Bu kitap, Türklerin islam’ı kılıç zoruyla değil; uzun yıllara yayılan, çok boyutlu ve derin bir sorgulama süreci sonunda benimsediğini ikna edici biçimde ortaya koyuyor. Emeviler döneminde Türklerin ve genel olarak arap olmayan müslümanların, mevali politikaları çerçevesinde ikinci planda tutulduğu açıkça görülüyor. Müslüman olmalarına rağmen cizye alınması, siyasal ve toplumsal eşitliğin tanınmaması, emevilerin “arapların arap olmayanlardan daha üstün olduğu” anlayışını fiili bir devlet politikası haline getirdiğini gösteriyor. Bu tavır, Türklerin islam’a mesafeli durmasına ve islamlaşma sürecinin gecikmesine neden olmuştur. Kitapta bu durumun sadece Türklere değil, farslılara da yansıdığı; farslıların emevileri açık biçimde ırkçılıkla suçladıkları ve bu tepkinin şuubiye düşüncesini beslediği net biçimde aktarılıyor.
Buna karşılık Türkler, islam’ı yakından tanıma imkanı bulduklarında, özellikle abbasiler döneminde kurulan daha eşitlikçi ilişkiler sayesinde, bu dinin önceki yaşam tarzlarıyla birçok noktada örtüştüğünü fark etmişlerdir. Adalet anlayışı, ahlak vurgusu, toplumsal dayanışma ve dünya görüşü bakımından kurulan bu uyum, din değiştirmenin hızlanmasını sağlamıştır. Kitap güçlü ve dengeli bir analiz sunuyor; ancak yer yer tekrarlar var.