sanırım Fatma Hocanın belli bir fikirle ve bu fikir doğrultusunda hazırladığı bir akışta yazılmamış kitaplarını çok sevemiyorum. kitapta değilinilen konuların hepsi çok güzel ama bir şey eksik kalmış gibi. her deneme başlı başına bir önemli konuyu anlatıyor ama yüzeysel olarak. şimdi sırada yine Fatma Hocadan bir kitap var ama bu seferkinin tarzı başka. keyifle okuyacağıma çok emin olduğum bir kitabına başlayacağım.
“Kulluk, nihayeti olan bir nitelik değildir; onun ritmini artıracak, canlı ve enerjik kılacak yolları aramak da üzerimize düşen bir vazifedir. Nasıl ki bedenimizi hep aynı gıdalarla beslemiyor, nimetlerin çeşitliliğinden haz alıyorsak; ruhumuzun da kulluğun farklı veçhelerinden tat almasına engel olmamak gerekir. Efendimiz “kalpler de paslanır” buyurmuş, asıl tehlikenin paslanma değil paslanan kalbin parlatılmaması olduğuna dikkat çekmiştir. Kalbi yeniden parlatmanın ve manevi zevkleri canlı tutmanın bir çok yolu vardır. Salihlerin sohbetine katılmak, alemde var olan zikre dahil olmak bunun en etkin yollarındandır. Nitekim sahabe efendilerimiz de böyle yapmışlardır.
İnsan, yaşı ilerleyip de önünde kalan zamanın arkasında bıraktıklarından daha az olduğunu gördüğünde, kararsızlıklarla, ertelemelerle, ilgi dağınıklıklarıyla hovardaca harcanacak yılları kalmadığını anlar. Hayatı için anlamlı bir adım atmaya cesaret edemeyenler aslında bu kararın sorumluluğundan korkmaktadırlar. Korkaklığın kendisi öyle pısırıktır ki cepheden saldırmaz insana; siniktir. Yeri gelir tedbir, yeri gelir tevekkül gibi kılıklara bürünerek işini görür. Fakat bunun ödleklik olduğunu görmez, kendilerini ihtiyatlı ve temkinli zannederler. Hep bir şeylerin olmasını beklerler. Bir şeyler olacak ve istedikleri gerçekleşecektir.
Duygularımız da bizi kanatlandırır; aklımız ve kalbimiz de. Ellerimiz, ayaklarımız, gözlerimiz, gençliğimizdeki kuvvetimiz, yaşlılığımızdaki tecrübemiz… Kısacası tüm özelliklerimiz birer kanattır. Bu kanatları tanımak, serçe mi yoksa kartal mı olduğumuza karar vermek, onları doğru kullanabilmenin ve sevebilmenin ilk şartıdır. Bir çocuğun korkuları onu nasıl yerine mıhlarsa, kanatlarını açmayan kuşlar da öyle kala kalırlar. Kanatlar çırpılmadıkça işe yaramaz, hatta zamanla bacaklara yük olmaya başlar. Sürekli bana yazık oldu diye düşünen insanlar da böyledir. Çırpınmadan uçmaya çalışmak, konfor alanından çıkmadan ilerlemeyi ummak boş bir hayaldir. Varaka’nın efendimize yolun başında söylediği şu söz bunu çok açık gösterir “senin getirdiğini getiren hiçbir peygamber yoktur ki düşmanlığa uğramasın ve yurdundan çıkarılmasın.” Yani kanatlarını açıp uçmaya niyet edenin peygamber olsa bile bedel ödemeden yükselebilmesi mümkün değildir.
Yani elinden ne geleceği senin ne olduğuna bağlıdır. Ne bilirsin, hangi konumdasın, yeteneklerin neler, enerjin, gücün hangi boyutta; mücadeleci ve cesur musun, yoksa korkak ve kaçak güreşen bir karakterin mi var? Bu sorulara dürüstçe cevap verdiğimizde elimizden ne geleceğini de kimseye sorma ihtiyacı duymadan bilmiş olacağız. Şairsek şiir yazacak, mühendissek teknoloji geliştirecek, zenginsek yardım edecek, genç ve dinamik yaratıcı eylemler organize edeceğiz… “