“yağmurdan sonra bahardan önce” konusuyla o günleri yaşamış birini en baştan tavlıyor. devrim koçak’ın dilini ve anlattıklarını, yaşama bakışını bu romanda da ilkindeki gibi görebiliyoruz sanırım.
ömrü boyunca düz ve görünmeyen biri olma isteyen (mustafa) suphi’nin bir anda başına gelenler onun bu silik yazgısını değiştiriyor. bence romanın en komik karakteri inci her yerde parlıyor ve yine nergis hanım’da olduğu gibi “havada aşk kokusu var” ve ben bizi 10 ekim’in öncesi ve sonrasının karanlığına böylesi çeken bir romanda bile bunu çok seviyorum.
sadece 2010’lar mı? hayır. suphi’nin isminden de anlayacağınız gibi sol geçmişli babası macit’in ve annesinin hikayesini de öğreniyoruz. 80’lerde işkence vs derken görüş gününde bir astsubayın görüşe gelenlere yaptıkları emin olun hiç yabancı gelmeyecek. çünkü kötülük de iyilik de değişmiyor. hatta 6 yıl ceza alan macit’i düşününce hukuk bugüne göre daha iyi işliyor diye bile düşünebilirsiniz.
birbirine giren bu hikâyelerin ve hatta sonda şaşırtıcı bir biçimde birbirine dolanan iplerin çözümü çok ustalıklı. devrim koçak çok iyi bir hikaye anlatıcısı. macit’in sonu gelmez şair ajitasyonundan melahat’in net ve düz cümlelerine kadar karakterlerini çalışıp derinleştiriyor.
ama romanın anlatım tekniğine biraz itirazım var. tanrı anlatıcının her şeyi açıklaması, mesela melahat’in aşıkları görüp “o yalnız bir kişiden alkış bekliyordu, yalnız onun kapısına yaralarıyla ulaşmak istiyordu…” gibi aşırı romantize edilmiş cümleler kurması beni okurken yordu. bu denli ağır konusu olan bir romanın daha düz, daha az açıklamalı, anlatmaktan çok gösteren teknikle yazılmış olsa etkisi daha büyük olur diye düşündüm.
bence edebiyatımızda bu okura güvenmeme sorununu artık aşmamız lazım. okur siz her şeyi açıklamasanız da emin olun, anlayacaktır. siz gösterin yeter. altı çizilecek aforizmal cümleleri azaltsak, eyleme ve öykülemeye dönsek, metinler güçlenecek. nergis hanım’ın bir kısmı mektuptan oluştuğu için bu anlatıp açıklama olayı mektuba yakışıyordu ama burada, olayların içinde bence akışı kesiyor.
bu kadar kusur kadı kızında da olur diyerek son dönem acılarımıza, korkularımıza bakmaktan çekinmeyen ve üstelik biraz da ankara’yı roman karakteri haline getiren, bunca olayın failinin adını anarak bile son yıllarda yazılanlardan ayrılan “yağmurdan sonra bahardan önce”yi çok sevdim. devrim koçak’ın ellerine sağlık.