"Hayır hocam. Ben aydınlandım, sana da bu aydınlanmayı sunuyorum."
Elini uzattı. "Bizimle çalış. Yeniden doğuşu gerçekten mümkün kılalım. Senin hayalini gerçekleştirmek için elimizde artık bir formül var. Bu formül bize sadece ölümsüzlüğü değil, dünyaya hükmetme şansını da veriyor. Düşünsene... İnsanlara yaşam ve ölüm arasındaki sınırı kontrol edebileceğini söylersen, bunu kim istemez?"...
... Doktor gözlerini açtığında başı zonkluyordu. Görüşü bulanıktı, nefes almakta zorlanıyordu. Kolları ve bacakları, yatırıldığı yerde sıkı sıkıya bağlanmıştı, el ve ayak bileklerine dolanan plastik kelepçeler derisini acıtıyordu. Tepesindeki ışıklar öyle parlaktı ki etrafını göremiyordu. Çıplaktı ve üşüyordu.
Başını kaldırmaya çalıştı ama ensesinden vücuduna bir ağrı saplandı. Ağzı kurumuştu. Derin bir nefes aldı ve etrafı dinledi. Sessizlik... Ama hayır, biri vardı...
Çatı iyi kurulmuş bir polisiye ancak açık kalan çok nokta oldu, Hasan Can ve Dr. Alparslan'ın anneannesinin Silivrideki evi, o evde duyulan ayak sesleri, doktor Alparslan'ı neden gizli çalıştırıyor, Çetin Emeç'deki yer ne icin kullanılıyor? Belki sonraki kitaplarda açığa çıkabilir. Melike ve Baran'ın öyküsü romana kenardan ilistirilmis havasinda, çıkarılmasını ben de istemem ama daha iyi entegre edilebilirdi. Neyse ikinci kitabı görelim.