Bu hayatta en güzel şey, insanın sevdiğiyle vedalaşabilmesidir. Peki ya vedalaşamadan gidenler?.. Bir mumu söndürür gibi sessizce silinen yüzler… Söylenememiş son sözler, dokunulamamış eller,tamamlanamamış cümleler…
Büyükada’nın çam kokulu yollarında geçmişin gölgeleriyle yürür Fidan Hanım. Her adımında bir hatıra, her susuşunda bir yara yeniden canlanır. Aşkın acıyla yoğrulduğu bir hayattır bu…
Gerçek bir hikâyeden ilhamla yazılan Fidan Hanım,yalnızca gidenlerin değil, kalabilenlerin de öyküsüdür. Çünkü hayat, en çok sevenin yüreğini seçer yakmak için.
İncir Kuşları, Meyra ve Piruze’yle yüz binlerce okurun kalbine dokunan Sinan Akyüz’den yine soluksuz okuyacağınız unutulmaz bir roman…
İnanılmaz seviyede sığ bir kitaptı. Asla tavsiye etmiyorum. Dram var evet ama ne sebep olana üzülebiliyorsun ne de acı çekene. Çünkü hiçbir karakterin derinliği yok. Gerçek yaşam hikayesi evet ama sonuçta aracı bir yazar var. Ama mahallede birinden sadece onun bakış açısıyla bir şey dinliyormuşsun izlenimi yaratıyor. 27. Baskı olmasına güvenerek yazarını da tanımadan aldım. Ama çok şaşkınım.
“Asla istemekten vazgeçme. Çünkü insanın içindeki en büyük ışık bazen yalnızca bir dilekte saklıdır. Kalpten istenen hiçbir şey yok yere fıdıldanmaz gökyüzüne. Belki zaman alır, belki yollar dolanır ama dua dönüp sahibini mutlaka bulur.”
Konu gereksiz ölçüde dramatik, dil çok sıradan, kurgu vasat.Bu yazarın başka kitaplarını okumuştum ama bu kitap benim için tam bir düş kırıklığı oldu. Büyük heyecanla aldığım bu kitabı okumanın benim için zaman kaybı olduğunu düşünüyorum.