Bu elbette bir günlük ve bence bir günlükten çok daha fazlası. Başarısının arkasında bir istikrar ya da kendinden eminlik değil, süreklilik gösteren bir iç uyumsuzluk olduğunu ifşa ediyor. Ve bu ifşa, okur açısından terapötik bir etki yaratacak düzeyde; çünkü başarıyı genellikle yanlış bir psikolojik zemine yerleştiriyoruz. Buradaki mesele Ernaux’nun yazarlık sancıları da değil. Büyük ve meşru başarının, içsel olarak tutarlı, kendine güvenen, ne yaptığını bilen bir özneye ait olduğu düşüncesi. Karanlık Atölye bu düşünceyi sistematik biçimde çökertiyor ve ne iyi ediyor. Burada net kararlar da yok; sadece tekrar tekrar bozulan taslaklar, yanlış olduğunu hissettiren cümleler, biçimin oturmadığına dair bir kaygı ve sürekli ertelenen bir tatmin var. Normalde bu yoğun çelişki hali, dışarıdan bakıldığında yola devam edilemez gibi görünür. Birçok insan bu noktada vazgeçer. Ernaux ise bu sorunları çözülmesi gereken bir problem olarak değil, üretimin kalıcı koşulu olarak kabul ediyor bence. Kabul etmesi diyorum; çünkü senelerce aynı sorunla boğuşuyor, biçimle olan derdi hiç bitmiyor.
Bu kitap sadece Ernaux okurları için değil, başarıyı içeriden görmek isteyenler için de önemli. Çünkü çağdaş kültürde başarı genellikle tutarlılık, özgüven ve netlik imgeleriyle paketleniyor. Karanlık Atölye bu paketi bozuyor. Büyük işlerin, çoğu zaman kendinden emin zihinlerden değil, kendini sürekli sorgulayan, yaptığı şeyden tam olarak memnun olmayan ama yine de devam eden bir zihinden çıktığını görüyorsunuz. Çoğu zaman kendi iç karmaşamızı başkalarının dış netliğiyle karşılaştırıyoruz çünkü ve kendimizi yetersiz buluyoruz.
Çelişkinin sadece başarısızlığa ait olmadığına kanaat getiriyorsunuz ve bu harika, hatta gençler okusa ne iyi olur. Ne istemediğini de çok iyi biliyor bu arada. Metaforlardan uzak dur, diyor kendine ve sahiden de kitaplarında metafor görmüyorsunuz. Psikolojik tanımlardan uzak dur, diyor ve kitaplarında o sıkıcı tanımlara da rastlamıyorsunuz. Neye dönüşmek istemediğinden çok emin. Dışarıdan kusursuz görünen bir üretim hattının içinde, içeride hiç de kusursuz olmayan bir zihin çalışıyor. Ve bu bir çelişki değil.
Ayrıca kitaplarını neden daha uzun yazmadığını da anladım. Uzunluk, sanıyorum ki tüm içsel karmaşasını tetikliyor ve haliyle yazılarını en ham haliyle ulaştırmak istiyor.
Aaa, bu arada, Yalın Tutku’yu okurken, elbette ben de kenarına bir harf iliştirdim.