“Uyuyorum da. Bir ara gözlerimi açtığımda kötü rüyalar görmüş bir çocuk gibi başucumda durduğunu görüyorum. Caddeden yansıyan sokak lambasının ışığında omuzlarından sarkan ince kollarını, yana doğru düşürdüğü başını. Kenara çekilip yanıma yatsın diye battaniyeyi açıyorum. O an yerinin orası olduğuna eminim. Sımsıkı sarılıyoruz. Üzerimizdeki battaniye lavanta ve rutubet kokuyor. Sırtındaki kemikten kanatları okşuyorum.”
Karanlığın İcadı’nı okurken lineer zaman akışından uzaklaşıyoruz. Bir girdabın içinde yol alıyor ve sonunda birbirinden eşsiz felaket manzaralarına ulaşıyoruz... Özlem Dikeçligil’in büyüklü küçüklü kıyametlerle örülü edebi evreni bizi bir sarmal gibi içine çekiyor. Bazen korkudan, bazen acıdan, bazen de öfkeden nefesimiz kesilir gibi olsa da sonuna dek merakla ve hayranlıkla okuyoruz her bir öyküsünü.
Marmara Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde lisansını, İstanbul Üniversitesi İktisat Tarihi anabilim dalında yüksek lisansını yaptı. Osmanlı İmparatorluğu’nda Miskinler adlı tezi Kitabevi Yayınları tarafından 2017’de yayımlandı. Uzun yıllar TRT’de çalıştı, çeşitli radyo ve televizyon programlarında metin yazarlığı yaptı. Öykü ve yazıları Notos, Oggito gibi basılı ve dijital dergilerde yayımlandı. İstanbul’da yaşıyor, evli ve bir kız çocuğu annesi.
özlem dikeçligil’in çok merak ettiğim ikinci kitabı “karanlığın icadı”nı bitirdim. ilk kitapla pek çok benzer öyküler de var, bazı farklı öyküler de. ilk öykü “dördümüz beraber” mesela “banyo günü”ne çok benziyor, elbette mitolojik bir olayın tekrar yazımı değil ama burada da slyvia plath benzerliği var. ben aynı sorunu ilk kitapta da yaşamıştım, ilk öykü seçimleriyle anlaşamıyorum. fareler, küller, üstümüze yapan imgelerle epey karmaşık geldi. asıl sevdiğim öyküye şimdi geçiyorum. kitapta en sevdiğim öykü “harikalar sahili” oldu. özlem dikeçligil’le tanıştığımız için insan hayret de ediyor açıkçası bu kadar kahkaha atan, neşeli, hayat dolu bu tatlı kadın niçin hep ölümlü öyküler yazıyor diye. demek gerçekten hiç belli olmuyor :) bu öyküde de arkadaş ölümü var ama özlem dikeçligil’in bence artık alametifarikası olan üst üste bindirdiği parçalı anlatım -arkadaş olma hikayeleri-yılbaşı gecesi-günümüz- bu öyküde hiç zorlamadan mırıl mırıl akıyor. bir de sonunu sevdim, umut dolu, sıcacık. çok güzel bağlanmış. tiktok’la bağlantılı öykü “orman nelerden yapılır” çok can acıtıcıydı ama biri çok ağır iki ayrı hikaye bence öyküye fazla gelmiş gibiydi. yok sayılan çocuklar, kedili, battaniyeli, kurt adamlı, obeziteli, tacizli istismarlı dayaklı ve hatta uyuşturuculu bu öyküde pastacı kadın sadece gözlemci ve yardım yataklık eden olsa bana öykü için daha iyi olurmuş gibi geldi ama benim fikrim tabii. kadınların etkinliklerle, montessori’yle, iyi bakılıp kaliteli zaman geçirilmesi gereken çocuklarla, hoş tutulması gereken sorumluluk sahibi olmayan kocalarla, paralarına göz koyan üçkağıtçı ya da terk edip giden sevgililerle aslında ne kadar zor(laştırılmış) bir hayat yaşadığını gözler önüne seriyor pek çok öykü. ve bence yine kitabın en sevdiğim yönlerinden biri, üstüne tez konusu bile çıkar, kentsel dönüşüm meselesi. hemen hemen her öyküde kentsel dönüşüm, boşaltılan apartmanlar, güvenli siteler, yıkılmayı bekleyen apartmanlar başrolde. öykülerin bu ortak atmosferini çok sevdim. hatta bence bu kitabı ilkinden ayıran toplumsal yan bu. toz, toprak ve beton makineleri arasında yaşadığımız “inşaat ya resulallah” ülkesinde geçen öyküler… çok net.
İlk öykü kitabı Hayalet Bakıcısı’na bayıldığım Özlem Dikeçligil, Karanlığın İcadı’nda da kaldığı yerden devam ediyor. Birbirine pas atan hikayelerde ölüm kol geziyor, ilişkiler, aile ve özellikle annelik (ebeveynlik) didik didik ediliyor. Michael Haneke filmi izliyormuş gibi bir hisle okudum öyküleri. İsminin hakkını verircesine çoğu da karanlık. Ülkenin yaşadığı dönüşüm, yıkılan evler, terkedilen kafeler, hafriyata boğulan sahiller, eskide kalan duygular da bu karanlığın içine öyle güzel katılıyor ki okurken hem rahatsız oldum hem de bol bol düşündüm. Uzun öyküleri biraz daha az sevsem de bütünü benim için çok güzeldi. Favorilerim “Dördümüz Beraber”, “Etkinlik Saatimiz”, “Birlikte İyileşeceğiz”.
Sıkı bir edebiyat dostumun tavsiyesiyle ilk kez okuduğum Özlem Dikeçligil gerçekten güçlü bir yazar. Adına uygun, epey karanlık, acı eşiğinizi zorlayacak, gerilimli öyküler var bu kitapta. İlk kitabı da sanırım öyleymiş. Öykülerde psikolojik boyutlar, aile trajedileri incelikli bir toplumsal arka plan da verilerek, çok katmanlı bir anlatımla ve ustalıkla işlenmiş. Burada bir yorumda (Korcan Derinsu) isabetle belirtildiği gibi, yarattığı hisler bakımından Haneke filmlerini andırıyor bu metinler. Fazla karanlık benim işim değil diyenler uzak durabilir ama bu sağlam bir yazardan uzak durma anlamına da gelebilir.
enteresan bir kitap. ağdasız, süssüz sözcüklerle yazılmış olsa da akıcı bir şekilde okunmuyor. bunu kötü bir anlamda söylemiyorum, sadece su gibi akan bir dili yok yazarın. öykülerin içine girmek biraz güç ama bir kere içine girdiğinizde de sonunu merak ettiriyor ve neredeyse hepsinde boğazınızda bir yumru bırakıyor. duygusu çok güçlü öyküler diyebilirim. konu seçimlerini orijinal buldum. yazarın karanlığı aradığı ve bulduğu yerleri çok sevdim. birlikte iyileşeceğiz ve denizin dibinde çok iyi öykülerdi.
bir puanı ise diyaloglardan kırdım. hikayelerin genelinden alabildiğim hisleri karakterlerin ağzından çıkan cümlelerden hiç alamadım. kurgu karakterleri söyledikleri şeyler aracılığıyla tanımayı seven bir olur olarak diyaloglar çok kuru ve cansız geldi bana.