Jump to ratings and reviews
Rate this book

Avrupa Kitabı: Aydınlık Ortaçağ

Rate this book
…Peki, bu kitabı neden okumalıyız? En azından ben neden okuyorum? Çünkü Bahadırhan, Türkiye’de artık zayıflamış bir geleneği — entelektüel olma geleneğini — sürdüren isimlerden biri. “Halk” veya “yerli ve milli” olma iddiasıyla cehaletten prim kasmanın yaygınlaştığı, Anti-entelektüalizm ve aydın karşıtlığının neredeyse resmi ideolojiye dönüştüğü günümüzde yapıyor bunu. Akademisyen değil; olma iddiasında da değil. Fakat okuyor, düşünüyor, tartışıyor ve yazıyor. Türkiye’de “rant kültürü” ve polemik hızlı, fakat üretim yavaş. Bahadırhan ise, genç yaşında alışılmış kalıpların dışına çıkarak, neredeyse “tapınır gibi” düzenli, ısrarlı ve ısrarcı bir şekilde yazan bir figür. Amerikan siyasetindeki “public intellectual” dedikleri, siyasetin düşünsel omurgasını oluşturan o ara alanın Türkiye’deki ender örneklerinden biri. Sadece düşünsel alanda değil, sahada, sokakta ve sivil toplum alanında siyasetin ve kamusal tartışmanın farklı yüzlerini genç yaşta tecrübe etmiş olması, bugün gençlerle kurduğu bağı biraz da bundan. Her videoda, her tartışmada, her kitapta bir çağrı var: “Düşünelim. Tartışalım. Kendi aklımızla anlayalım.”
Prof. Dr. Özgehan Şenyuva

192 pages, Paperback

Published November 14, 2025

Loading...
Loading...

About the author

M. Bahadırhan Dinçaslan

15 books17 followers

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
9 (60%)
4 stars
3 (20%)
3 stars
2 (13%)
2 stars
1 (6%)
1 star
0 (0%)
Displaying 1 - 2 of 2 reviews
Profile Image for Hüseyin Çötel.
316 reviews13 followers
January 3, 2026
Bahadirhani faydali koyun papazi gunlerinden beri takip eden biriyim bu ismin kiliseye olan ilgisinden geldigini bilmezdim o zamanlar. Onun hayatini Martin Eden gibi henuz olmamis kahramanin yolculugu olarak goruyorum ya da daha cok One Piece gibi daha uzun ve sancili olan bir yolculuk. Bu kitabi da normal mesgalelerinden bir kacis olarak yaznis olmali. Kitabi okurken disiplinli iyi bir akisa oturtulmus zengin bir Avrupa analizi olmaktan ziyade bir lecture dizisinin birlestirilmesi gibi bir hissiyat verdigini soylemem lazim. Daha cok ogrencilere(okura) ilginc fikirlerin ana hatlari verilip ilgi duydugu konunun pesine dusmen sana birakilmis gibi. Zaten bu hislerle okuduktan sonra da epilogta buna benzer bir aciklama yapilmis. Bunun yani sira cevirmen tarafindan gelen zengin bir dil kullanimi var utanarka bazi kelimelerinin anlamini arattigimi itiraf etmeliyim.
Profile Image for Taahaa Bilgic.
20 reviews
April 8, 2026
Medeniyet yarışında Batı’nın Doğu karşısındaki yükselişinde, oryantalistlerin Doğu’ya bakarak onu anlamaya çalışmasının önemli bir payı olduğunu düşündüğümde, bugün bizim de Batı’yı anlamamızın aynı derecede önemli olduğu kanaatindeyim. Kitap da tam olarak bu düşünceden yola çıkıyor. Avrupa’nın yükselişini mümkün kılan yöntemi anlamak ve bu yöntemi kendimize uyarlamak amacıyla yazılmış; dili akıcı bir popüler tarih kitabı. Akademik olmayan bir kalemden çıkmış, arka planı hiç de zayıf olmayan, ciddi bir entelektüel çabanın ürünü. Bununla birlikte, ele aldığı konuların çoğunda yazarla aynı fikirde olmadığımı da baştan belirtmeliyim. Genel olarak Avrupa merkezci bir tarih anlayışı var.

Kitap, Avrupa’yı Orta Çağ bağlamında Hristiyanlık, feodalizm, skolastisizm, şövalyelik kültürü ve aşk-edebiyat ilişkisi; sonrasında ise Aydınlanma ve bilimsel düşünce üzerinden ele alıyor. Başlangıçta, Hristiyanlığın Avrupa’yı yaratan unsurlardan biri olduğunu ancak sıçramayı sağlayan temel kod olmadığını söyleyerek en klişe kültürelci argümana mesafe alır gibi görünse de, genel çerçevede yine kültürelci bir açıklama. Bunu en net şekilde şu pasajda görüyoruz:

Sayfa 156
"…O halde farkı yaratan açıkça kültürdür diyebiliriz bazı bölgelerde kültür baz mekanizmaları geliştirmiştir ve bu mekanizmaların belirli sonuçları olmuştur iddiammız bu tarih boyunca birbirini üstünlük kuran ve diğer kültürlerde gelişen karşı ataklar sebebiyle üstünlüğünü kaybeden kültürler manzûmesinde Avrupa’yı farklı kılan orta Çağ’da doğan Avrupa kültürünün bilimi var etmesidir diyoruz. Bilim tarihte yalnızca bir defa doğdu ve kökleri orta Çağ Avrupası’ndadır bu kitabın iddiası budur."

Burada özellikle ikna edici bulmadığım birkaç noktayı dillendireyim.

Hristiyanlığın doğası gereği daha bireyci bir zemin ürettiği iddiası. Hristiyanlığın İslam’dan daha bireyci olduğu sonucuna Tanrı'nın oğlunun insanlık için kurban edilmesi argümanıyla varmak bana yeterli gelmiyor. Hatta Protestanlığın da Katolisizmden. Bana kalırsa, bu dönüşümleri anlamak için inançtan ziyade ortaya çıktıkları dönemin yapısal ve ekonomik koşullarına bakmak daha açıklayıcı.

Hatta ekonomik yapı üzerinden bakıldığında, İslam medeniyetinin ticareti önceleyen karakteri ve Abbasi Hilafetinin çözülmesiyle siyasal otoritenin birçok alanı kaybetmesi, daha bireysel ve özgürlükçü bir zemin yaratmış bile denebilir. 16. yy Avrupasına gidersek de elbette 'şehrin özgürleştirdiği', burjuvazinin ve sermaye birikiminin olduğu bir ortamda ortaya çıkan Kalvinizm gibi akımlar, dönemin Katolik, hatta Lutherci Protestan ya da İslam yorumlarına göre daha bireyci sonuçlar üretmiş olabilir.


Sayfa 76
" Modern devlete gelene dek hiçbir toplumda hiyerarşinin altında kalanların bu denli muhkem bir mevzii olmamıştır. Doğu toplumunda özellikle adalet ve hukuk bir tür kumar gibidir, tesadüfen adil olmak isteyen ve buna uygun bir hukuk sistemi tasavvuf eden yöneticiye denk geldiğinizde onun lütfu ile adil bir ortamda yaşarsınız ancak üstünüz bunu rafa kaldırmak isterse elinizde buna karşı çıkmak için bir güç yoktur."

Buradaki iki önermeye de katılmak zor. Birincisi, bu durum genelleştirilebilir bir toplumsal gerçeklik değil; daha çok soylular ile kral arasındaki güç dengesi için geçerli. İkincisi, İslam toplumlarında da ulema ve askerî elit gibi dengeleyici unsurların varlığı göz ardı ediliyor. Ayrıca Avrupa’daki feodal yapı yerellik ve parçalanmışlık üretirken, Doğu dünyası çoğu zaman daha evrensel bir çerçeveye sahipti.

79. sayfadaki "… fakat Avrupalılar insanlara örnek alın diyerek takdim ettikleri dokuz insanın üçünün pagan olmasında bir beis görmemişler…" şeklinde devam eden argüman da benzer şekilde tek taraflı. Batı’da erdemin dinden bağımsız tanımlanabildiği, Doğu’da ise iyiliğin tamamen dinle örtüştüğü iddiasına karşı örnekler kolayca bulunabilir. İslam geleneğinde de Sezar veya Kostantin gibi pagan figürler bir geleneğin taşıyıcısı olarak anılarak o geleneğe bağlanılmak için yarışılmıştır. Yine Nuşirevan (-ı Adil) ve Erdeşir gibi 'Mecusi' hükümdarların adaletleriyle anılarak erdemli addedilmesi ve yine bunlar üzerine gelenek inşa edilmesi bunun açık göstergesidir. Hatta Peygamber'in Nuşirevan’ı adaletiyle övdüğüne dair hadisi de vardır.

Skolastisizm, düşünsel ilerleme ve bilim konularındaki yaklaşım da oldukça Batı-merkezci. Bilimin ilk ve yalnızca Batı’da doğduğunu söylemek yerine, yüzyıllarca geri kalmış bir coğrafyanın belirli bir noktadan sonra öne geçmesi ve ardından kendi üstünlüğünde dönüşen paradigmada kendi ürettiği bilgi biçimini “bilim” olarak norm haline getirmesi şeklinde okumak bana daha ikna edici geliyor.

Ekonomi kısmında ise Doğu’da paranın devlet eliyle biçimlendirilmeye çalışılması eleştirilirken, Batı’da toplumsal dokunun dönüştürdüğü para ekonomisi övülüyor. Oysa İslam medeniyetinin yarattığı geniş ölçekli ticaret ağları, evrensel ticaret anlayışı veya sonrasında Pax Mongolica gibi 'Doğu'nun çıkardığı' deneyimler göz ardı edilmemeli. Verilen örneklerde kağıt paranın Yuan döneminde ortaya çıkması da bu ticari genişlemenin bir parçası olarak okunamaz mı? Elbette yazarın odaklandığı şey ticaret değil, finansal sistemin kurumsallaşması ve bu noktada haklı olduğunu düşünüyorum. Ancak bu tartışma, dönemin ekonomik ihtiyaçları ve uzun mesafe ticaretinin mi yoksa üretimin mi belirleyici olduğu gibi versuslarla birlikte ele alınmalı. Yani belirli bir dönemde, henüz bu yükselişi yapmamış Batı'nın da yüzünü döndüğü Doğudaki sistem epey bir iş görmüş.

Sonuç olarak, tarihe bakışı benimkinden oldukça farklı olsa da kitabı faydalı bulduğum ve yazarını kendime yakın gördüğüm için bu eleştirilere bu kadar detaylı yer veriyorum. Bu, argümanların tümünü reddettiğim anlamına da gelmiyor. Aksine, tartışmaya değer buldum birçoğunu. Böyle kitaplar daha çok yazılmalı, daha çok okunmalı.
Displaying 1 - 2 of 2 reviews