Emel Şentürk Kaya’nın ilk öykü kitabı çarpıcı bir ustalıkla insanın en karanlık kuytularına tutulan güçlü bir fener. Terk edilmiş bir şehirde geride kalanların kaderi, üvey torununa şiddet uygulayan bir kadın, kendi kız çocuğunu bir türlü sevemeyen bir anne…
Oysa Kendinden Kaçamazdın’daki öykülerde zihnimizin dehlizleri yumuşak bir ışıkla aydınlanıyor. Dümdüz bir denizde dipteki güçlü akıntıyı anlatıyor yazar, adeta en dipten yüzüyor. Sudan çıktığımızda her şey sütliman.
Hepsi hikâye, hepsi içimizde, hepsi bizim gibi insanlar…
İlk kitap olarak belirli bir ortalamanın üstünde olsa da yine ilk kitap olmasının etkisiyle tüm öykülere yayılan bir tutukluk hali var sanki. Yazar kalemini biraz daha özgür bıraksa (risk alsa, denese) öyküler de karakterler de başka yerlere gidermiş gibi hissettim. Tabii bu benim yorumum. “Son Ev”, “İnce Çekilmez Bir Ses”, “Hastabakıcı” favorilerim.
emel şentürk kaya’nın ilk öykü kitabı “oysa kendinden kaçamazdın” bazı öykülerle epey öne çıkan bir ilk kitap. ilk öykü “son ev”deki dünya ve bu dünyayı anlatırken aşırı kusa cümlelerin kullanılması gayet başarılı olmuş. gerçeküstü gibi geliyor bir yandan her şey ama bir yandan da anlatıcı o kadar keskin ve net ki gerçeğin tam ortasındayız. ayrıca çok tatlı bitti bence, bu insanlık doku dokunuşlara her zaman bayılıyorum. en sevdiğim öykülerden biri “akordeon uzaktan da duyuluyor” çünkü bulgaristan göçmeni türklerin hikayesinin az anlatıldığını düşünüyorum. kapka kassabova’nın “sınır” adlı kitabında o da aynı şeyi söylemişti, herkesi dinliyor, herkes hikayesini anlatıyor, 1989 sonrası gelen türkler suskun. bence kendisi de bulgaristan doğumlu olan emel hanım umarım buradan bir yol çizer bize. “bazen işler yolunda gitmese de” yine sevdiğim öykülerden. durumun absürtlüğü ve hakikiliği, annelik meselesi çok güzeldi (bu öyküde genelde “kadın” ama bazen “karısı” diye aktarılıyor kadın karakter, bence bu karışıklık yaratmış biraz) . yine “ince çekilmez bir ses”teki annelik ve anneannelik bizde çok az işlenen bu konuda çok iyi bir örnek olmuş. vicdanen o kadar insana dair bir öykü ki :) anneliğe dair “kız bebek”, bakım veren kocaya ve evliliğe dair “hastabakıcı” ve fiziksel problemin geçmişe dair travmayla birlikte anlatıldığı “çirkin bir şeyi örter gibi” pek ikna olmadığım öyküler oldu. yine küçük bir not olarak bazen “o” zamiri çok tekrar ediliyordu, hem işaret ve hem kişi. bazılarını atmak fazlalığı atmak anlamında iyi olabilirdi. birkaç öyküde anlatıcı biraz fazla açıklıyor , “tavşan avı”nda ali’nin niye geldiğini filan öykünün içinde anlasak ve bize bunlar açıklanmasa bence daha iyi olurdu. ama ilk kitap olarak belli bir çizginin üstünde kesinlikle. emel hanım’ın ellerine sağlık. kurmaya çalıştığı dil güçlü, keskin, kısa ve düz cümleleri ben severim genel olarak. edebi bulmayanlar var, onlarla dil anlayışımız farklı demek ki :)