Kendini kaybettiğini; mutfağa nasıl gittiğini, bıçağı nasıl aldığını hatırlamadığını; annesine gidip uyuduğunu, sabah elini öpüp annesinden çıkıp karakola teslim olduğunu söyledi; eklemek istediği bir şey olup olmadığı soruldu, "Pişmanım, ben aslında eşimi seviyordum Hakim Bey," dedi.
Süleyman Bulut'un kaleminden trajikomik bir hal zaptı… Bu kitapta on kadın cinayeti anlatılıyor. Kimisi cep telefonunda gördüğü bir mesajdan kuşkulanmış. Kimisi "nasıl olduğunu bile anlayamamış" zira aslında "karısını seviyormuş"… Kıskançlıklar, töre cinayetleri, yanlış anlamalar… Ülkemizin içler acısı halini anlatan Seviyordum Hakim Bey'i çarpıcı kılan yalnızca anlatılan olaylar değil. Bu olayları sosyal medyada yorumlayan "kurgu yorumcular" da çok şey anlatıyor: "Rol yapıyor bu vicdansız hakkı idam ama yok ne yazık ki…"
1954 yılında, Konya'nın Beyşehir Tolca Köyü’nde doğdu. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’ni bitirdi.
İktisat okurken, rakamlardan çok harfleri sevdiğini fark edince yazmaya başladı. İstanbul Radyosu’nun çeşitli programlarında yayımlanan radyo oyunlarından ve TRT televizyonunda yayımlanan masallarının ardından kitap yazmaya başladı.
Kitaptaki öykülerin hepsi iki bölümden oluşuyordu: Birincisi, cinayetin anlatıldığı kısım. İkincisi, sosyal medya kullanıcıların cinayetler hakkında yaptıkları yorumlar.
Belki eğer birinci kısım biraz daha öykü tarzında olsa, cinayetlere yol açan olaylar biraz daha detaylı ve duygusal şekilde anlatılsa Seviyordum Hâkim Bey güzel bir öykü kitabı olabilirdi fakat açıkçası rastgele bir haber sitesini açıp, ilk önce haberi sonra da altına yapılan yorumları okumaktan bir farkı yoktu.
Kadın cinayetleri genel olarak toplumun bilinçlenmesi gereken bir konu, evet, fakat kitabın, okuyucusuna bu konuda kattığı hiçbir şey yok. Gerçekçi olması güzel bir şey fakat elimizdeki gerçeklikten o kadar hiçbir farkı yok ki, kişi bu kitabı okuduktan öncesinde hangi karedeyse, sonrasında da aynı karede durmaya devam ediyor.
Olaya farklı bir açıdan yaklaşmamış. Daha önce söylenmemiş bir şey söylememiş. Hatta hiçbir şey söylememiş bence.
Kitapta kadın cinayetleri konulu özet olarak 1-1,5 sayfalık trajikomik bir dille anlatılan kısa hikayeler var. Sonrasında her hikaye için 15-20 kişi yorum yapmış. Akış farklı fakat etkili mi bilemedim. Seçilen hikayeler güzel fakat bu kadar özet olmasa daha kalıcı etki yaratabilirdi. Yorumlar kısmına gelince sıradan, çözüme yönelik olmayan, sadece eleştirmek için eleştiren ülkeyi Afganistan ve İran’a benzeten bir güruhdan ibaret. Belki yorum yapanların yazım diliymiş gibi bir etki yaratmak için yapılmış fakat imla, yazım kuralı hataları ile dolu olmasından hoşlanmadım. Tüm toplumlarda şiddete yönelik bireylerin bulunması istenmeyen fakat karşılaşılan durumlar olması sebebiyle durumu sıradanlaştırmadan, psiko-sosyolojik boyutlarıyla tamir ederek, engelleyerek ele alınması gerektiğini düşünüyorum. ‘Cennet annelerin ayakları altında sözünün anlamı bence düstur edinilmeli. Kadın, anne olarak yetiştirdiği nesil ile ne kadar düzgün bireyler yetiştirirse toplum ahlaken o derece yükselir.’ Gibi bir cümle olsaydı kitabın yazılış amacına daha çok hizmet edeceğini düşünüyorum.