Madaralı roman ödülüne layık görülmüştür. Eşeğiyle yük taşıyıcılığı yapan yaşlı Hüseyin Ağa'nın yeni karısı tarafından horlanması ve yaşama sevincini yitirmesi anlatılır. "Oğlan oynamış oyuna gitmiş, çoban oynamış koyuna gitmiş…" "80 yaşındaki Hüseyin Ağa bağımın bekçisi oldu. Bağa gittiğim bir gün:
- Efendâ, haşavuzdan (haşa huzurdan) bana bir golik alsana… - Bu dağ yerinde ne gereği var, ne yapacaksın merkebi? Dedim. - Ne yapacaksın olur mu efendâ! Ne yapacaksın olur mu! Heç yoksa adama ‘can şenliği' olur.
İşte bu yanıt, içimdeki yıkımın ve ‘Can Şenliği' romanımın ilk noktası oldu."
21 Mart 1923 tarihinde Yozgat’ta doğdu. 1941’de Yozgat Lisesi’ni bitirdikten sonra 1945 yılında evlendi ve İstanbul’a yerleşti. Dört dönem İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Türkoloji eğitimi aldı ancak eğitimini yarıda bırakarak Yozgat’a döndü. Bir süre çiftçilikle uğraştı. Yeniden İstanbul’a giderek matbaa kurdu, 1953’te Yozgat’a dönerek İstanbul’daki matbaasında 15 günde bir çıkarttığı gazeteyi Yozgat’ta yayımlamaya devam etti ve böylece şehrin Bozlak adlı ilk yerel gazetesini çıkarttı. Yozgat’ın Bozok ve İleri gazetelerinde çeşitli yazıları yayımlandı. Kısa bir süre politika ile ilgilendi. Yozgat Demokrat Parti müteşebbis heyeti kurucuları arasında yer aldı ama politikaya olan ilgisini kısa zamanda yitirdi.
11.07.1989 yılında Ayvalık Lisesi Edebiyat Öğretmeni Hanife Ender Sayar'la ikinci evliliğini yaptıktan sonra Ayvalık, Balıkesir’e yerleşti. Edebiyatın yanı sıra resim sanatı ile uğraştı. 1990’larda Ankara, Antalya, Ayvalık ve İzmir’de sergiler açtı. 04.08.1999’da yatağında uyurken, gece yarısına doğru fenalaşarak beyin kanaması geçiren Sayar, bir hafta sonra 12 Ağustos 1999 tarihinde-9 Eylül Ünv. Tıp Fakültesi-İzmir ’de hayatını kaybetti. Mezarı Yozgat’tadır.
Abbas Sayar’ın bir oğlu vardır. Yozgat’ta askeri gazinonun bulunduğu bir sokağa adı verilmiştir.
Yazın Yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir] Yazmaya şiir ile başladı. Toplam 6 şiir kitabı yayımladı. Bu kitaplar çok dar bir çevrenin dışına çıkmadığından bugün bilinmemektedir. Ancak daha önce yayımladığı tüm şiirleri 1992 yılında derlenip Boşluğa Takılan Ses adıyla kitaplaştırılmıştır. 1999’da ölümünden sonra derlenebilen şiirleri ise Şiirler adıyla yayımlanmıştır.
1950’lerde roman türüne geçti. İlk romanı Yılkı Atını yazdıktan yaklaşık on - on beş yıl sonra 1970’de yayımladı. Yılkıya bırakılan bir atın doğadaki yaşam savaşını anlatan ve arka planda köy halkının yoksulluğu ve çaresizliğini sergileyen roman daha sonra filme uyarlanmıştır.
Yılkı Atı’nı yayımladıktan sonra ikişer yıl arayla romanlarını yayımlamayı sürdürdü. 1972’de yayımladığı Çelo, radyo oyununa (Nebahat Abla’yı Yitirdik adıyla)uyarlanmış; 1974’te yayımladığı Can Şenliği ise TV1'de dört bölümlük bir dizi film olarak gösterime sunulmuştur.
Yılkı Atı Romanının kapağı Yazarın tek öykü kitabı Yorganımı Sıkı Sar 1976’da, Dik Bayır adlı romanı 1977’de yayımlandı. Takip eden yıllarda Tarlabaşı Salkım Saçak (1987, roman), Anılarda Yumak Yumak (1990, anı-roman), Boşluğa Takılan Ses(1991, şiir), Noktalar (1991, vecizeler) adlı kitaplarını yayımladı.
Abbas Sayar’ın yapıtları köy edebiyatı kategorisinde değerlendirilir. Yapıtlarında genellikle Orta Anadolu’yu anlatır. Romanlarında Türk köylüsünün nasıl yaşadığını bilmek, öğrenmek ve yaşam koşullarını değiştirmek gerektiğini aydınlara ve politikacılara haykırır.
El Eli Yur El de Yüzü adlı romanında ise politika ile uğraştığı dönemdeki anılarından yola çıkarak; 1954-1957 seçimlerinde Zağcıoğlu köyünün genel durumu, köylünün politikacılara bakışı; politikacılarla köy halkının birbirlerinden beklentilerini bir kara mizah örneği olarak gözler önüne serer.
"Benim Allah'a bırakacak ahım yok. Bunca insan ortasında, bu aha sen gıçını çevirdin kerhaneci dölü... Tüm bir yaşantımın haksızlıkları tecellisini sende buldu. Git, bana edenleri, beni bu hale getirenleri bul! Paylaştır ettiğiniz zulumü... Okka, dirhem eksik düşmesin hiçbirinize... Çünkü zulumda at boyu birsiniz. Biriniz de birbiriniz de... Dininiz de, devletiniz de hiç birbirinizi aratmazsınız. Sahtekarlık, haksızlık, dinsizlik, imansızlık analarınızın meme sütü ile kanınıza temel taşı oluyor. Sonra da yıkılmıyor yaptığınız zulüm binası... Allah başa çıkarmış sizin ilen... Yalan! O da başa çıkamaz deyyusluğunuznan... Allah, elinize geçse ona da bir oyun hazırlarsınız."Sf:222
"Ne olacaksa, bu dünyada zulum edenler, biraz da ettiklerinin karşılığını yine burada bulmalı." Sf:226
Fakir yaşlı bir adam başını sokacak bir yer aramaktadır. 2 çocuğundan hayır göremez, yaşlılığın getirdiği huysuzluklarıyla birlikte önceden aldığı öğütlerle evlenmeye karar verir. Bunun için de yaşına yakın bir kadın aramaktadır. Buram buram taşra kokan bir kitap. Yazım dilinden, atmosferine kadar çok yoğun bir ortam bekliyor olacak sizi. Fakir Baykurt ile Paulo Coelho arasında gidip geleceksiniz. Yazım dili çok hoşuma gitti çünkü konu aslında çok boşken, kitap o kadar yoğun ki. Abbas Sayar'ı iyi ki tanımışım. Okumaya devam edeceğim.
Çok sevdiğim bir kitap oldu. Yazar, Anadolu'yu ve Anadolu insanını çok yalın ve gerçekçi bir şekilde anlatmış. Romantizme de ajitasyona da kaymayan, doğal, insanı düşüncelere ve hüzünlere gark eden bir eser. Üslup, böyle bir romanda olması gerektiği gibi yapmacıksız. Diyalog ve monolog miktarı tam kararında. Romanın kahramanı ile ciddi bir şekilde empati yaptığınızda etkilenmemeniz imkansız. Herkese tavsiye ederim.
Abbas Sayar bu kitabında Balkanlardan Yemene oradan buraya savaşa sürülmüş Türk köylüsünün hüzünlü bir fotoğrafını çekiyor. Yozgat ağzına alışmak kitabı okumaktaki en büyük "zorluk" olsa gerek :). Şakası bir yana, yerel sözcükler ve deyimlerle bezenmiş bu kitabı erken dönem Cumhuriyet'te Anadolu köylüsünü merak edenlere öneririm.
not: Youtube'da bi'kaç bölümlük eski bir dizi uyarlaması da vardır, ilgilisine...
80 yaşını devirmiş Hüseyin Ağa... . . 2 oğlu var, hayırsız. Bir gün görmemiş bugüne kadar. Bir yün yatağa, bir tas çorbaya hasret... . . Gözleri az görür, kulağı az duyar. Uç uca ekler sigaraları, geçmişi düşünür durur... . . Kalan 3-5 günlük ahir ömründe tek isteği canına bir can şenliği... . . Yozgazt'lı yazarımızın halk şivesiyle, yerel deyimleriyle yazdığı keyifli bir roman...