'' ...kavramların ve mukayeselerin sarsıldığı bir zaman içinde yaşıyoruz. Dış dünya inanmak istemediğim kadar viranedir. Ben niçin şiir yazdığımı açıklayamıyorum. Sanatla ilgilenen herkesin sebebinin -ya da en azından sebeplerden birisinin- bu yok oluş karşısında bir tür açığa vurulmamış direnme ve yüzleşme isteği olduğunu düşünüyorum. Bunlar hayatı çok seven ve aynı zamanda ölümü de anlayan insanlardır. Sanat çalışması bir tür ölümsüz kalma veya 'kendini' geride bırakma, ölümün anlamını yok etme uğraşıdır. Kimi zaman düşünüyorum, ölüm de bir doğa kanunudur, doğrudur, ama insan bu kanun karşısında sadece aşağılanma ve küçülme hissediyorç...''
Furuğ, 1935-1967 yılları arasına sıkışan otuz iki yıllık ömründe, bir kadın şair olarak bu aşağılanma duygusuna meydan okudu. Mektupları, hatıraları ve söyleşileri, 'sonsuz gün batımında' bu meydan okumanın izleriyle; kuvvetli bir yaşama arzusu ve ölümün varlığını sanatla aşma çabasıyla dolu. Üstelik doğduğu yaşadığı toprakları hor görmeden: ''Ne olursa olsun Tahran'ımızı seviyorum... O gevşetici güneşi, o ağır gün batımını, o toprak yolları ve o yoksul, mutsuz insanları severim...''
Bak nasıl içinde gözlerimin Eriyor damla damla keder Karanlık ve isyancı gölgem nasıl Tutsağı oluyor güneşin Bak Yok oluyor tüm varlığım ve beni İçine alıyor bir kıvılcım Fırlatıyor taa doruklara Bak nasıl Sayısız yıldızla Doluyor gökyüzüm benim Uzaklardan geldin sen ve uzaklardan Ve kokular ve ışıklar ülkesinden Şimdi bir teknedeyim seninle birlikte Fildişi, bulut ve kristal Götür beni ey yüreğimi okşayan umudum Götür şiirlerin ve coşkuların kentine Yıldızlarla dolu bir yol beni götürdüğün Çıkardığın yer yıldızlardan da yüksek Bak Nasıl yandım ben bu yıldızlarla Ateşli yıldızlarla doldum ağzıma kadar Durgun sularından gecenin saf ve kırmızı balıklar gibi Yıldızlar topladım Eskiden ne kadar uzaktı toprak Gökyüzünün mor köşelerine Yeniden duyuyorum şimdi Senin sesini Karlı kanatlarının sesini meleklerin Bak nerelere ulaştım sonunda ben Samanyoluna, Ölümsüzlüğe, bir sonsuzluğa Birlikte çıktığımız doruklarda şimdi Yıka beni dalgaların şarabıyla İpeğine sar beni öpüşlerinin İşte beni yeniden bitmeyen gecelerde Bırakma artık beni beni yıldızlardan ayırma Bak tam karşımızda gecenin mumu Damla damla nasıl eriyor Nasıl doluyor ağzına kadar uyku şarabıyla Gözlerimin simsiyah kadehi Senin ninnilerini dinlerken Ve bak nasıl Şiirlerimin beşiğine Sen doğuyorsun, güneş doğuyor.
İranlı sanatçı Furuğ Ferrühzad'ın hayatını, sanatını, sanata ve özellikle de şiire olan bağlılığını ve bakış açısını ortaya koyan, daha çok söyleşi ve röportajlarına yer verilmiş derleme bir kitap.
Sylvia Plath, Didem Madak, Furuğ Ferruhzad… Kadın şairlerden hissettirilmeye alıştığımız melankolik, isyankar ama yıkılmayan personayı Furuğ’da da bulacağımı sanarak yanılmışım. Furuğ’un şiirlerini, sürekli acı çeken bir persona üzerine kurulu poetikasından dolayı oldukça arabesk, ama yine de kaliteli buldum. İran kültürünün sözlü edebiyatının gücünü göstermeleri bir yana, bizim de içinde bulunduğumuz Ortadoğu coğrafyasının yazıya vermediği önemi hissettirdi bana; başı sonu belli olmayan, bu adeta kendi kendine mırıldanmakta olan kadının fısıltıları. Çekmedi şiiri beni içine, kavramadı. Birkaç dizesini not ettim yine de, içimdeki doğulunun göğsüne acı soslu bıçak saplandığında paylaşma ihtimalime karşı:
sevgili Furuğ; “Yaşam belki bakışlarımın Senin gözbebeklerinde yok olduğu o kapalı andır”
"Düşler Ne kadar safsalar o yükseklikten düşer ölürler Şimdi dört yapraklı bir yoncayı kokluyorum ben Eski düşüncelerin gömütünde boy atmış yonca Ve soruyorum saflığın ve bekleyişin kefeninde toprak olan o kadın gençliğim miydi benim? Çıkabilecek miyim yeniden o merak merdivenlerinden? Merhaba diyebilecek miyim o iyi tanrıya çatılarda dolaşan?"
Kitap fuarında arkadaşıma “hayatımda hiç şiir kitabı okumadım, ilgim yok” derken stant görevlisi bununla başlayın o zaman dedi. Böylelikle benim için bir ilk oldu.
Okuduğum her şiir sonrasında hissettiğim şey sanırım “hüzün” dü.
Şiirin çevrilemezliğini düşündürüyor bu. Ferruhzad'ın dizelerini kendi dilinde okuyabilmeyi isterdim. Gene de içtenliği ve lirizmiyle keyif verici bir derleme.
Belki de varolma alışkanlığı Ve yatıştırıcılar Çoktan tüketmiştir insanın Saf ve yalın isteklerini Belki de ıssız bir adaya Alıp götürmüşlerdir Ruhlarımızı
Füruğ Fərruxzadın xatirələri, məktubları, seçmə müsahibələrindən ibarət kitab idi, sonda oğlu Kamyarın da müsahibəsi var idi. Fərruxzadın yaşadığı şəhərlər, yetişdiyi mühit, millətinə qarşı münasibətini oxumaq yazdığı şeirlərin özülünü başa düşməyə kömək edir. Fərruxzadı tanıdığım üçün xoşbəxtəm.