Monoton bir hayatı olan otuzlu yaşlarındaki Louis, can sıkıntısıyla gezindiği bitpazarlarından birinden yuvarlak kadranlı, nostaljik bir telefon satın alır. Eve gelip telefonun çalışıp çalışmadığını test edip eğlenirken, aklına ezberindeki biricik numarayı aramak gelir. Birkaç çalıştan sonra telefona cevap veren yıllar önce ölen babasıdır.
Bu sırada “dram ve cehennem düşkünlüğü”nden kendini Orpheus olarak adlandıran genç bir adam gecenin derinliklerine dalıp hayatının aşkı Eurydike’yi aramaktadır. Hades’ten Kerberos’a, Kharon’dan Erinys’lere pek çok karakterle karşılaşacağı ve rehberliğini Vergilius’un yapacağı bu yolculukta umutsuz bir arayışa sürüklenecektir.
Louis ve Orpheus, gündüz ve gece, bir hayalin peşinden koşmaktadır, peki nereye kadar?
2017’de Académie Française François Mauriac Ödülü’nü kazanan Éric Metzger, Orpheus’la mitolojiyi günümüze taşırken, modern insanın çıkışsızlığına dair özgün ve capcanlı bir romana imza atıyor.
1984 doğumlu genç yazar Eric Metzger'in Orpheus ismiyle dilimize çevrilen novellası, Louis ve mitolojinin hüzünlü karakteri Orpheus'un hikayesini anlatıyor.
Sakin fakat melankolik yapılı Louis, bir gün bitpazarında tam da kapak görselindeki gibi nostaljik bir telefon bulur ve satın alır. Eve geldiğinde çocukluğundan beri hatırladığı telefon numarasının tuşlarını tek tek çevirir. Yanıt alamayacağını düşünürken bir mucize olur ve telefonu yıllar evvel hayatını kaybeden babası açar. (Bu bilgi arka kapakta da yer aldığından spoiler sayılmaz diye düşünüyorum :))
Orpheus ise modern dünyanın Orpheus'u. Liri yok belki ama barlarda dinlediği müzikleri var. Sevdiği kadın Eurydike'yi arıyor her gece. Naralar atıyor ve Hades'in peşinden Ölüler Diyarı'na inmekten korkmuyor. Fakat Orpheus'un mitolojik olarak anlatılan hikayesinde biliriz ki yaptığı hata sonucu, geri dönüp baktığı için sevdiği kişiyi sonsuza dek kaybetmekle lanetlenir. Burada da Orpheus'un kaderi aynı mı olacaktır onu da artık söylemeyeyim :)
Geleceğe ve geçmişe gitme durumu sinemada da sıklıkla işlenen bir konu malum fakat karakterin geçmişine telefon etmesi fikri bana orijinal ve ilgi çekici geldi. Bir solukta rahatlıkla ve ilgiyle okunan bu romanla ilgili belki tek eleştirim kısalığı olabilir. Biraz daha uzun biraz daha derin olsa sanki çok daha etkileyici olabilirdi diye düşündüm. Kitap, tiyatro sahnesine uygulanaa ilginç bir seyir zevki sunar diye düşündüm. (İçimdeki dramaturg dile geldi.)
Son olarak kapağına bayıldığım notunu da ekleyeyim.
Teşekkürler Éric Metzger :) Kısa, sürükleyici, masalsı ve harika bir kitaptı. Oturduğum yerden kalkamadım, su bile alamadım ki su ne kadar önemlidir bilirsiniz :)
Hissettirdiği duygu ile bu kitap bana; başrollerinde Keanu Reeves'i ve Sandra Bullock'u gördüğümüz The Lake House (2006) filmini ve Marc Levy'nin Birbirimize Söyleyemediğimiz Onca Şey kitabını anımsattı. Öyle yumuşak, öyle naif, öyle başkası adına üzülen...
Kitap iki akışta ilerliyor: Hint-Arap rakamlarıyla bölümlendirilen kısımlarda günümüzde yaşadığını düşündüğümüz normal (tamam en azından başta normal) bir anlatıcı, Louis, varken; Roma rakamlarıyla bölümlendirilen kısımlarda tekinsiz anlatıcı Orpheus'un; mitolojik hikâyeler, kurgular ve karakterlerle ilerleyen anlatısını görüyoruz. Anlatıcıdaki bu sert değişimlere, gitgellere rağmen her iki anlatıcının da hissettiklerini hissedebilmek, onlarla düşünebilmek etkileyiciydi. Bir sayfada o telefonun açılması dilerken, diğer sayfada biricik Eurydike’yi bulabilmeyi ve onu cehennemden kurtarmayı dileyeceğiniz akıcı bir anlatım var kitapta. Ve tabi bunun en önemli paydaşlarından biri, çeviriyi muazzam bir incelikle yapan İpek Ortaer Montanari.
Tüm bu güzel hislerin dışında aklımdaki tek bir soru var: Kitapta defalarca kahverengi olduğu belirtilen telefon, kapakta neden kırmızı yapılmış? (Sadece ton uyumunu yakalamak içinse üzücü) Arka kapak yazısında kitabın belki de en tatlı merak unsurunu paylaşacak kadar "gerçek" bir noktada dururken kapaktaki bu renk değişikliği neden? Neden a dostlar? :) Evet karşıma her "...kahverengi telefonu aldı" çıktığında bunu düşündüm...Orijinal kapağından ise hiç bahsetmeyelim :)
İş Bankası Kültür yayınlarının Çağdaş Dünya Edebiyatı Serisini seviyorum. İlginç ve değişik konusu ve farklı bir kurgusu olan günümüzün yazarlarının romanlarını yayınlıyorlar.
Orpheus’un yazarı olan Eric Mertzger 1984 doğumlu bir yazar. Müthiş bir yazım dili var. Çok katmanlı paralel bir kurguyu mitolojiyi bu güne getirerek bu kadar yalın anlatabilmek kolay değil. Dante’in cehenneme inişini absürt bir mizah ile okuyorsunuz.
Kitabı olurken Nicholas’a Poussin’in Orpheus ve Eurydice tablosuna bakmak istedim. Eric Metzger kitabın içinde resim ve müziği çok hoş bir biçimde kullanmış. Hades’in bir gece kulübünün yöneticisi Kharon’un bir taksi olduğu bir dünyayı düşünün. Matzger geriye bakma kavramını çok farklı bir biçimde anlatmış.
Kitaptan bir söz “Ona bakmıyorsak, bu durumda onu nasıl tanımlayabiliriz ki?”
Ben çok beğendim. Yaratıcı ve farklı bir kitap. İnsanın dünyadaki yerini ve seçimlerini çok farklı anlatmış.
Bazı alıntılar
Müzik ne kadar yüksek sesli ise insan kendini o kadar kolay unutur
Cehennem yok yere başkaları değildir, insanlar üzgün olmayı o kadar sever ki talihsizliklerinde buldukları sevinci paylaşmak için bir araya gelirler.
Cehennem ölülere, hakikatlere ve terk edilmişlere aittir. 
Modern insanın gecesi ve gündüzü ya da başka bir deyişle; kayıpları ve arayışları. Kitapta iki karakter var Eurydike’sini arayan ve bunun için Hades’in derinlerine inmeyi göze alan Orpheus ve Yıllar sonra yaşadığı kaybı geri döndürebilme umudunu yaşayıp delilik sınırlarında dolaşan Louis. Ben özellikle kitap içerisinde Orpheus’un ara ara attığı Facebook mesajlarını çok sevdim, mitoloji ve modernleştirilmiş mitoloji hikayelerinden alıntılar ise tamamen bonus gibiydi. İpek Montarani’nin çevirisini ise atlamamak gerekiyor. Kitabın bu kadar akıcı olmasına katkısı çok büyük. Yine de söylemeden geçemem Louis’in hikayesi bana daha çok geçti, belki de Orpheus’u sert gerçeklik içerisinde gördüğüm için. Bir de kitapta kendisi ile telefonda konuştuğu kısacık sahne kesinlikle çok etkileyiciydi. Hatta bence babasıyla bütün konuşmalarından daha etkileyiciydi. Neyse susuyorum. Başka bir kitapta görüşmek üzere
Orpheus mutlu olmaya çalışmıyor, ama herkes gibi mutlu olmak istiyormuş gibi yapıyor.
Il s'agit du deuxième ouvrage que je lis de Éric Metzger. Le premier était "Adolphe a Disparu", je l'avais lu l'an passé. J'avais beaucoup apprécié ce livre, je savais donc, que celui-ci ça serait la même chose. La plume de l'auteur est un régal pour les yeux. Éric Metzger a une plume douce, très douce, très très douce. Ce qui fait, que, qu'importe ce qu'il écrit, on aura envie de lire lentement, très lentement, très très lentement, juste pour faire durer le plaisir. Ce roman est particulièrement émouvant. L'histoire entre Louis et son père est triste, elle m'a fait quelque chose... Bref, que dire de plus à part... lisez ce roman putain !
Bu kısa paralel kurguya tek kelimeyle bayıldım! Mitosla süslenmiş bir modern zaman yalnızlığı; Dantevari bir cehenneme iniş alegorisi. Ölüler Ülkesi gece kulübü, Kharon’u bir Uber taksi olan Orpheus. Böyle bir yeniden yazımı didaktizme boğmadan, yalın, akıcı ve şiirsel tutmayı başarmış Eric Metzger. Bravo! Yazarın diğer kitaplarını da mutlaka okumak istiyorum.
Bu kitap benim ruhuma dokundu. Mitolojinin modern zamanlara uyarlanışına bayıldım. Bir yanda bir aşk hikayesi diğer yanda da kayıp, pişmanlık, arayış hikayesi, ikisi birbiriyle öyle güzel absürt bir mizah ile harmanlanmış ki ama aynı zamanda da üzücü. Kitabı okurken duygudan duyguya savruldum, ben kitabı çok sevdim, ruhuma çok iyi geldi.
kitabı okurken sanki filmi de karşımda açıkmış gibi izler gibi okudum ve sahnelerde fonda çalan vurucu, hüzünlendirici, bazen canlandırıcı müzikler hayal ettim, tek oturuşta okuyup bitirmiş olmanın verdiği hazzın da katkısı olmuş olabilir, bayıldım şahsen!
Comme indiqué dans ma chronique sur Instagram (https://www.instagram.com/thiob), Les Orphée est le troisième roman d'Eric Metzger. Il traînait sur ma pile à lire depuis sa sortie en février 2018. Je ne sais pas pourquoi mais en littérature, comme en musique, j'appréhende toujours les nouvelles productions de mes artistes préférés. Peur (infondée) d'être déçu. J'ai donc pris mon courage à deux mains en ce mois d'octobre 2019 et ai ouvert #LesOrphée.
Éric Metzger revisite « la légende célèbre qui ne se passe à aucune époque précise et qu'[il] nous montre sur nos routes, dans nos rues, dans nos maisons, dans nos voitures, parmi nos objets de tous les jours », comme le dit la bande-annonce du film #Orphée de Jean Cocteau. L'Orphée de Metzger vit à notre époque et arpente les soirées parisiennes, bars et boîtes qu'il compare aux cercles de l'Enfer, à la recherche d'Eurydice, son âme sœur. Orphée trouve Eurydice en Enfer et peut la ramener parmi les vivants à condition de ne pas la regarder mais, fidèle au mythe du poète thrace, il la perd à jamais. Éric Metzger nous explique pourquoi avec beaucoup d'humour et d'astuce.
En parallèle, l'auteur nous raconte l'histoire de Louis, un trentenaire, qui dégote un téléphone vintage qui fonctionnerait encore. Arrivé chez lui, il le branche et le teste. En effet, il fonctionne ! Curieux, il va composer le numéro à huit chiffres de la maison dans laquelle il a grandi. À sa grande surprise, ça sonne et quelqu'un répond : c'est son père, pourtant mort, foudroyé par une crise cardiaque, il y a bientôt deux décennies. Le jeune homme va tout faire pour influer sur le passé et tenter de le sauver. Orphée et Louis ont un point commun : ils mènent tous deux une quête qui va virer à l'obsession et les conduire vers la folie. Ainsi, le père de Louis ne serait-il pas son Eurydice ?
Cela expliquerait le titre de ce roman de 128 pages qui parle en filigrane de notre société et notamment de la solitude que certain-e-s peuvent y ressentir. Comme les trois #livres précédents de cet écrivain, celui-ci est parsemé d'humour et se lit facilement, avec beaucoup de plaisir.