-I Looked into its filmy eyes inquisitively and saw it was the body's fear, not mine, not the soul's, and so it was fear of death. I realized I could distinguish between my inner self and my physical body... An ice-cold surface covered my inner heat.- In this short story a man relates his inner-most thoughts and reflections as he suffers a heart attack on the on the street and is then brought back to life after three and a half minutes. It is a compelling tale of something appalling and yet completely ordinary, of pain and fear and acceptance, whilst walking the thin dividing line between life and death. In contrast to the speed of this near-death experience, the book includes a series of photographs in which the passage of time is hardly apparent. Over the course of a year the author photographed a wild pear tree in his garden at different times of the day and year, recording its changes under the differing light conditions. My Own Death contrasts perceptions of the here and now with the hereafter, and its complex composition alludes to mortal time and passage.
Hungarian novelist, essayist, and dramatist, a major central European literary figure. Nádas made his international breakthrough with the monumental novel A Book of Memories (1986), a psychological novel following the tradition of Proust, Thomas Mann, and magic realism.
Péter Nádas was born in Budapest, as the son of a high-ranking party functionary. Nádas's grandfather, Moritz Grünfeld, changed his name into Hungarian, which was considered a scandal in the family. Nádas's youth was shadowed by the loss of his parents. Nádas's mother died of cancer when he was young and his father committed suicide. At the age of 16 his uncle gave him a camera, and after dropping out of school Nádas turned to photojournalism. During the late 1960s and early 1970s, he worked as an editor, reader, and drama consultant. After the Soviet-led invasion of Czechoslovakia in 1968, Nádas quit his job as a journalist and devoted himself to literature. "I resigned, walked out, and turned my back on the system to save my soul," he later said.
Farklı dönemlerde yayımlanan dört hikayeden oluşan bu kitap sıkı bir edebiyat eseri. Üstelik ilk üç hikayeyi 1942 doğumlu yazar yirmili yaşlarında kaleme alınmış. Kitaba adını veren son hikaye ise daha yeni ve yazarın bir kalp krizi sonucu ölümün eşiğinden dönüşünü konu alan biraz metafizik bir parça. Diğer hikayelerde ise özellikle çocukların gözünden hayata bakış çok iyi yansıtılmış. Kutsal Kitap'ta insanların acımasızlığının, bencilliğinin, Kuzu'da da anti-Semitizm temasının işleniş tarzı gerçek bir ustalık işi bence. Okunmaya değer bir yazarmış Nadas.
"İnsanın ölümü ile doğumu birbirine değdiği vakit, yaratılış gerçekleşiyor."
Macar yazar Peter Nadas ile öykü derlemesi Ölümle Baş Başa ile tanıştım - ve çok sevdim kendisini, beklemediğim kadar çok. Kitap, yazarın yirmili yaşlarında yazdığı üç öykü ile, ilerleyen yaşlarında bir kalp krizi atlattıktan sonra kaleme aldığı ve kitaba da ismini veren bir dördüncü öyküden oluşuyor. Tuhaftır ki erken dönemde yazdığı üç öyküyü çok daha fazla sevdim bu sonuncuya göre.
İlk üç öykü ağırlıklı olarak çocukluğa ve çocukların bakış açısına odaklanıyor. Çocuk olmayı, dünyada olup biteni yarım yamalak anlar halde olmayı, o kaygıyı ve çocukluğa içkin kötülüğü öyle güzel aktarmış ki Nadas. Yer yer hemşehrisi Agota Kristof'u anımsattı bazı cümleleri. (Yani bence onu seven bunu da sever, evet.)
Mevzubahis öyküler, Macar toplumunu sarsan savaştan ve komünizm tecrübesinden de muaf değil; tüm öykülerde bir toplumsal arka plan görmek mümkün. Siyasetin sebep olduğu yarılmalar, ırkçılık, sosyal adaletsizlik, şiddet, ataerki... Hiçbirini insanın gözüne sokmadan ince ince işliyor yazar.
Özellikle üçüncü öykü olan Kuzu'yu müthiş etkileyici bulduğumu söylemem lazım, bir öyküde bu kadar çok yeri işaretlediğim epeydir olmamıştı. Kuzu'da anlatılan Roth Amca ile tanışmanızı çok isterim.
Bu öyküden bir alıntıyla bitireyim: "Çok kez duymuşumdur yetişkinlerin çocukların ne kadar acımasız olduğuna hayret ettiklerini. Ben öyle sanıyorum ki biz, ana babalarımızdan daha acımasız değildik, sadece çevremizin Róth Amca hakkında oluşturduğu ve yıllar boyunca olgunlaştırdığı düşünce, bizim eylemlerimizde somutlaşıyordu, çünkü biz, toplumun diğer yetişkin bireylerinin aksine, eylemlerimizin değerini tartamıyorduk. Ve çocuğun acımasızlığını, yetişkinin örtülü onun için de sinsi acımasızlığından ayıran bu açıklık kuşkusuz olayları hızlandırdı. Hızlandırdı, çünkü yetişkinler, bizim hareketlerimizde kendi düşüncelerinin doğrulandığını gördüler; biz onların düşüncelerinin maskesini indirdik, onlar bunu görünce geri adim atacaklarına, yaptıklarından vazgeçeceklerine daha beter gözleri döndü."
İlk üç öykü şahane, son öykü de yine çok iyi. Nicedir kitaplığımda duruyormuş, iyi ki Hakan Bey'in güzel değerlendirmesini aklıma girdi de nihayet okudum. 5/5
Ölümle Baş Başa dört öyküden oluşan bir kitap: Kutsal Kitap, Bahçıvan, Kuzu ve Ölümle Baş Başa. Bu öykülerden ilk ikisi doğrudan bir çocuğun bakış açısından anlatılmış. Üçüncü öyküde, büyük yaştaki yazar çocukluğunu düşünerek anlatıyor. Dördüncü öykü de 50'li yaşlarda birinin kalp krizi geçirmesini anlatıyor.
İlk iki öyküyü biraz arabesk buldum. Hatta neredeyse Emrah Serbesvari denebilecek bir anlatım biçimi var. Bu iki öykü bayağılığının yanı sıra klişe, defalarca işlenmiş ve basit. Diğer iki öykü biraz daha ilgi çekici. En çok üçüncü öyküyü beğendim. Zekice bulduğum tek hikâye oydu diyebilirim. Dördüncü hikâye en özgünü, en ilginci, ama yazarın olgunlaşmamış üslubu okurken beni hep rahatsız etti.
Ya tek kitabını okuduğum için ben idrak edemedim ya da yazar kendi üslubunu oluşturamamış. Yazdıkları basit bir taklitten öteye geçememiş gibi. Péter Nádas hakkında iddialı şeyler söylemek istemiyorum, böyle kitaplarını okuyup beğenmediğim, ardından çok iyi şeyler yazdığını gördüğüm yazarlar oldu. Ama bu kitap özelinde konuşacaksak, bence okunmasa da olur.
Bu kitaptan aklımda kalacak tek şey ise şu olacaktır büyük ihtimalle: Yazar ölümü doğuma, ölüm anını doğum anına benzetiyor ve diyor ki: Annem bedenimi doğurmuştu, ben bedenimin ölümünü doğuruyorum.
El final como experiencia mística, como regreso al origen. Cada quien da a luz, dice Nadas, a su propia muerte, y el húngaro describe cada proceso con una precisión que resulta tan bella como monstruosa.
Own Death is (I think) a true account of Nádas having a heart attack, experiencing clinical death, and being subsequently revived in a hospital. This is a seriously haunting book, but it wasn’t all darkness. Case in point, his recollections of the large, cucumber-munching, hawkish nurse are priceless, and the scenes of him stubbornly trying to go about his normal life (having some wine in a cafe, preparing galleys for his publisher, trying to take a nap, etc.) while literally on the verge of dying, all the while attempting to conceal his plight from his fellow humans, were alternately hilarious and deeply tense, borderline claustrophobic (likely due to the recurring motif of there being insufficient air to sustain him in his efforts to continue living).
The narrative is presented alongside some seriously gorgeous photographs of a tree in his garden through different seasons/weather types/light conditions. The prints are STUNNING, and the book itself is beautifully put-together. Major props to Steidl for giving this story such a lovey presentation.
I don’t see this book being talked about much, and indeed it does pale somewhat in comparison to A Book of Memories and Parallel Stories, but I absolutely loved it and highly recommend it to any fan of Hungarian literature in translation. Another winner for Nádas, and yet more fuel for my conviction that Nádas is among the very finest living authors. Read him!
Különös, köztes és multimédiás műfaj ez, a fotóalbumságával többnyire alig tudtam mit kezdeni. Talán kellenek a nem szöveges tagolás, a könyv súlya és formátuma, ugyanazon fa visszatérő és sosem teljesen egyforma, majd váratlan változékonyságban pulzáló képe. A szöveg pedig prózavers. Orvosi, klinikai aspektusa talán illően hajmeresztő, és az egészben van valami banális és emelkedetten filozofikus irónia, önirónia. Ha már fogalmak és szavak, akkor nekem az angol „creepy” villan be erről az egész utazásról, talán magyarul a hajmeresztő lenne ez, de nem vagyok biztos a dolgomban. Szóval elmesélhetővé tenni valami alapvetően el nem mesélhetőt. És képpel. Banálisnak kell lennie, és súlyosnak, letehetőnek. Meglepő volt, az utolsó sorig érdekes, és örülök, hogy végigolvastam.
Den får full pott för att han så detaljerat och ärligt lyckas beskriva ett tillstånd mellan liv och död som jag kan tro på och också känna mig lugnad av. Jag tänker mig den här boken som en utmärkt tröstebok inför döden, är det konstigt? Känns inte så för mig. Beskrivningen, återgivandet, får mig också att tänka på Ernaux sätt att försöka hitta den exakta beskrivningen i ord, för ett minne av en upplevelse - att göra det subjektiva objektivt på något sätt. Uppskattar det mycket. Boken har också en fin rytm mellan längre partier och korta fåradiga passager som därmed lyfts fram och ges luft på ett intressant sätt. Min första Nádas, knappast min sista.
My life consisted of a few lucky moments when I had intimations of what one should seek -
Clinical death as a limit experience. Nádas writes that it was only then that he understood what Rilke meant with his angels. Which put me in mind of Foucault dropping acid in Death Valley. After a long silence he's supposed to have lifted his head to reveal his face streaming with tears. "Now I understand Under the Volcano," he said.
Great works of art as the ones we understand only imperfectly throughout life. They point beyond themselves, to these terrifying moments at the limits of life. I daresay I have this sort of relationship with Nádas's two great novels A Book of Memories and Parallel Stories.
Compared to them Own Death is obviously a minor work. The text can be read in about an hour or two. To even call it a book seems a little misleading. More than half the pages are taken up by photographs. It's more of an experimental art object, or even a quasi-cinematic montage in the manner of Chris Marker. Even so, the writing is superb. The translator here is different from PS and BoM, but the voice is most definitely Nádas's. Writing of things that actually happened to him, he is at once cryptic and self-revealing. Certain passages can be read as little sign posts to his labyrinthine novels.
Ъъъ, май вече наистина Сериозната Литература е взела да ми лази по нервите :-)) Все едно текстът крещеше: "Моля ви, дайте ми награда, дайте ми награда!" Собствена смърт имаше нещо от Твърди Перейра и нещо от Гълъбът, но, стори ми се, е далеч по-претенциозна и тромава. Със сигурност не ме докосна. Монологът на скучен себевгледан мъж преди и след инфаркт. На инфаркта не повярвах! Размислите му ми бяха кухи. И не дочетох.
Lo que ocurre al trenzarse el movimiento sofocante de la muerte con la gloria del nacer: en una frase adverbial: el horror ante la presencia de la creación. Este libro es el hermano gemelo de 'De profundis', obra capital de José Cardoso Pires.
This book is the account of what goes through the mind of the author who suffers a heart attack. Combined with his thoughts, description of the heart attack, and photos of a tree from his backyard, it was a very quick read. It was interesting enough, but not quite what I expected it to be. When I ordered it online, I thought it was going to be more of a full-length novel, but it isn't. The photos were okay, but one was not that much different from the next, although there were a few really nice photos.
The book was okay, but I probably wouldn't recommend it.
A strange book - and does it get any more self-obsessed than recording your own heart attack?! The pages vary in length - from a single line "I sat here in the ice-cold failure of my upbringing" (hello melodrama!) to a whole page - all interspersed with photos of the same pear tree, taken at different times of year. An interesting project I guess - meditating on ones own mortality, but also, well rather self-indulgent.
Откъслеци от мисли между живота и смъртта, по време на един инфаркт и след това, когато животът вече не е същият. Интересна форма, хубави думи в кратки изречения - нищо повече.
İlk defa Péter Nadas okudum. Bu kitap Nadas'ın dört öyküsünün bir derlemesi. İlk üç öykü 60'lı yıllarda yazdığı öyküler, son öykü ise daha yeni, 2002'de kaleme aldığı bir öykü. Bu Türkçe derlemenin neye göre yapıldığını biraz araştırdım; ölüm izleği üzerinden bir araya getirildiğini düşünüyorum.
Kısaca bahsetmek gerekirse ilk üç öyküde ölüm harici birleştirici unsurlar da mevcut. Retrospektif bir çocukluk anlatısı ilk üç öykü de. Çocuklukta fiziksel şiddetin, akranlar arasında daha da cesaret bulan o çocukça acımasızlığının aslında büyük oranda yetişkinlerin düşünce ve davranış örüntülerini takip etmekten kaynaklandığını ortaya seriyor Nadas. Yoksulluk, yas, İkinci Dünya Savaşı komünist Macaristan'ın politik ortamının sıradan hayatlara tezahürü ve Yahudilere mikro toplumsal düzeyde dahi ve Holokost sonrası ayrımcılık yapılması özellikle ön plana çıkan temalar.
Özellikle Kuzu adlı öyküde Yahudi bir komşunun kendi mahallesinde uğradığı ayrımcılık ve pasif şiddet boyutuna varan dışlanmasını kör göze parmak yapmadan anlatıyor. Anlatıcı çocuk (aslında çocukluğunu hatırlayan yetişkin anlatıcı) kendisi için bu yarı muamma yarı saygı nesnesi halini alan Roth amcaya bir tür yakınlık hissediyor. Geriye dönüp baktığında komşuları Roth amcaya karşı, hem ailesinin hem de yakınlarının nefret dolu davranışlarını sorgusuz sualsiz izlediğini görüyor aslında. Bu nefretin ve kendi komünitesinden cesaret alan şiddetin aslında aile hanesinde de varlığını gören anlatıcı, bu iki tür şiddeti muazzam bir şekilde bir anlatıda buluşturuyor.
Son ve görece yeni öykü Ölümle Baş Başa ise 51 yaşında ölüme yakın bir deneyim yaşayan bir adamın birinci tekil şahıstan deneyimleri, izlenimleri ve dışavurumları. Ölüme yaklaşmanın, onunla "baş başa kalmanın" ne demek olduğunu şiirsellikten uzak fakat dildeki duruluğu ve neredeyse klinik tasvirleriyle şiirden daha etkili biçimde anlatıyor. Öykünün Macarca'dan birebir çevirisi "Kendi Ölümüm," ancak Gün Benderli'nin çevirisi öyküyü çok daha iyi tamamlıyor.
Genel olarak ayrıntı vermeyen, sade, hatta anlatmak istediğini, karakterlerin söylediklerinden ziyade davranışlarından çıkarmamızı sağlayan bir dil ve tempoda yazıyor Nadas. Genel olarak sevdim, ve 1,5 günde sıkılmadan okudum. Romanları, özellikle Sontag'ın övdüğü A Book of Memories romanını, okumayı istedim.
,,Elég meghökkentő állapot létezni a többiek között."
Gyakran támad kedvem meghalni, de ettől a könyvtől meg rendesen klausztrofóbiám van attól, hogy élnem kell, és nem próbálhatom ki én is legalább három és fél percre ezt az állapotot. Minden nap ugyanaz a körtefa, elvileg élő entitás, néha egy kicsit másszínű az ég, meg kevesebb a levél, de nyomasztóan még mindig, és már megint ugyanaz. Eközben ebben a három és fél perc olyan intenzív, hogy nincs semmi, amiről ne szólna. Teologikus, pszichologikus, antropologikus, szenvedélyes és unott, nyugodt és kétségbeesett, de furcsamód néha még vicces is. Kedvencem volt, hogy még a meghalását is kínos pillanatnak ítéli, hát mennyire real!!!
Por casualidad, he leído este libro sobre infartos y la propia muerte en la sala de espera de un hospital. Me hizo algo de gracia malvada que la señora sentada a mi izquierda me mirase de reojo como si fuese yo tal vez la enferma terminal. A parte de eso, el ensayo bien. Me gustó cuando decía cosas como que "no había aire en el aire" y hablaba de túneles y un mundo abstracto que se siente más allá del cuerpo y la conciencia diminuta y me gustó menos cuando hablaba de él
Been dreaming about reading this book for the longest time. Finally decided to order it from eBay, even though it cost me closer to 50 euros. This is a wonderful depiction of a close call, of the writer experiencing a near-fatal heart attack (and actually dying for three and half minutes). The text is accompanied by photographs of a pear tree in Nádas’ backyard. The photos are not great, but are a wonderful kind of b story, or a visual theme. The pacing in this book is wonderful. I read it in one sitting and plan to read it again, and again. At times Nádas sounds like a cliché, but something makes everything fit right in. I have a feeling that book will stick with me for the longest time – until my Own Death, maybe.
Всеки ден, всяко действие, всички онези мисли. Представи си, че си книга с празни страници и всеки един миг на нея се изписват думи. Всяка една крачка е тирето или точката в изречението. Запетаята на подсъзнанието не спира да движи пръсти над клавиатурата изписвайки всичките вътрешни компоненти, зъбните колела на организма. И когато ти си пряк наблюдател на това, което ти се случва, но всъщност не можеш да сториш много се превръщаш в роб на своята клетка. Тази кожа, която те държи затворен, прави те земен и те тегли към центъра на Земята. Тази частица гравитация вплетена в рамките на съществуването от типа: Живей, смъртта ще дойде рано или късно. Сега прочети книгата на някой друг. Прогледни през неговите мъгляви очи. Изпитай неговата жажда за въздух. Докосни се до пътя към болнично легло и светлината, през която ще се родиш или умреш.
Kutsal Kitap : 3 Bahçıvan : 3 Kuzu : 4 Ölümle Baş Başa : 3
Bir insanın çevresindeki sınırlar ne kadar darsa, bu sınırların ötesi ne kadar az görülebiliyorsa bu hal, sonu gelmez gevezelikleri ve boşboğazlıklarıyla kendi çevrelerindeki kişilik duvarını yıkıp diğer insanlarla ilişkiyi kolaylaştırmaya, bu sınırları kabil olduğunca genişletmeye ve hatta yok etmeye çalışırlarken aslında boş lafazanlıklarıyla kendi karakterlerini yok etmekte olduklarını fark etmeyen insanları o kadar fazla sinirlendirir. Syf. 102
Един инфаркт и три минути извън битието- това е, което реално се случва в този разказ, който е толкова наситен и сгъстен като внушение, че оставя впечатление за роман. Много въздействаща проза!
Многопластов текст... Говори за 3 минути неизразимост несложно, премерено, а за всички останали мигове "около" отвъдното време - отново несложно и дискретно опоетизирано.
60'lardan üç ve son yıllarda yazdığı bir hikaye. İlk üç hikaye çocuk gözüyle veya anısıyla yazılmış. Kuşaklar arası ilişkileri, savaş sonrası Macar toplumuna dair gözlemler, Yahudilere duyulan nefret, kötülük problemi vb. hakkında birbirlerine bağlantılı, güzel yazılmış zekice şeyler var; fakat özellikle ilk hikayedeki aileyi partinin yönetici tabakasından kişiler olarak kurgulamayı seçmesinden hoşlanmadım. Üçüncü hikayede, ilk ikisinden farklı olarak, araya doğrudan düşünsel analiz parçaları serpiştirmiş. Bunlar bana oldukça yakın geldi. Yazarın muhakkak Schopenhauer ve/ya onun ardılı sanatçılarla bir yakınlığı olduğunu düşünüyorum. Zaten son "Ölümle Baş Başa"da, karşılaşılan ölüm-ötesi deneyimin Kant'ın zamansız-mekansız 'Ding an sich' dediği şeye yakın olduğunu sanıyorum. Hakeza, yapılan Beckett atıfı...
"Dünya, uğradıkları her hakaretten sonra başkalarını tahkir edebilmek için içlerinde dayanılmaz bir istek uyanan aşağılanmışlardan oluşuyordu."
"Asıl yapılması gereken şey, kendini mazur göstermeye çalışmaması için insanın içgüdülerinin maskesini düşürmektir; mazur görünme gayreti, sorumluluğu başkasına yüklemekten başka bir şey değildir ... Başkalarının günahlarıyla kendimizi temize çıkarmak istiyoruz; insanın, tek bir insanın bile bütünlüğün kendisi olduğuna inanmıyoruz."
"İnsan, yaşamının her anında ahenk olmasını ister. Sanırım insanlar bu yüzden o kadar çok konuşuyor. Adeta, konuşmanın çeşitli biçimleriyle sohbet ederek, tartışarak, kavga ederek, itirafta bulunarak iç ve dış dünyaları arasında ahenk sağlamaya çalışıyorlar. Oysa ahenk sıradan söylemler yardımıyla kurulamaz. İnsan aslında kendisine güvenmediği için her şeyi açıklamak ister, her an kendi görüşlerini etrafındakilere zorla kabul ettirmeye çalışır, bu da onu çözüme, çözüme olmasa bile hiç değilse anlık bir rahatlamaya yakınlaştıracağına onu ahenkten gittikçe daha çok uzaklaştırır, çünkü ağızdan çıkan her söz, yine çözülmesi gerekecek çelişkiler biçiminde yeni yeni anlaşmazlıklar yaratır, böylece çözüm bekleyen çelişkiler bir zincir halini alıp insanı yanlış yollara, çıkmaz sokaklara götürür."
One of the best accounts I have ever read on death and dying from a first person perspective. I was looking for reading this book as I think Nádas is an author who I know is capable of touching such a subject and has the literary skills for telling it. I wasn't disappointed. Nádas suffered a heart attack and was reanimated a couple of minutes later, in this book he is talking about his experiences before, during and after this event. Going through an initial fear after having realized what is going on, losing his grasp on ordinary reality, then calming and observing his identity, his thoughts and emotions, looking back at his life from a perspective of eternity and from a vast, unexplainable space, then returning to life and trying to make sense of it afterwards. Very personal and very touching. Quick read but stays with you for a long time. Also the pictures of a single pear tree are a great complement to the topic. I think it is a book worth keeping on your bedside table for your darkest hours. Despite the heavyness of the topic I felt a great relief after putting it down. A great sense that what we intuitively think is a dreadful and horrible experience - the death of a person - is somehow just the opposite. A natural and peaceful event, and - even if it sounds like a commonplace - is nothing to fear. Something familiar. In a recent podcast with the author - now 80 - he explains that he is ready to go now any moment. He has everything arranged and is looking forward rather with curiosity than fear. After having read this book I know that this is not just something he articulated because this is what people expect from him, but that it is grounded in a very deep personal wisdom of a rich and fulfilling life. If anything, this spiritual wisdom is worth striving for.
«Se suele decir que en el instante de la muerte el hombre repasa los hechos de su vida haciendo el recorrido a la inversa. Para ser sinceros, no repasa nada».
De partida, lectura bastante recomendada: ágil, bien escrita y, si bien corta, con harto pan para digerir sobre el cómo nos posicionamos ante a la muerte frente al cómo solemos creer que nos posicionaríamos ante ésta.
Luego, un par de temas (de los varios) que me dejó la obra. Primero, el de la realización del ser conciencia por sobre todas las cosas: «La conciencia despojada de las percepciones físicas ve en el mecanismo del pensamiento su último objeto». Me hizo recordar mucho el concepto de Dios de Aristóteles, el del motor inmóvil («Si es la cosa más excelsa, se piensa a sí mismo y su pensamiento es pensamiento de pensamiento»), y el cómo podría entenderse que, quizá, antes que consideraciones de ser carne, organismo, entidad, etcétera, se es, ante todo, conciencia que produce pensamiento. En fin.
Segundo, el concepto o noción habida del tiempo. O que el tiempo es nada y todo: «Durante esos tres minutos y medio transcurrieron varios millones de años. La creación se produce cuando la muerte y el nacimiento de un hombre se tocan».
La obra tiene, por lo demás, hartas joyas a lo largo de la lectura para detenerse, alzar la cabeza y respirar en el pensamiento.
"La joven quería sentarse al sol a toda costa. Cómo podía yo explicarle que no me sentía a gusto en ninguna parte, con nadie. Observé con cierta aprensión que exponía esa piel blanca como la leche, que el sol lograba iluminar hasta mostrar los poros. Mientras, representaba mi papel de toda la vida, el de hombre comprensivo y atento, a pesar de sentirme cada vez más raro bajo los rayos del sol. Era como si no pudiera estar presente del todo, porque me deslizaba hacia otro sitio sin lograr evitarlo. Tenía que firmar una declaración que ella había preparado en mi nombre. El papel permaneció largo rato sobre la mesa de mármol, entre el plato con el pastel y el agua mineral." (pág. 12)
*
"Al fin y al cabo, es la neurosis la que determina las dimensiones de la renuncia o, a la inversa, son las dimensiones de la neurosis las que marcan los límites naturales de la disciplina autoimpuesta." (pág. 17)
*
"El taxista conducía de manera demencial por el intenso tráfico de la tarde. En realidad deseaba que condujera más rápido para llegar cuanto antes a casa. O que nos precipitáramos contra algo, para que se produjera un gran estruendo seguido de un completo oscurecimiento." (pág. 25)