Ortaokulda avuçlarının arasında tuttuğu kâğıt tuzluklardan hep “Aşk” çıksın diye bekleyen Yağmur, hayatın ona başka kategorilerde de sınav kağıtları hazırladığını henüz bilmiyordu: Sağlık, arkadaşlık, kariyer, para… Olsun. En azından aşkı kazanırdı, değil mi? Yağmur, 39 yaşında; “hayat üstüne üstüne gelmek” için özel bir çaba sarf ediyormuş gibi hisseden, ama her defasında kendi yolunu yeniden bulmayı başaran bir kadın. Bazen vazgeçen, bazen toparlanan. Tam düzeldi derken dağılan; kimse görmeden kendini yeniden toplayanlardan. Bitmeyen finansal savaşlarıyla, hayatta kalma telaşıyla, umutla umutsuzluk arasında sürekli salınanlardan. Çoğumuz gibi biri. Bu kitapta hayatınızı baştan sona değiştirecek büyük mucizeler yok. Bunun yerine, kimsenin görmediği ama insanı hayata bağlayan küçük anlar, ufak cesaret kırıntıları, minicik teselliler var: Bir kahvede rahatlamak, bir şarkıda kendini bulmak, kötü bir gecenin sabahında “Yine de… yine de yaşamaya değer,” diyebilmek. Bu kitap; toparlanmayı, kırılmayı, devam etmeyi, yeniden baştan başlamayı ve tüm karmaşasına, dar boğazlarına, içimize çöken o görünmez duvarlara rağmen hayatın hâlâ yaşamaya değer olduğunu hatırlatan bir hikâye.
Bu kitabı yazım aşamasındayken okuma ayrıcalığına sahip oldum. Şanslıyım; her bölümde Ayşegül’ün ne düşündüğünü, bu cümlelerin nasıl ve neden böyle kurulduğunu onunla konuşabildim. Kurmaca ile gerçeklik arasındaki o hassas denge, hayallerin içindeki hakikat, gerçeğin dozu, hayal kırıklığının okuyanın kalbine tuttuğu ayna… Hepsi çok sahici, çok tanıdık. Kalemine sağlık Ayşegül. Hayallerini gerçeğe dönüştürürken, bize de kendi hikâyelerimizi anlatma cesareti verdin.
Kitap su gibi akıp gidiyor. Baş karakter Yağmur'a yer yer çok kızdım, onu eleştirdim. Yer yer ona üzüldüm, yer yer onunla sevinç çığlıkları atmak istedim. Onunla çokça gurur duydum. Edebi bir başyapıt, inanılmaz olay örgüsüne sahip bir kurgu değil bu kitap. Kitabın bunları olmak için herhangi bir iddiası yok zaten. Bu kadar sevmemin bir nedeni de bu sanırım. Tek iddiası her okuyucunun kitapta kendinden bir şeyler bulacak olması, belki de daha az yalnız hissedecek olması. Bu iddiaları da çok güzel karşılıyor. Yağmur'a karşı herhangi bir duygu hissetmek o kadar kolay, o kadar doğal ki. Yazarın samimi dili sayesinde bir kurgu okuduğunuzu unutuyorsunuz zaten. Yağmur, biraz senden biraz benden biri. İçimizde veya içimizden biri.
Yağmur’un hikayesi çok bizden. Kitabı okurken Yağmur’a çok kızdım, onunla sevindim, onunla üzüldüm, onunla sıkışmış hissettim. Yazarın ilk kitabı olmasına rağmen bence en başarılı olduğu nokta karakterin hislerini bize çok gerçekçi, detaylı ama boğmadan yansıtması. Bir solukta Yağmur’un ve İstanbul’da yaşayıp kendini sıkışmış hisseden tüm kız kardeşlerimin hikayesi gibi bence bu kitap ❤️
Oldukça kolay okunan, chick lit havasında bir kitap. Zaten influencer olarak tanıdığınızda zor birisi olduğu aşikar olan Ayşegül'ün kitabın beğenilmemesi durumunda estireceği terörden biraz çekinsem de beğenmediğimi söylemem lazım. Karakterler zaten gerçekle uyumlu ama daha katmanlı olabilirdi. Pucca, Pink Freud kitaplarından hallice maalesef.
2016 yılı trendi var diye influencerlar da kitap çıkarmasa keşke. Melikşah'ın kitabında elle tutulur bir öykü vardı. Onun bile kitabını bastırabildiği influencer dunyasında bir kere bile kitap okuduğunu göremediğimiz tatammmızın kitabını hiçbir yayınevinin basmamasına şaşırmamak lazım. Podcast, kitap vs... Sırada stand up var galiba. Olmamış. Meh
Bir oturuşta biten bir kitap, anlatımı akıcı. 31 yaşındaki şahsımın, 1. bölüm yağmuruna 2. bölüm yağmurundan daha yakın hissetmesi düşündürücü oldu. Ayşegül devamını yazarsa, devamı da okunur