız hoşunuza gidecektir.
Sonunda bitti. Kısacık bir deneme kitabı olmasına rağmen çok yavaş okudum. Yazar kitapta kendi hayatından ufak parçalar anlatıyor. Nasıl ikinci kez kurumsal hayatı bırakıp yazar olmaya karar verdi, yazma sürecinde neler yaşadı, tek yaşamaya başladıktan sonra hayatını nasıl düzene soktu gibi günlük hayatla ilgili fikirlerini ve yaşadıklarını paylaşıyor. Aslında keyifli gibi dursa da sanırım ben yazarın karakterini kendime yakın hissedemedim. Yazar olmaya kendini çok zorlamış. Ayrıca fazla içe dönük ve sıkıcı biri gibi geldi. Onun hayatını okumak bana hitap etmedi.
Bundan sonraki bir yılı böyle sakin ve sade geçiresi geliyor insanın kitabı dinlerken, öyle minnoş bi kitap. Spora ve beslenmeye, evde yemek yapmaya övgülerle bezeli. Yazarın yalnızlığını övüp doya doya yaşadığı sahneler, evini düzenleyip keyifle yemek yaptığını anlattığı bölümler ve sporla ilişkisini aktardığı kısımlar özellikle hoşuma gitti. Romanını daha çok beğenmiştim ancak yine de anlatımında biraz zayıflık olduğunu da düşünmüyor değilim. Bir tür kafa karışıklığı, biraz sanki özgüven düşüklüğü gibi bir his.. Murakami’nin koşmasaydım yazamazdım kitabıyla aynı kulvarda ancak onun kadar odaklı değil. Yine de yazan duble yazan (hem akademik hem edebi) biri olarak kitaptan keyif aldım. Yazmanın zorluklarını ve önemsiz görünen küçük gündelik rutinlerin ne kadar sağaltıcı olduğunu bir kez daha anımsayarak ☺️🌸
Hiçbir beklentim olmadan başlamıştım ama gerçekten çok keyif aldım. Belki ben de hayatımda ilk kez haftanın 6 günü tamamen bana kalmış bir şekilde yaşamaya başladığımdan anlattıkları ile ilişki kurabildim. Doğru zamanda okumak gerçekten önemli sanırım bu tarz kitapları. Örneğin geçen yıl yoğunluktan nefes alacak zamanım bile yokken okusam herkesin imkanları buna uygun değil der, çok sinirlenirdim böyle canı istediği gibi rahat rahat yaşamayı uzun uzun övmesine.
Hwang'in okudugum 2. kitabi ve yasca kucuk olsam da, ayni konular hakkinda dusundugum ve uslubunu begendigim bir yazar. Tarafsiz olamayacagim, bana iyi gelen bir yazar oldugu icin kitabi cok begendim. (Deneme turunu de sevmemin etkisi buyuk oldugunu dusunuyorum.)
edebi olarak değerlendirmeyeceğim ama her şeyin hızlandığı, aynı anda her şeyi yapmanın -üstelik başarılı da olmamızın gerekliliğinin olduğu bu çağda yavaşlamanın önemine değinmesi hoşuma gitti.
Her zaman, kitapların insanların hayatına bir sebepten çıktığını düşünen bir insan oldum ve bu kitapla tekrardan bunu doğruladım. Hyunam Dong Kitabevi ile tanıdığım yazarın yeni çıkan bu kitabını kitap fuarında gördüğümde ilk kitapta hissettiğim o güvende olma duygusunu hissettim yine. Sade Bir Hayat başlığı beni ister istemez mutlu etti ve okumak için sabırsızlandım. Kitabın ilk sayfasından itibaren yazarla hayatlarımızın benzer aşamalarında olduğumuzu gördüm. Onun deyimiyle "kendileri için gereksiz olan şeylere cesurca sırt çevirdikten sonra, yalnızca yapmaları gereken şeylere odaklanma" aşamasındaydık hayatın. Sevdiğimiz ve kendimize iyi gelen şeyleri yaparken "Sade Bir Hayat"a ulaşıyorduk. Günlük hayatın telaşında ne kadar zor değil mi sade bir hayat? Bu kadar zor olması onu değerli kılıyor sanırım. Bu kitabı bana bir dönem yakın arkadaş oldu ve sanırım olmaya devam edecek de. Bu kitabı okumak tıpkı temiz bir odada, mum ışı eşliğinde ve güzel bir tütsü kokusunda sevdiğiniz bir aktiviteyi yapmak gibi hissettiriyor. Ayrıca yalnızlığı genel kanıların aksine iyimser bir şekilde ele alıyor ve insanı endişeye sokan taraflarının o kadar da endişe verici olmadığını okura gösteriyor. "Ancak, yalnızlığı birlikte yaşamakla ilişkilendirmek de doğal çünkü yanlarında birine ihtiyaç duyan insanlar muhtemelen daha yalnız olanlar... Sonuçta, "yalnız oldukları için birlikte" yaşıyorlar. Tek başına yaşadığı için yalnız hisseden biri mi, yoksa yalnız olduğu için birlikte yaşayan biri mi daha yalnızdır? Kim bilebilir ki? Belki de tek bildiğimiz, hepimizin bazen yalnızlık çektiğidir."
This entire review has been hidden because of spoilers.
Deli gibi bayıldığımı söyleyemem. Deneme üzerine yazılmış bir kitap olduğunu bilmiyordum başlamadan önce farklı bir deneyim oldu o açıdan. Kitap yazarın günlük hayatta yaptığımız işlere övgüsü gibiydi adeta. Tek başına olmak, yalnız yaşamak, yemek hazırlamak, egzersiz yapmak, yürüyüş yapmak, bişeyler dinlemek, kitap okumak gibi gündelik aktivitelerin sadeliği, yalınlığı üzerine yazarın görüşlerini içeren deneme metinleriydi. Bu yazarın kalemini seviyorum, okuması çok keyifli. Bir çırpıda bitirilecek bir kitap değildi yayarak okudum. Yine de keyif aldım.
Yazar bu hayattaki en büyük nimetlerden biriyle ödüllendirilmiş: kendi kendine yetebilmek. Hobiler ediniyor, evde vakit geçiriyor, yürüyor, spor yapıyor; hiçbirinde de biri yanımda olsun, biri gelse de gitsek demiyor. İç motivasyonu inanılmaz yüksek. Bir yandan da hayatınızda böyle biri olsa biraz soğuk bulacağınız, zaman zaman da sinirinizi bozacak bir kişi olabilir tabii. Bazı kısımlarda o kadar detaylı detaylı anlattı ki yeter da, kafa ütülemeye başladın artık dedirtti. Genel olarak okuması rahat bir kitap. Dünya üzerinde böyle insanların var olması mutlu ediyor.
“Kendinize, ‘nereye gittiğinizi’ sormaktan daha yalnız ve boş bir şey yoktur.”
Hayatta bulunduğum konumda, tam da şu anda duymam gereken şeyleri bana iletti. Yazarın meşhur romanından sonra imza gününe katıldım ve nedense onunla sohbet etmek istedim. Tabii bu mümkün değildi fakat okumayı sevdiğim deneme türü bu yüzden var. Hwang Bo-Reum’un hayatıma güzel sohbetiyle eşlik etmesinden fazlasıyla memnun kaldım!
Yazar kendi hayatından ve özellikle 30'lu yaşlardan sonra ailesinden ayrıldıktan sonraki yaşamından bahsediyor. İlk kitabının çıkış süreci, dünyadaki yankısı, ailesinin düşünceleri, günlük dertleri, hayatının akışı, neleri sevip sevmediği ve rutinleri gibi yazara dair pek çok şey öğrenebileceğiniz günce tadında bir kitap. Günlük konuşma dilinde yazılmış, okuması kolay.
Bazen bunaldigimda ya da ne icin cabaladigimi dusundugumde acip okuyacagim bir kitap oldu. Hyunam-Dong Kitabevi'ni okuduktan sonra incelemistim yazarin biografisini ve bilgisayar muhendisi olduguna da sasirmadim. Bu kitapta da benzer yonlerimizi bulmus olmam beni sasirtmadi. Giderek kendime yakin buldum ve samimi tonu gercekten cok iyi geldi.
Tatlış bir kitaptı. Başucu kitabı gibi, uyumadan önde okuyup huzurlu şekilde uyumak için çok ideal. Hikaye değil deneme yazıları içeriyor kitap. Her yazı yazarın kendi hayatından ve düşüncelerinden oluşuyor bu tarz kitapları seviyorsanız eğer şans verebilirsiniz. Dediğim gibi uyumadan önce okumalık sakin ve güzel bir kitap. Hemen de bitirirsiniz. Meraklısına tavsiye edebilirim.
Roman sanmıştım ama bir günceden ibaretmiş biraz hayal kırıklığı oldu. Ancak güzel tespitler vardı ve bazen yazarı çok iyi anlayabiliyorum. İlk okuduğum romanını da çok severek okumuştum. Sizde seviyorsanız bu tür hikayeleri öneririm.
en azindan yazar kendini iyi tanıyor,, ben de o da olmadigi icin bazen evet böyle sakin bir hayat isteyebilirim dedim ama dinlerken bile cogu zaman sıkıldığım oldu. yani aslinda istemiyorum snrm. benlik degil ya minimalism falan icim daraliyor hicbir sey yapmıyormusum gibi geliyor
Yani roman desem roman değil. Bir arkadaşımın günlüğünü okuyormuşum gibi hissettim. Maalesef beklentimin altında kaldı ama okuması zevkli. Keyif veriyor😉
Kore’nin uzun çalışma saatli ofis hayatından ayrılıp, “yazarak” daha sağlıklı bir yaşam yaşamaya başlayan yazarın kendi hikayesi. Ne yazık ki Türkiye’de, uzun çalışma saatlerine feda edilmiş, iyi gelirli bir hayat ile bile böyle bir yaşamın parçası olmak, ütopya gibi geliyor.