Bazı öyküler, romanlar zamanın ruhunu yansıtmakla kalmaz, zamanın kendisine dönüşür. İşte böyle bir dizi “Fresko Üçlemesi”. Başak Baysallı’nın yarattığı her karakterin hayattaki yolculuğuna ayrı ayrı odaklanan, birini diğerinden üstün tutmayan, siyasi ve toplumsal arka planı unutmayarak bireysel hafızayla kolektif hafızayı birleştiren, birbirine teyellenmiş hikâyelerin buluştuğu bir gardırop, bir bavul belki – ya da apartmanın ta kendisi.
Yazarın öykü kitabı Fresko Apartmanı’yla başladığı ve o kitapta yer alan bir öyküyü merkezine alan romanı Sarkaç’la devam ettiği Fresko Üçlemesi, tüm soruların yanıtlandığı Başka Zamanların Adımları’yla tamamlanıyor. Ailesinin bıraktığı izleri bir bir takip eden Defne, o fotoğraf albümünde kendine yer bulabilecek mi? Gidecek mi, yoksa kalacak mı? Nasıl bir hayat arzuladığına karar verebilecek mi? Toprağından koparılan, sevdiğiyle vedalaşamayan, maziyi içinde çoğaltan kahramanların 1940’tan 2019’a ve oradan 2020’ye uzanan kırık hikâyesi yazarın İstanbul’unda kökleniyor ve sonunda, Defne’nin seçimleriyle yönünü buluyor.
Avram, İstanbul gibi, diye fısıldadı; gözünden iki damla yaş süzüldü, öyle hatırlıyorum ya da bilmiyorum, şimdi anlatırken bu tabloya gözyaşlarını ben yakıştırmış olabilirim. O andan sonra gördüğümüz her yer bizim için İstanbul gibi olacaktı, İstanbul’a benzeyecekti. İnsan, bilmediği ne varsa onu bildiği bir yerden kavramak istiyor.
Öncelikle bu kitaba bu puanı vermek beni gerçekten üzdü. Ancak Sarkaç ile bir kıyaslama yaptığımda, ne yazık ki benim gözümde bu seviyede kaldığını söylemek zorundayım.
Fresko Apartmanı ile başlayan yolculuk, Sarkaç’ta zirveye ulaşmıştı. Sarkaç’ta Eleni, Kirkor, Matilda ve Avram’ın hikâyelerine tanıklık etmiş; Matilda’nın 6–7 Eylül olaylarında yaşadıklarına incelikli bir gönderme ile veda etmiştik. Hafızada yer eden, sarsıcı ve derin bir finaldi.
Bu kitap ise Fresko’nun bıraktığı yerden devam ederek, günümüzde Defne’nin geçmişin izlerini sürmesini konu alıyor. Ancak okur olarak biz, Defne öğrendikçe öğreniyor; fakat ne yazık ki hiçbir zaman yeterince öğrenemiyoruz.
Matilda’nın başına gelenleri yapanlar neden bunu yaptı? Defne’nin babası, Matilda’nın ölümünden sonra Defne’yi büyütürken neler yaşadı? Eleni, İzakin’in gidişinden sonra nasıl bir hayat sürdü? Bu soruların hiçbirine derinlemesine cevap bulamıyoruz. Fresko’daki Nadia’nın bile son derece ilginç bir geçmişi varken, onun hikâyesine de kapı aralanmıyor.
Bunun yerine, Bora ile Defne arasındaki aşk uzun uzun anlatılıyor; araya Meryem adında bir karakter giriyor ve Filistin–İsrail meselesine uzanan bir anlatı kuruluyor. Okurken sık sık “Bunlara gerçekten bu kadar gerek var mıydı?” diye sordum kendime.
Keşke Sarkaç’tan devam edilip, adım adım günümüze gelinse ve Defne’nin babaannesinin başına gelenleri öğrenerek hikâye tamamlanmış olsaydı.
Ne yazık ki benim için ortalama bir okuma deneyimi oldu. Bu seri, zihnimde Sarkaç ile tamamlanmış olarak kalıyor.
This entire review has been hidden because of spoilers.
Fresko üçlemesinin son kitabı olmasıyla birlikte, bu roman hem bir kapanış hem de bir birikim hissi yaratıyor. Hikayesiyle değil sadece, karakterleriyle de zihinde iz bırakan bir metin. Eleni, Kirkor, Matilda, Avram, İzak, Ani… Hepsi sanki bir noktadan sonra okurun tanıdığı insanlar haline geliyor ve kitap bittikten sonra da kolay kolay zihinden çıkmıyorlar.
Başak Baysallı’nın dili yine çok güçlü; akıcı, temiz ve duyguyu zorlamadan geçiren bir anlatım var. Özellikle mekanlar… İstanbul, İtalya ve Kudüs arasında kurduğu atmosfer gerçekten çok başarılı. Okurken sadece olayları değil, o şehirlerin ruhunu da hissediyorsun.
Zaman kurgusu yine parçalı ve kronolojik değil; bu aslında serinin genel diliyle uyumlu. Ama bu kitapta, serinin son halkası olmasının da etkisiyle, yazarın geçmişi sürekli hatırlatma ihtiyacı metni yer yer uzatmış. Aynı hikayenin dallanıp budaklanarak genişlemesi, bazı noktalarda okuma ritmini yavaşlatıyor.
Buna rağmen, romanın en kıymetli taraflarından biri naifliği ve duygusal tonu. Yazar, çok hassas konuları büyük bir sadelik ve ustalıkla işliyor. Ayrıca önceki kitaplara kıyasla, geçmişin değil güncel siyasi ve toplumsal meselelerin de metne dahil edilmesi dikkat çekici. Bu katman romanı daha derin ve güncel kılıyor; ama aynı zamanda okuma süresini de uzatan bir unsur.
Kitap, karakterleri ve yarattığı duygusal iz sayesinde kalıcı bir metin. Gürültülü değil ama içten içe büyüyen, okurla yavaş yavaş bağ kuran bir roman.
Fresko üçlemesi bu kitapla bitti... Kitabın son sayfasını okuyup kapağı kapatınca camdan dışarı daldı gitti gözlerim. her bir isim geçti aklımdan tek tek. Eleni, Kirkor, Avram, Matilda, İzak, Defne, Rüya, Nadia, Bora, Nedim... aileleri sevdikleri herbiri. Hayalimde yarattığım yüzleriyle baktım her birine. istanbul'u, Napoli'yi, kudüs'ü getirdim gözlerimin önüne. istanbul'u çokça, napoli'yi az tanıyarak kudüs'ü hiç görmeden bilmeden sevdim. Teşekkürler Başak Baysallı bu hikayeyi çok sevdim. Siz hep yazın.