"İnsanlar çoğaldıkça azalır. Her insan bir kâinattır, beş insan bir memleket." Beş yaşındaki dedektif Alper Kamu'nun yaratıcısından bir diğer sıradışı kahraman: Cinaslı Hafiye, Stan LaFleur Rilke gibi dilbaz, tilki gibi kurnaz
Alternatif bir 1974. II. Dünya Savaşı sonrası Batı bloku başta olmak üzere Türkiye dahil pek çok ülke “hiperdemokrasi” olarak adlandırılan yeni bir rejimle yönetilmektedir. Kamuyu ilgilendiren her konunun anketlerle belirlenip karara bağlandığı bu düzen, bilgiyi tekeline almış, ayrıcalıklı uzman zümrenin tahakkümüne son verdiği iddiasındadır. Hiperdemokraside toplum kanaati esas, "gerçek" en tehlikeli kavramdır. Adalet, ekonomi, eğitim, bilim, sanat... hepsinin nasıl işleyeceğine çoğunluk karar verir. Kimin yaşayıp kimin öleceğine de.
İşte böyle bir dünyada, küçük yaşta bir Türk aile tarafından evlat edinilen Alman asıllı şair-dedektif Stan LaFleur, iç içe geçmiş bir cinayet ve intihar vakasını araştırmak üzere kolları sıvar. Takip ettiği izler onu, gökyüzünde aniden belirip günbegün büyüyen kızıl yarığın gizemiyle yüz yüze getirir. Soruşturması derinleştikçe LaFleur kendini büyük bir komplonun ortasında, kozmik güçlerin karşısında bulacaktır. Apokaliptik tehditleri ortadan kaldırmak için önünde sadece beş günü vardır; cephanesi zekâ, vicdan ve hayal gücünden ibarettir.
Alper Canıgüz’ün yeni romanı Örümcek Burgacı, ütopya ile distopya arasındaki çizginin belirsizleştiği evreninde, okuru baş döndürücü bir maceraya davet eden son derece özgün bir retro bilim-kurgu/polisiye.
Fazla kitap yorumu yazmam fakat bu kitap için yazmak istiyorum.
Alper Canıgüz’ün tüm kitaplarında psikoloji, sosyoloji, felsefe görüyoruz fakat bu kitaptaki olayların temelindeki “örümcek burgacı”, “hiperdemokrasi”, “psikosfer”, “vize” kavramları & konseptleri kitabı, önceki Alper Canıgüz kitaplarından ayrı bir yere koydu benim gözümde.
Alper Kamu serisi ve diğer kitaplardan farklı bir seviyeye çıkmış Örümcek Burgacı. Dilini ve anlatımını çok beğendiğim Alper Canıgüz, “gülerken düşündüren” kitaplarından farklı olarak “düşündürürken güldüren” bir tarz izlemiş gibi geldi bu kitapta.
Rahat okunan, hızlı akan bir kitap. Alper Canıgüz kitaplarını seviyorsanız tavsiye edeceğim bir kitap. Örgüsü, mizahı, üzerine düşünmek için bıraktıkları ve devamının ne kadar gelecek merakıyla sevdiğim bir eser oldu Örümcek Burgacı.
Bu arada muhteşem üçlüyü yeniden görünce bunun bir Alper Canıgüz kitabı olduğunu tam olarak anlıyorsunuz, eski dostlarınızı görmüş gibi seviniyorsunuz.
Alper Canıgüz müthiş bir dünya yaratmış, harika bir kitap bu. Alternatif bir gerçeklikte, hiperdemokrasi ile yönetilen 1970'lerin Türkiyesinde şair bir dedektifin peşinden gidiyoruz. Şahane.
"Öfkeli, kırgın, yaslı, tedirgin... fazla beklenti taşımayan yüzlerdi gördüğü. Tek tük gülümseyenlerde bile bu azıcık yaşam enerjisi nedeniyle mazur görülmeyi bekleyen mahcup bir ifade. Dikkatle bakıldığında gözlerinde küçük pariltılar görmek mümkün; nesiller boyu tabiat, alıcı kuşlar ve zorbalarca kıyıma uğramış bir türün tetikte zekâsı. Nice yiğitlerin tasvire çalışırken telef olduğu tablo: Türkiye'nin ruhu."
romanın en önemli başarısı arka planı. yaratılan alternatif distopik evrende hiperdemokrasi fikri aslında tanıdık noir bir hikayeyi sonuna kadar taşıyor. lakin hikayenin bu kadar bilim kurgu girdabına girmesine gerek var mıydı? şahsen finali beni hiç tatmin etmedi. hikayenin biraz daha sadeleştirilmesi gerekiyordu. çok fazla karakter hikayeye giriyor ama bu karakterlere alan açılmıyor. bu karışıklık o kadar çok gizem ve soru yaratılıyor ki ortada bir katil olması fikri de zayıflıyor. katille yüzleşme sahnesi bu sebeple bir gerilim yaratamıyor. yine de 1970'ler Türkiyesinde noir bir hikaye okumak fazlasıyla keyifli.
Alper Canıgüz’ün yarattığı yeni bir karakter şair hafiye Stan LeFleur. Bir bilimkurgu distopyasının dahi dedektifi.
Çok başarılı bir evren kurgusu. Muazzam diyaloglar, tam da bir dahi dedektife yakışır eylem ve söylemler. Hem yaratılan ortamı, hem karakterleri, hem de maceranın kendisini ve kurgusunu beğendim.
‘Cinaslı Hafiye’nin yeni maceralarını sabırsızlıkla bekleyeceğim.
kan ve gul'den sonra cok daha iyi bir kurguyla gelmis bence, okurken cok keyif aldim ve kikirdedim.. good enough for me. ama bu adam hic kadin karakter yazamiyor yahu.
En sevdiğim yazarlardan biri Alper Canıgüz. Örümcek Burgacı ise zor zamanlar için sakladığım romanıydı. Meğer o zor zamanlar şu bunaltıcı yaz sıcaklarıymış. Kitap tam da ihtiyacım olduğu anda yetişti.
Aslında elimizde bir distopya var. Ayakları yere basan pek çok yanı olsa da merkezindeki hiperdemokrasi fikri, zihinde canlandırması epey güç bir dünya kuruyor. Halkın her konuyu seçimler ve anketlerle belirlediği, herkesin topluma yararlı işler yapmak zorunda olduğu, bunun editörler tarafından denetlendiği ve yaşam vizesi alamayanların devlet eliyle hayatına son verildiği tuhaf ama bir o kadar da ilgi çekici bir Türkiye anlatıyor Canıgüz. Üstelik bu gelecek tasavvuru değil, roman 1974 yılında geçiyor. Dünyanın büyük kısmı hiperdemokrasiyi benimsemiş ve bunun insanlık için en iyi sistem olduğuna inanılıyor.
Başkarakterimiz dedektif namıdiğer şair, Alman asıllı Stan LaFleur. Çözmeye çalıştığı cinayet sıradan bir vaka değil. Yanlış sonuçlanması hâlinde zihinsel anlamda dünyanın sonunu getirebilecek kadar önemli. Biz de okur olarak sayfaları hızla çevirip bu polisiye bilmecenin peşine takılıyoruz.
Bu kitap bana gerçekten çok iyi geldi. Tam da okuma güçlüğü çektiğim bir dönemde beni saatlerce içine çekmeyi başardı. Ama bu tamamen kişisel tarafı.
Biraz geri çekilip romana baktığımda ise bunun Alper Canıgüz’ün daha zayıf metinlerinden biri olduğunu düşünüyorum. Evet, çok akıcı ve merak duygusunu diri tutuyor ama ne karakterler ne de kurduğu dünya bende tam anlamıyla karşılık buldu.
Ama olsun.
Alper Canıgüz yazmaya devam etsin, ben de okumaya.
Alper Bey üzerinde tittizlikle çalışarak, bize yeni bir dedektif ve bilim kurgu romanı yazmış 🤗 Alıştığımız Alper Canıgüz akıcılığı ve nüktedanlığı dilinde yine var, ancak bu sefer konu ağır; hikayenin içine girmek için okurun da çaba sarfetmesi gerekiyor. Böyle olunca haliyle önceki Alper Canıgüz romanları gibi bir günde bitirebileceğim bir okuma olamadı benim için, kitapta olan biteni anlamak için epey efor sarfettim. Mesela ‘Örümcek Burgacı *spoiler* internet anlamına geliyor, kitabın anlamını üzerine insa ettiği bu bulmacanın cevabını yazar okuyucuya kapalı bir anlatımla vermiş.
Yeni dedektifimiz Stan LeFleur gerçek hayatta Alper Bey’in dostu olan bir Alman şairmiş. Kitapta eğer Lefleur’un F’sini küçük harfle yazılmış görürseniz bu, şiiirin bizzat Lefleur’un gerçek hayatta kendisine ait olmasndan kaynaklıymış.
Alper Bey’i yeni bir tarz denediği, bunun da altından çok iyi kalktığı ve bize Stan’ı kazandırdığı için tebrik ediyorum, iyi ki var ve onu okumak hep çok keyifli 🥰
This entire review has been hidden because of spoilers.
Alper Canıgüz başka bir 1974 yılı kurgulamış. Türkiye dahil tüm Batı bloku “hiperdemokrasi” ile yönetilmektedir. Toplumu ilgilendiren her konu ya da her tercih anketlerle tespit edilip uygulamaya sokulur. Çoğunluğun tercihini bilginin, uzmanlığın üstünde tutan bu yeni sistemde kimin yaşayıp öleceğine de çoğunluk karar veriyor. Sıra dışı bir bilim-kurgu/polisiye Marmaray’da biten kitaplar Vol:7
Alper Canıgüz okumayı özlemişim; bence yine harika bir iş çıkarmış. İlk 50-60 sayfada “Sanırım kötü bir AKP Türkiye’si ironisi geliyor” önyargısına kapılsam da aslında yazarın, Yalta sonrası dünyanın bir parodisini inşa ettiğini gördüm. (Buradan elbette sağlam bir iktidar eleştirisi çıkar; ancak muhalif romancılarımızdan “kör parmağım gözüne” tarzı ironiler okumaktan gına geldiği için en başta biraz irkilmiştim.)
Demokrasi ile faşizm arasındaki ince çizgiyi karikatürleştirmesi çok kıymetliydi. Türkiye özelinde seçtiği zaman dilimi de faşizmin kurumsallaştığı bir döneme atıfta bulunması açısından oldukça isabetliydi. Yer yer kahkaha attıran mizahıyla, yine sıkı bir Alper Canıgüz kurgusunun tadını çıkardık.
İnternette metnin “distopya” oluşu üzerinden eleştirildiğini gördüm. Bence bu bir distopya değil, distopik unsurlar taşıyan bir polisiye. Dolayısıyla distopik evrenin yeterince derinleşmemiş olması bir kusur sayılmamalı; nitekim “Bir Stan Le Fleaur Kozmo-Polisiyesi” alt başlığı da bunu açıkça ortaya koyuyor. Yine bu alt başlık, serinin devam edeceği imasını taşıyor; karakterin henüz tam işlenmemesi de buna bağlı olabilir.
Bugün hayatımızın her yanını saran “örümcek burgacı”nın hem özgürlüğün teminatı sayılması hem de kitabın distopik yönünü, yani “hiperdemokrasiyi” tesis etmesi (kitapta değil, bizim gerçekliğimizde) hayatın büyük bir ironisi. Canıgüz bunu da en ince yerinden yakalamış. Ben çok sevdim; “bazen de eğlenceli” modunu yakalamak isteyenlere tavsiye ederim.
Yazarin dilini cok seviyorum. Kitapta öyle incelikli ifadeler, öyle tatlı, adeta özdeyiş niteliginde cumleler var ki okuma zevkini inanılmaz katlıyor.
Alper Canıgüz'ün kurduğu dünyayı; hiperdemokrasiye batmış bir Türkiye’ye dair göndermelerini, her şeyin paylaşıldığı bir ağ sayesinde gerçeklerin ortaya cikip özgürleşilecegine inanan 'naifler' ile kontrolsüz şeffaflığın en ilkel dürtüleri tetikleyerek kitlesel bir felaket getireceğine inananlar arasındaki o keskin ayrımı ve 'psikosfer' kavramı üzerine kurulu psikolojik deney kurgusunu çok ilgi çekici buldum.
Katil, katilin motivasyonu, cinayetin çözülüşü ve hatta Kugelblitz ile ilgili kısımlar daha sağlam temellere bağlanabilirdi; ancak dürüst olmak gerekirse, anlatım o kadar zevkliydi ki mevcut haliyle yetinmekten hiç şikayetçi olmadım.
4,5 /5 ⭐️ Dahi dedektifimiz Alper Kamu serüveninden sonra Şair dedektifimiz Stan LaFleur’a kavuştuk. Alper Canıgüz’ün kalemini çok seviyorum, çokta özlemişim. Yazar öyle bir Ütopik Türkiye kurgusu çizmiş ki hayran kaldım. Çoğu ülkenin hiperdemokrasiyle yönetildiği; adalet, ekonomi, bilim gibi aklınıza gelebilecek konularda işleyişin çoğunluğun oyuyla belirlendiği bir dünya düşünün. Yer yer gülüp, yer yer hak verdiğiniz bir hikaye. Alıntılar, göndermeler o kadar yerinde ki.. Sadece genel kurguda bütünlenmeyen bazı yerler vardı bana göre. Yoksa kendi kategorisinde 10 üzerinden 10’luk bir eserdi. Devamını dört gözle bekliyorum.
Bu kitabı bana arkadaşım hediye etmişti üstelik yazara da imzalatmıştı o yüzden kitabı beğenmemiş olmak beni cidden üzdü. Alper Canıgüz’den yıllar öncesinde bir kitap okumuştum ancak pek beğenmemiştim. Polisiye türü en uzak kaldığım tür olabilir, nadiren okurum ve okuduğumda da nadiren beğenirim. Örümcek Burgacı alternatif bir tarihte hiperdemokrasi sistemindeki Türkiye’de geçiyor. Aslında oluşturulan dünya çok enteresan ve ne yazık ki ilgimi çeken tek şey dünya hakkında bilgilerin verildiği kısımlardı. Mesela vize ve öjeni meselesi çok ilginçti ancak ne zaman asıl konuya geri dönülse çok sıkıldım :D. Eğer bana kitabın konusunu sorsanız bölük pörçük olaylardan bahsederim ancak ne olup bittiği konusunda benim de pek fikrim yok. Karakterler yüzeyseldi, ana karakter dahil olmak üzere kimseyle bağ kuramadım. Olayları okurken de sürekli kitabın içinde çıktığımı hissettim bu maalesef polisiye kitap okurken başıma çok geliyor nedense asla takip edemiyorum olay örgüsünü. Ana karakterin isminin Stan LaFleur olması bana yazarın kült noir filmlere özentisi gibi geldi. Bu kadar katı kurallarla, oylamalarla yönetilen bir devlet düzeninde dedektifliğin nasıl yasal olabildiğini sorguladım. Sonuç olarak pek sevmedim eğer hediye edilmiş olmasaydı yarım bırakmam daha uygun kaçacaktı.
Asla pişman etmez, canım Alper Canıgüz. Bir solukta, merakla, heyecanla, acı tatlı karışık gülümsemelerle okudum.
"Büyük bir düşünürün söylediği gibi," dedi Kurthan Kantar gülümseyerek. "Kainatı ve aklı genişleten, çelişkilerdir." "Siz öyle deyince," diyerek onun gülümsemesine karşılık verdi Stan. "Benim de aklıma üvey babamın bana ettiği bir söz geldi...şimal yıldızınızın." "Öyle mi? Neymiş?" "İnsanlar çoğaldıkça azalır. Her insan bir kainattır, beş insan bir memleket."
Merih Üçüncü nihayet onu serbest bırakıp, "Ametist taşlı bir yüzük Bay Stan," dedi şefkatle gülümseyerek. "Çok faydası dokunacaktır. Pek spiritüel bir insan olmadığınızın farkındayım ama bir düşünün lütfen. Hem ne kaybedersiniz ki?" "Özsaygımı" yanıtı bir anlığına aklından geçtiyse de bunun hem abartılı hem de kaba bir karşılık olacağını düşünerek, "Teşekkür ederim," demeyi tercih etti Stan. "Tavsiyenizi dikkate alacağım." "Ayrıca bir ara uğrayın kapsamlı yıldız haritanızı çıkaralım. Unutmayın, ulu önderin de söylediği gibi, istikbal göklerdedir."
Diyelim savaş meydanında, düşman askerini hasım değil de kendisi gibi etten, kemikten, düşünebilen, incinebilen, sevebilen biri biçiminde değerlendirmek ancak bir bu dolanın yapacağı işti. Bu kadarını kolayca kabul etse de çoğunluğun anlamakta zorlandığı, hayatın bütününün bir savaş meydanı olduğuydu. İnsan toplulukları tarih boyunca kısıtlı kaynakları kendi lehine kullanmak için kanlı mücadeleler vermişti. Her şey kıttı: yiyecek, içecek, toprak, iş, eş, aşk… Neyse ki insan denen canlının korku, nefret, açgözlülük gibi bütün kusurlarına dengeleyen güzel hasletleri de vardı ki, bunlar yönetici zümrenin işini önemli ölçüde kolaylaştırıyordu. Ait olduğunuz süre dışında kalanları, payınıza göz dikmiş kötü niyetli monolitik bir bütün biçiminde tanımladığınızda siz de adalet savunucusu, yiğit bir kitlenin parçası haline geliveriyordunuz. Tabii grubun içinden, naif halkı tehditlere karşı dirençli, güçlü, yekvücut bir heyula haline getirme çabalarına baltalayan birileri mutlaka çıkardı. O yüzden adına konuştuğunuz kitlenin genişliğini, karşınızdakilerinin azınlığını sürekli vurgulamanız hayati ehemmiyet taşıyordu: büyüklük önemliydi.
Apaçık bir olağanüstü hal ilanını bir dolu sözümona emniyet telkin edici lafın arasına başarıyla sıkıştıran başbakanı içinden tebrik etti Stan. Bu resmi açıklamadan çıkardığı tek dişe dokunur bilgi, kaosa yol açabilecek eylemlere girişenlerin devletin güvenlik kurumları tarafından acımasızca tepeleneceğiydi. Elindeki alet her daim sadece bir çekiçten ibaret olmuş devletin kıyamet ihtimaline de bir çivi gibi muamele etmesinin şaşılacak yanı yoktu.
Bilim dünyası olarak bunu durdurmak için elimizden gelen her şeyi ivedilikle yapmalıyız. Aksi takdirde bizi kontrolden çıkmış aklımız yahut sonsuz aptallığımızın sürükleyeceği kıyametten hiç kimse kurtaramayacaktır. Zihnin ışığı güneşinkinden güçlüdür, bazen insanı kör edecek kadar.
Ve Bengi Örümcek tüm bunları ortaya dökecekti, diye düşündü Stan. Kugelblitz’i tetikleyen şey, insanın en ilkel, en vahşi dürtüleriyle yaratacağı kitlesel etki, daha doğrusu buna yol açacak fikrin psikosferde oluşturduğu çalkantıydı. İnsan, yalnızca fiziksel varlığıyla değil; aklı, düşüncesi, ahlakı ve diliyle de evrimin bir ürünüydü. Tüm bu donanımını kendisini var eden temel yasalara karşı kontrolsüzce seferber ettiğinde oluşan psikosfer, zaman ve mekan dokusunu parçalayabilecek bir kıyamet silahına dönüşebiliyordu. Eğer gerçekten durum buysa, Stan yaptığı şeyin nihai felaketi engellemek değil, onu bir süreliğine geciktirmek olduğunu biliyordu. Merih Üçüncü haklıydı; cin bir kez şişeden çıkmıştı ve onu geri sokmanın yolu yoktu. Belki on, belki yirmi yıl sonra Bengi Örümcek yeniden ortaya çıkacak, dünyaya devasa ağına hapsederek onun yok oluşuna yol açacaktı. İnsanlığa sadece biraz zaman kazandırmıştı. Belki bu sürede akıl, ahmaklığa; medeniyet, vahşete biraz daha baskın çıkabilirdi. Neticede hayat mücadelesi dediğin, kaçınılmaz sonu biraz daha geciktirmekten başka neydi ki zaten?
“Söz, Stan; Bengi Örümcek sözü bozuyordu. Bu ayet dua ile laneti, adalet ile intikamı, hakikat ile yalanı birbirine karıştırarak felakete yol açıyor. Gerçeklikten bu kadar büyük kopuşu kaldıramıyor evrenin dokusu.” “Ama belki bir gün kaldıracak, öyle mi?” “Çok şüpheliyim… Yine de bir umudum var.” “Neymiş o?” “Düşünüyorum da, sanki kozmosun da bir kendini koruma mekanizması mevcut. İnsanın bağışıklık sistemi gibi.” Stan bilge yahut Çatlak arkadaşını şöyle bir süzdü. “Bunu neye dayanarak söylüyorsun?” “Sana.” Şener, Stan’in yüzünde beliren soru işaretini fark edip açıkladı. “Dünya, söz yozlaşıp da kıyamete sürüklenirken kurtarıcı olarak ortaya bir şairin çıkması sadece bir rastlantı mıdır?” “İnsanlığın umudu bana kaldıysa korkarım fazla şansımız yok,” dedi Stan gülümseyerek. “Tek şansımız şiir dostum,” diye karşılık verdi Şener, onun elinde öksüz duran havyarlı açmayı alıp çöpe atarken. “Çünkü sözden şiiri çıkardığında geriye gürültüden başka bir şey kalmıyor.”
This entire review has been hidden because of spoilers.
Örümcek Burgacı, Stan LaFleur yani Alman asıllı Kadıköylü dedektifimizin konu alındığı 70'lerde geçen bir retro-bilim kurgu-polisiye romanı. Alper Canigüz bu tür mevzusunu "kozmo-polisiye" diyerek zarifçe özetlemiş.
Dedektifimiz, gökyüzünde görünen kırmızı bir burgacın araştırılıp açıklanmaya çalıştığı günlerde müşterisinin aydınlanmasını istediği cinayeti çözmeye çalışıyor. Bu olaylar bizim bildiğimiz 70'lerde değil de farklı bir distopyada geçiyor.
Alper Canigüz'ün kurduğu distopya hiperdemokrasi ile yönetiliyor ve yaşam vizesi konsepti ile insanlar hayatını bizlere nazaran çok farklı bir motivasyon ile yaşıyor. Bu kavramları açıp üzerine konuşmak belki spoiler olabilir. Ama ayrıntılı bir şekilde düşünülüp ustalıkla işlendiğini söyleyebilirim. Yazarımızın psikoloji eğitiminin böyle bir evrende farklı sınıftan insanların üzerinde oluşturacağı etkileri altını doldurarak anlatmasında muhakkak faydası olmuş olacak ki bu distopyaya girdiğimde karakter ve olaylar asla yapay veya zorlama gelmedi.
Bu kitapta beni en çok mest eden şey Evliya Çelebi'nin yazdıkları ile kurulan bağlantılar oldu. Evliya Çelebi'nin yazdıklarını yapımlarımızda akıllıca kullanabilsek fanstastik öğeleri yurt dışından ithal etmemize gerek kalmayacağını senelerdir düşünüyordum. Alper Canigüz'ün de uzaklara gitmeyip bizim kültürümüzden köken alarak kurguyu onun üzerine kurması beni çok gururlandırdı.
Stan LaFleur başlarda biraz marjinal karakteri, kafasının dağınık çalışma şekli ve çok da iyi gitmeyen dedektiflik işleri ile bana Dirk Gently'yi anımsatsa da farklılıklarına odaklanıp Dirk Gently'yi kafamdan atmayı başardım. Yoksa başlangıçta Dirk Gently serisinin devam kitabını okuyormuş gibiydim. Stan LaFleur zamanla zihnimde kendine yeni ve özgün bir kimlik oluşturmayı başardı.
Bilim kurgu ve dedektiflik romanları sevenlerin bu kitabı kesinlikle okumasi gerektiğini düşünüyorum. Devam kitabının tez vakitte gelmesini diliyorum.
Alper Canıgüz okumayı çok özlemişim. Şairin tarif ettiği gibi "Geceleyin ateşler içinde uyanarak ağzımı dayayıp musluğa su içer gibi..."
Tam bir ustalık eseri olmuş bu kitap. Alper Kamu'nun herhangi bir macerası da olsa ben yine severek okurdum ama bu kitap çok daha fazlası olmuş. Yazar distopik bir evren yaratmış ve bu evrende fizikten felsefeye, şiirden casusluğa her şey var. Kimi zaman dedektif kimi zaman şair yanını gördüğümüz ama en çok merak eden, çuvallayan, şaşıran insan yanını sevdiğimiz kitabın kahramanı "Stan"... umarım seni daha çok görürüz. Eğer yaşadığınız hayatın hengamesine sıkışıp eskisi kadar kitap okuyamıyorsanız işte size fırsat. Bu kitabı elinize alın ve zamanda geriye gidip bir kitabı elinize alıp bitirmeden bırakmadığınız zamanlara geri dönün.
4,5'dan 4 verdim :) Bir kere yaratılan distopik / ütopik (ne derseniz) paralel (alternatif) evren güzel kurgulanmış. Bu evrenin içinde polisiye olunca daha da güzel, üstüne bir de Alper Canıgüz'ün kalemi-mizahı eklenince daha ne olsun? Daha ne olsun diyorum ama burada karşıma motivasyonu çok da tatminkar olmayan bir katil çıkıyor. Sonlara doğru cinayetin çözümünde kafada soru işaretleri havada kalan detaylar, kısacası daha iyi bir sonu hak eden bir roman bence. Yine de bir seri olacağını ve çok daha iyi devam kitapları olacağını düşünüyorum ve heyecanlanıyorum.
Örümcek Burgacı kitabi Alper Canıgüz'ün yeni serisinin ilk kitabı olmuş evet süper bir giris alternatif bir evrende 1974 Türkiyesi hiperdemokrasiye geçilmiş her karar örneklemin verdiği anket cevabiyla belirleniyor,yaşam vizesi var o kismi beğendim evet ama son kisim o neydi öyle olmadı beynime oturtamadim o nedenle puan vermedim. Insallah ilerdeki kitaplari daha iyi olur.
Yorumumu ancak okul katliamları sonrasi kafami toparladiktan sonra yazabildim.Başı süperdi ama son kismi anlamadim beynim almadi.
"İnsanlar çoğaldıkça azalır. Her insan bir kâinattır, beş insan bir memleket." Merhaba Sevgili Okurlar, Kahramanımız Stan, bir şair-dedektif. Şiirler yazan, kendisine göre de çok başarılı olmayan bir dedektif. Kendisi Alman asıllı ancak yaşanan bazı olaylar sonucunda bir Türk ailesine evlatlık verilmiş. Olaylar alternatif bir dünyada geçiyor. 2. Dünya Savaşı sonrasında bir çok ülke "hiperdemokrasi"ye geçmiş, halk her şeye kendisi karar veriyor(!). İnsanlar topluma yararlarına göre yaşam vizesi kazanıyor, jüri topluma fayda sağlamadığını düşündüğü kişileri tahtalı köye yolluyor. Dedektif Stan, kendisine gelen bir davayı çözmeye çalışırken kendisini çok karışık durumlar ve olaylar içinde buluyor. Bir cinayetle başlayan olaylar bambaşka durumlara, olaylara gebe. Kitabı bayağı beğendim. Alper Canıgüz'den daha önce "Bir Kamu Davası" serisinden "Oğullar ve Rencide Ruhlar" kitabını okumuştum ve bayağı eğlenmiştim okurken. "Örümcek Burgacı" ise daha oturaklı, kendinden daha emin bir kitap. Kitap seri olacak gibi duruyor, "Bir Stan LaFleur Kozmo-Polisiyesi". Alper Canıgüz, umarım kısa sürede seriye devam eder. Herkese iyi okumalar.
Hiperdemokrasi denilen bir sistemin olduğu bir düzendeyiz. Bu düzen kitabın arka planındaki eveeni şekillendiriyor. Sistemi kendisi merak ettirince, Canıgüz’ün bir kaç röportajını dinledim. Bu evren’i Ulus Baker’in Kanaat Sosyolojisi’ne dayandırarak kurmuş. Ben bilginin böyle dolaşmasına ve kendine bir sistem kurmasına hayranlık duydum.
hiperdemokrasi diye adlandırılan bir rejimimin içerisinde 1973-74 yıllarının paralel bir türkiye’sinde geçiyor olaylar. kamusal tüm kararlar anketlerin sonuçlarına göre alınıyor. gökyüzünde ise ne olduğu belirsiz bir oluşum var. bir de bu ortamda gerçekleşen cinayeti, intiharı çözmeye çalışan cinaslı hafiye stan lafleur.
son okuduğum canıgüzlerden kesinlikle ayrışan ve keyiflendiren bir kurgusu olmuş. alternatif bir geçmişte geçmesi daha da zevkli kılıyor okumayı.
Canıgüz'ün bu romanında, kendine farklı bir yol çizme çabasını hissettim. Roman; daha soyut, bazı noktalarda daha az akıcı ama daha gündeme eşlenik, konusu gereği daha politik bir paralel evren distopyası.
Yazarın, Stan LaFleur karakteri ile yeni bir seri planladığı belli. Ama tanıdığımız Alper Canıgüz mizahını içermekle birlikte, o eski tadı var mı emin değilim. Takip etmeye devam edeceğim.
Gerçekten iyi bir Canıgüz romanı olmuş. Politik göndermeler rafineleşmiş. Worldbuilding griftleşmiş. Cinaslı hafiyemiz Stan LeFleur'u beğendim. Alper Kamu gibi yeni bir üçleme olacakmış bu kozmo-polisiye de. O hâlde serinin diğer kitaplarını da okumak isterim.
Açıkçası ben çok beğendim. Güzel kurulmuş, kendi içerisinde tutarlı distopik bir alternatif gerçeklikte, hiperdemokrasi ile yönetilen bir Türkiye’nin 1974 yılında geçen “film noir” tadında bir polisiye. Başrolünde ise cinaslı hafiye Stan Le Fleur. Belli ki seri haline gelecek bir karakter kendisi. Bazı mecralarda evrenin çok derin kurulamadığından bahsedilmiş ama tahminim hem Stan Le Fleur’ün hem de evrenin hikayesinin serinin devam kitaplarında derinleşeceği yönünde.
Bundan sonrası Spoiler
Katili ilk başta ben tahmin edemedim, pek çok alakasız ama ana hikaye ile bağlı karakter girdi çıktı, özellikle Feridun Denkel için “acaba mı?” dedim. Kitapta ilerledikçe kitabın başından beri gördüğümüz karakterlerden birisinin katil olabileceği fikrinin yerleşmesi ile katili tahmin edebilmeniz mümkün ama bahsettiğim belki son 65-70 sayfadır.
Spoiler bitti.
Yazlıkta okunur, keyifli ve Alper Canıgüz’ü özleyenlere ilaç gibi bir polisiye olmuş.
This entire review has been hidden because of spoilers.
1970'lerde geçen bir distopyadayız kitapta. Çoğu ülke hiperdemokrasi ile yönetiliyor ve kitabın kahramanı, Stan LaFleur, Türkiye'de yaşayan bir şair, özel dedektif olarak birbiri ve evrenin yok oluşu ile ilgili iki cinayeti çözmeye çalışıyor. Evrenin gelişimini ve geçerli fizik kurallarını psikoloji, sosyoloji, felsefe, hatta astroloji üzerinden de ele alıyor yazar. Üstelik fiziksel çevrenin, kolektif bilinç ile şekillenmesi durumunda, nasıl bir dünyanın bizi bekleyeceğini mizahi bir dille ve yer yer şiirlerle resmediyor. Bu kurgu içerisinde geçen polisiyede Stan'i sevsem de, katil ile katilin itici gücünü çok anlamlandıramadım.
Soğuk savaş dönemindeki dünyanın alaycı bir taklidi gibi görünen bu alternatif dünya, aslında günümüz dünyası ve yönetim biçimimizin de sert bir eleştirisi gibi. Ancak hikayenin ve olası evrensel tehditlerinin (gökyüzündeki kızıl yarık ve apokaliptik tehlikeler gibi) yarattığı büyük kargaşa ortamında bana şu hissi de sorgulatması hoşuma gitmedi: "Evet, bu anketlere dayalı sistem çok saçma, sonuçların güvenilirliği tartışılır ve hatta bazı uygulamaları çok korkunç, ama bu sistem olmasaydı kozmik kargaşa her şeyi daha mı kötü yapardı?”
Bence kitabın çelişkisi, “… çoğunluğun akılsızlığı bile uzun vadede azınlığın aklından daha olumlu sonuç …” verir mi sorusunda gizli ve Alper Canıgüz'ün bile bu soruya yanıtı belirsiz! Belki serinin devamı gelince durum netleşecek…
Yazarın okuduğum ilk kitabı. Distopik ve bilim kurgu karışımı türüyle ilgimi çekti. Üstelik bizim coğrafyamızdan bir yazara ait. Satır sıklığı, yazı boyutu, sayfa uzunluğu olarak da oldukça kolay bir okuma sunuyor basım. Yazarın akıcı dili de bu okumayı oldukça kolaylaştırıyor. Özellikle başlarda eski bir türk filmi izliyormuş gibi hissettim. Stan LaFleur’un peşinde başına gelenleri çeken bir kamera var gibiydi. Espritüel bir dedektif Stan. Ülke hiperdemokrasi ile yönetiliyor, kimin ölüp kimin yaşayacağına bile halk karar veriyor. Stan’ın yaşam vizesinin süresi dolmak üzereyken Hanzade Han karakterinin nişanlısının ölümünü araştırmasını istemesi üzerine günleri bu olayı aydınlatmak için başına gelenlerle geçiyor. Yakın arkadaşı Şener’le maceraları, ordan oraya olayla ilişkili olduğunu düşündüğü kişilerin peşinde gezinirken her seferinde yeni bir bilgi edinmesi, gökyüzünde ‘bengi örümcek’ denen ne olduğu belli olmayan bir burgacın olması ve cinayetin bunlarla da ilgili olduğunu keşfetmesi falan film olsa tatlı bir pazar sabahı filmi olurdu. Ama bunların dışında beni etkileyen bir kurgusu ve edebi yönü olmadı. Çok kısa sürede olayların nasıl sonlanacağını tahmin edebilir oluyorsunuz. Yazarın daha beğenilen başka kitaplarına şans verebilirim ama bu kitabın devam kitaplarını hiç merak etmediğimi söyleyebilirim.
This entire review has been hidden because of spoilers.