Jump to ratings and reviews
Rate this book

Üçleme #2

Albayım Beni Nezahat ile Evlendir

Rate this book
"Al bu elmayı Nezahat" diyebilirdim, "sende bu ad oldukça istersen sıfır numara kel, istersen at kuyruklu olurum. İnce bıyıklı tek dişi altın olurum. Meftun olurum, meczup olurum. Uzaklara bakarım, çıtımı çıkarmam. Nasıl söyleyeceğimi bilmem susarım. Susmak üzerine konuşmak gerekse, beni çağırırlar, oturur susarım. Dolmabahçe saat kulesiyle, Çırağan Sarayı ile konuşurum. Duvarlara yazılar yazarım gizli gizli: 'Albayım beni Nezahat ile evlendir.' Sülüs yazarım, kufi yazarım, latin yazarım. Gotik yazamam. Yağ satarım, bal satarım, ustamı öldürür ben satarım. Yemeden içmeden kesilir, alık olurum. Adımı sorsan duymaz olurum. Kötü olurum, iyi olmam Nezahat. Ya bu adı değiştir ya da al bu elmayı. Bende sevdiklerince terk edilme endişesi, kafayı yemeye meyyal haller var. Al bu elmayı Nezahat. Yüzünde göz izi var."

108 pages, Paperback

First published January 1, 2000

13 people are currently reading
340 people want to read

About the author

İlhami Algör

13 books69 followers
"1955 Suriçi istanbul doğumlu. 76'da Ankara'ya siyasal bilgiler basın yayın yüksek okulu'na (şimdi Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi) okumaya gitti. 83'te döndüğünde Suriçi'ni terk edip Beyoğlu'na çıktı. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku adlı ilk kitabında, Galata Kulesi'nde Müzeyyen'e sarılırken atılmış bir tirad'da kahramanının ağzından Suriçi'nden özür diler. Süha Arın, Can Dündar ile belgesel filmler yaptı. Her yere burnunu soktu. Vietnam'a gitti geldi. Halk arasında "doktor" ve "projeci" olarak bilinir. 50 yaşına geldi, adam olamadı. Olacağı da yok." - İlhami Algör

Ratings & Reviews

What do you think?
Rate this book

Friends & Following

Create a free account to discover what your friends think of this book!

Community Reviews

5 stars
62 (12%)
4 stars
123 (25%)
3 stars
174 (35%)
2 stars
85 (17%)
1 star
41 (8%)
Displaying 1 - 30 of 33 reviews
Profile Image for Burcu.
391 reviews46 followers
Read
August 12, 2014
Ilhami Algor'un romani postmodern edebiyat anlayisinin "oyuncu" dogasi ile kendi kendine referans veren bakis acisini bir araya getiren keyifli bir metin. Hikayesini arayan bir roman kahramaninin motajlanmis anlatilar arasinda dolanarak bir cesit kimlik arayisina girmesi neseli bir uslupla verilmis. Ozellikle bu tarz metinlere merakli olanlarin begenecegini dusunuyorum, ama daha gelenekci anlatilari -yani duzgun bir hikayesi, gidisati ve varis noktasi olan- tercih ediyorsaniz bu roman pek size gore degil.
Profile Image for huzeyfe.
603 reviews86 followers
November 11, 2016
Ilk kitaptan kesinlikle daha iyi degil. Sanirim ucuncuyu okumak icin epey bekleyecegim. Bu kitap cok daginik geldi. Arada bir cok guzel yer denk gelecek diye beklemek gerekiyor. Guzel metaforlar ilginc tabirler var elbet ama derli toplu olsa ve yogunlugu artsa daha kaliteli bir kitap olabilirdi.
Profile Image for trestitia ⵊⵊⵊ deamorski.
1,545 reviews452 followers
July 11, 2020


2,5'tan biraz zorlama yükselttim.

hiç düzenlemedim, html fln hak getire. belki bi gün.

“Acaba Atlantis’i mi arasam?” diye düşünürdüm. “Bu durumda Bağdat ne tarafta kalır acaba?” diye düşünürdüm.


Şey deyim mi; büyülü gerçeklik ile sürrealizm arasında gidip gelen (illa bi yere ait olmak zorundadır edebiyat eserleri çünki), hayat hakkında fikri olmayan ve kendi başına davranabilmeyi isteyen esintili mizaçlı yazarın aslında meselenin ne olduğunu, şehrinin türlü manzaralarında, öykü içinde öyküyle, karışık bir kafayla arayışı? gibi afilli bi laf falan. Kısa kesersem bu kitabın kurgu özeti olur anca.
Ama benim ‘hayellerim’ kırıldı onu napıcaz’?

Benim için en can alıcı sorun şu oldu: bizim 2 yazarımız var, biri üçlemenin asıl yazar İlhami Algör, diğeri bu üçlemenin karakteri olan ve henüz kitabı olmayan yazar (HKOY); işte sorun, Algör’ün bu diğer yazarı sürekli sollamaya çalışır gibi, araya girer gibi kendisi hissettirmesi satırlarda. Çünkü zaten kitabın başında ‘yazarın kaygıları’ üzerine ironik bir muhabbet geçiyor, ortalarda çocukluğa ve Suriçi’ne inmemeler, ocağı dağılmış yeniçeri dili vesaire.

Zaten ben yazarkazma ile HKOY aynı kişi mi yoksa Algör’ün ta kendisi mi, ayrı kişilerse ortağın kim olduğunu, yoksa yazarkazma’nın aslında şehirden hikayeler toplayıp götüren yazar mı, kitabın anlatıcısının HKOY mı yoksa yazarkazma mı yoksa şehirden hikaye toplayan yazar mı, hala anlamadım. Anlamış gibi yapıyor ve HKOY diyorum.

Dışarıdan bakınca evet HKOY’ın gibi görünebilir bütün bunlar ama ilk kitap düşünme âlemiydi, daha irdeleyici, gözlemci, fikirsel, kaotik ve sürrealdi; bu ise düşünce âlemi, daha aktarıcı, ifade eden, savsal, dağınık ve yine sürreal.

Dağınık olsa da bi şekilde bağlıyor birbirine, çok küçük şeylerle, bazılarını kapsanız da bazılarını yakalamak zor oldu ya da ben uydurdum o bağı (sf 13 turuncu sarı ışık, sf 53 amber ışığı).

Kitapta dikte var gibi ama çok soluk bi durum bu. Şöyle ki kitapta bir kentten görebileceğiniz pek çok mekanın manzarası, mimarileri var; meydanlar, heykeller, farklı milletlerden evler, sahiller, vapurlar, hamamlar, dükkanlar, vitrinler, tezgahlar,,, tüm bunların müslümanlısı, hristiyanlısı, türklüsü, hilalli-kurtlusu, falanca milletlisi bolca varken (direk kitaptan alıyorum) ‘marksist-leninist-istalinist’li ve kırmızı üzerine orak-çekiçli olan iki tane yalnızca. Üstelik kısacık, üstelik bi olayları, üzerine anlattığı bi hikaye yok. Sanki bizim HKOY’ın -Suriçi ile civarında ve sahillerde oluşunu da geçtim kentte ayak bastığı her köşe sol karakterlerden arındırılmış gibi, hani var da, dicek çok bişi yok der gibi. Halbuki diğerleri üzerine paragraflarca anlatacak şeyi var. Özellikle alay eden, eleştiren yazılar değil bunlar kesinlikle, iddia dahi edemezsiniz ama verdiği örnekler, anlattığı manzaralardan çıkarıyorsunuz. ‘Ben sadece söylüyorum ama anladın sen’ hesabı. Çünkü yukarıda bahsettiğim yazar kaygıları, dil vb muhabbetinin canlı örneği gibi. Hayır şu da var, ben kent plancısıyım, kent sosyolojisi ve mekan-insan üzerine konuştuğumda takdir aldım hep hocalardan, elimde değil eleştirmek.

Öykü içinde öykü demiştim; genellikle birkaç sayfa uzunluğunda ‘geçmiş zamanın yeterliliği’nde, ‘geniş zamanın hikayesi’nde ya da ‘gelecek zamanın hikayesi’nde örülmüş (“olabilirdik”, “olurduk”, “olacaktık” gibi), keşke daha uzun olsa dediğim metinler bunlar. Zaten bu kiplerde olduğu için daha vurucu, bunların manzaraları, insan analizleri, kendiyle muhabbeti daha güzel. Yani ben Algör’ün HKOY için yarattığı öyküyü sevmedim ama HKOY’ın kendisi için yarattığı her monolog, her iç konuşmayı fazla sevdim. Aşırı sevdim, dilini daha bir aşırı sevdim.

İlhami Algör’ün en sevdiğim yönü, bence tasvirleri; manzaralardan tutun, basit şeylere kadar: ‘kurşun geçirmez cam rengi bakıyordu’, ‘havada erimiş insan sesleri’, ‘kurdele kıvrımlarıyla dolaşan şarkının sözleri’ gibi. Zaten kitabın durmak bilmeyen yönü bu, arttıkça çeşitlenen, çeşitlendikçe kaş kaldıran, uzadıkça tadı başka şey bu tasvirlerle ballanıp kaymaklanıyor. Bu yüzden çok seviyorum yazarın dilini.

Bu öyküleri çıkarınca ortada kalan, yani aslında Algör’ün öyküsünün fikri üzerine de çene çalmak istiyorum.
Hayat hakkında bir fikrim yok kahramanın, Nedir, mesele nedir diye sorup duruyor, Kendi için olanı istiyor (Müzeyyen veriyor bu aklı), istediği de kendi başına davranabilen hikaye kahramanı olmak, asıl gayemiz bu. Ama kahraman, hep bir işaret gören, görmeyi beklerken, şartlar hep hikayenin kahramanı olmaya iterken bu arayışını hep birilerine sorarak, kentte arayarak, el kitaplarına bakarak ve sıkışınca kalbinin konuşan ağzına kulak vererek bulmaya çalışıyor. Arada da sarışını, Nezahat’ı yakalamak. Sürekli işaret bekleyen, yahut gördüğünü sanan, kalbini, çatıdaki usta ile kediyi, uzun kiprikli kuşu, kentten bi elamanı dinleyen biri nasıl kendi başına davransın. Ki zaten şartlar insanı her zaman hikayenin kahramanı olaya iterken, işte sırf bu yüzden bir kahraman kendi başına davranamaz. Mesele bu bence. Ama, hayat hakkında hiçbir fikri yok.

Kitapta şu geçiyor: “Söz ettiği şeylerin birbiri ile bağlantısı yoktu. Br fikirde durma nedeni, sanki başka bir fikre geçmek içinmiş gibi, sonsuza kadar konuşacakmış hissini veren bir ritim ile akar, akmayıp uçuşurdu.” HKOY bunu çatıdaki usta için diyor, halbuki kendisi. Belki de gerçekten kendisidir.

Çatıdaki usta ve ateşböceklerini düşünen biri nasıl sahaf gibi bir bayatlığa düşebilir, öyle son yazan biri nasıl böyle bir akış anlatabilir kafam almıyor. Bu yüzden diyorum işte Algör bizim HKOY’ı sollayamaya çalışmış diye (ama HKOY tur bindirmiş o ayrı), bilinçli ya da bilinçsiz, mesele bu değil.

“Peki,” dedim kendi kendime, “kimse benden istemediyse şu salak kuşu niçin çizip duruyorum?”
Size çıkarıp test kitapları ve okul defterlerinden yırtılmış anısal değeri olan kağıtları göstersem, göreceğiniz tek şey göz, son birkaç yıl içinse ek olarak burun olur. Neden ulan neden çizip duruyorum.

Albayım-
esintiyle
iko
Profile Image for Selin Alper.
153 reviews15 followers
October 10, 2022
Çok zor okudum.
100 sayfa nasıl zor okunur derseniz, işte o kadar zor!

Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku’nun devamı niteliğinde, kendine ait olan hikayeyi arayan bir hikaye kahramanından, metaforik deyimler ve benzetmelerle donatılmış, ara ara keyif veren ama asla bir bütünlük içermeyen, darmadağınık bir hikaye.

Bir kaç hoş alıntı var kitaba dair hatırlamak istediğim. Gerisi benim için çok anlamsız desem abartmış olmam.

“Sonra evcilik oyununa geçerdik. Ben işten yorgun argın dönen baba, o ise EVİ İLE EVLİ KADIN rolüne geçerdi.”

“Benim üzerime gelinmez. Gelindiği an uzaklaşılır. Bana gelmenin yolu, gelmemektir.”

“Bir hikaye kahramanıyım fakat ortada hikaye yok.”

“Sorularda iyi, cevaplarda tutuktum.”

“Yürü, yürümek durmaktan iyidir.”

“-Burnunun ucundan geçsem beni görmüyor.
-Sen de açıktan geç, belki yakını görmüyordur, ya da bir derdi vardır. Alınganlık yapacağına sorsaydın ya..”
Profile Image for Kurtlu.
178 reviews37 followers
December 26, 2016
"rüzgarı kendinden menkul" kahramanımızın kafası bu kez daha da karışık. sokaklarda eli kıçında dolaşırken hikayesini arıyor ama karşısına çıkan kahramanımsıların yüzünde hep bir hayal kırıklığıyla birlikte "nedir, mesele nedir?" sorusuyla karşılaşıyor. nezahat'i ararken araya taş kuş giriyor, kuşu ararken nezahat görünüp kayboluyor. gelen aslında gidiyor, giden aslında geliyor. kendi ipini kesemeyen, yazgının rüzgarında savrulan bir kahraman bu kahraman.
hikayenin karanlık tarafı bazen bir bıçkının ağzından yazılmış tayfun pirselimoğlu romanı okuyormuşum izlenimi yarattı. okunması keyifli miydi? evet! herkes sever mi? hayır!
Profile Image for booksofAhu.
287 reviews39 followers
November 18, 2015
İlhami Algör'ün okuduğum ikinci kitabı. Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku gibi bu kitabı da beğenmeye hazırdım ama olmadı. Kötü diyemem ama eh işte benim için..

Hikayesini bulmaya çalışan hikaye kahramanın ne olsam nasıl olsam koşturmacası. Birçok şeye üstü kapalı ama yeterince açık referans veren ama bir yere varmayan kısımlardan oluşuyor da denebilir.

elimde 2 kitabı daha var onları da okuduktan sonra bir daha alır mıyım kitabını emin değilim..
Profile Image for Ece.
239 reviews16 followers
August 5, 2015
Kısacık bir kitap olmasına rağmen, Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'ya göre okunması daha güçtü benim için. Hikayede her yerden bir şeyler çıkıyor. Kuşlar, taşlar konuşuyor. Akıcı olayların yer aldığı bir metin değil. Kısacası "Hayat hakkında bir fikrim yok" diyen bir ruhun serbest atışları..
Profile Image for Aylin Köstekli.
118 reviews7 followers
March 4, 2019
Yazar karmakarışık bi rüya görmüş ve bize anlatmış gibi. Bir noktasından olaya dahil olabilecek miyim diye okudum ama başaramadım ne yazık ki.
Profile Image for Mehmet Dönmez.
325 reviews36 followers
February 5, 2016
İlhami Algörün filme de uyarlanmış "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" romanının devamı da sayılabilecek kısa romanı, novellası. Kitapla ilgili yorumlar çok olumlu, ben haliyle kılçık atmak istemiyorum, üsluptaki serbestliğin takip etmemi biraz zorlaştırdığını belirtip çekileyim.

Yine de kitaba ve yazara kayıtsız kalmamak için yeterli gerekçe var: Şimdi buraları hiiiç okumayacak o şahsın, zamanında üslubumu İlhami Beye benzeterek bana iltifat etmesi; kitaptaki o güzelim çizimler, sayfalardan fışkıran hin göndermeler ve, şurada hazırladığım palylistten de dinleyebileceğiniz kitapta geçen enfes TSM şarkıları gibi: https://open.spotify.com/user/metusme...
94 reviews2 followers
August 7, 2018
Hikayeyi, anlatımını sevdim
"Kadın bir metre ötemde, kurşun geçirmez cam rengi bakıyordu. Gidip Müzeyyen'e dert yanmıştım: 'Burnunun ucundan geçsem beni görmüyor' 'Sen de açıktan geç' demişti, 'belki burnunun ucunu görmüyordur ya da bir derdi vardır, alınganlık yapacağına sorsaydın ya' "
Profile Image for Buse.
70 reviews1 follower
August 14, 2025
Yer yer güzel betimlemeler, benzetmeler var. Karakterimizin esas oğlan olmaya çalışırken başka insanlara roller biçmesi, 'usta' gibi onları konuşturması ama bir türlü kendisine hikaye yazamaması güzeldi. Yine de eksik bir şeyler var. Kitabı bir bütün olarak düşündüğümüzde olay örgüsü yok, doruk noktası yok, çözüm yok. Ha olmak da zorunda değil ama bari bir bütünlük olsun.

Bay C gibi, Hikmet gibi işsiz güçsüz, kendini gerçekleştiremediği gibi diğer insanlardan daha iyi olduğunu düşünen karakterlerden Seda Sayan edasıyla tiksinirim. Esas oğlanımız da onlardan biri. Türk edebiyatçıları olarak nolur bu konuyu burada bırakıp başka insan türlerine odaklanalım.
Profile Image for Berfu Osan.
54 reviews10 followers
August 28, 2017
Hikayesini arayan hikaye kahramanının hikayesi...
Ya bende bir sorun var ya İlhami Algör bana göre değil ya da gerçekten kötü yazıyor.
Toplamda 108 sayfa olan İletişim Yayınları'ndan çıkmış versiyonunu okuyamadım. Kendimi zorladım, zorla bitirdim. Böyle keyifsiz okumalar yaptığımda elime başka kitap bir süre alamıyorum keza "Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku" kitabında da aynı hayal kırıklığını yaşamıştım.
Ne diyelim, postmodernizm bu olmamalı albayım..
Profile Image for Sıla.
202 reviews16 followers
July 19, 2022
belki bende bir problem vardır, ama bu kitabı hiç beğenmedim. süslü cümleler ve dolambaçlı anlatımlar edebiyatın şanındandır, kabul, ancak burada kurguyu takip etmek neredeyse imkansızdı. arada sırada güzel, aforizma soslu satırlar olsa bile gerçek bir anlam yakalamakta zorlandım. beğenenine saygım sonsuz, ama benim için maalesef ki zaman kaybıydı.
Profile Image for Cansu.
58 reviews35 followers
June 7, 2017
Ayraç kullanmadan 3 saat civarında bitti, söyleyeceklerim bu kadar albayım :)
Profile Image for Isil.
106 reviews15 followers
May 17, 2018
Okurken bunaldım, hiç anlamadım yazım tarzını. Birçok metafor var, e bu ne şimdi dedim.
26 reviews
May 27, 2020
İlhami Algör, algı karmaşası yaratmış ve uğraşmama rahmen çözemedim.

"Al bu elmayı Nezahat... " ile başlayan paragraf beni elmas uçlarından beter çizdi.
2 reviews
March 23, 2024
2016 17 döneminde İlhami Algör'ü keşfetmiştim. O zamanlarda daha çok dokunmuştu bana bu sefer aynı keyfi alamadım. Hoştu ama eski zamanlardaki gibi dokunmadı bu kitabı
Profile Image for A. Evrim.
5 reviews
November 19, 2019
Nedir, mesele nedir?

Kitabı okuyup bitirdikten sonra bir de neredeyse her sayfasında geçen şarkı sözlerini bir araya getirip müzikleri dinleyin. O zaman belki bir yıldızı daha hak eder duruma gelir. Ben doymuş bir insanım, YouTube’da binlercesini gördüğüm müzik bunları yazar sayesinde ilk defa tanıyan biri kadar etkilemedi.
Profile Image for Mehmet B..
52 reviews1 follower
November 14, 2022
Esintili mizacı olan, kendi başına davranan kahramanımızın sıradan ve sıra dışı olayları şeytanın gör dediği bir şekilde ağdalı ve sarkastik bir dille anlattığı bir garip okuma.
Kahramanımızın kendini terkeden sarışını var, yardımcısı Hurşit var, damda bir kedi ve o kedinin çalıştığı bir usta var.
Sarışının kim olduğu-beklendiği gibi-ortaya çıkıyor.
Çok değişik bir şeyler okumak istiyorsanız bu kısa kitabı kütüphanenize ekleyin. Hem güldüren, hem de çok düşündüren güzel edebiyat ve aynı zamanda sokak ağzı birlikte kullanılıyor.
Yazar beyin enerjisini sizinle paylaşıyor.
Profile Image for lazyjazzy.
11 reviews
November 10, 2015
Sabrımı zorlayan bir yapıt oldu, üstelik 15. sayfadan öteye gidemedim bile. Bu adamın neden bahsettiğini anlayan ve/veya azimle devam edip anlamaya çalışacak babayiğitlere tavsiye ederim.
Sanırım, derdini dolambaçsız, algı karmaşası yaratmayarak ancak dilin ustalığıyla ve incelikle anlatan yapıtları tercih ediyorum.
Profile Image for Haluk.
Author 1 book20 followers
August 8, 2015
Kafası karışık kahraman, kafası karışık hikaye. "Hayat hakkında hiç bir fikrim yok."
Profile Image for Ece.
6 reviews10 followers
July 18, 2016
İlhami Algör'ün bu ikinci kitabını da beğenmedim, atlaya atlaya okudum artık sonlarını. Seven varsa gelsin bulsun beni, bu karmaşık dili anlamadım ben, gerçekten anlayan anlatsın.
Profile Image for Meltem.
4 reviews
November 23, 2016
"Buradan bakışla gidiyor olan, gittiği yerden bakışla geliyor olabilir."
Displaying 1 - 30 of 33 reviews

Can't find what you're looking for?

Get help and learn more about the design.