Duygular kendini ilk önce midede belli eder. Kaybın, arzunun, ihaneti sezmenin ve susarak sevmeyi öğrenmenin bedende tutulduğu bir kayıt defteri Mide Ağrısı. Kısa pasajlardan oluşan bu anlatıda bir kadın; babasına, aşka, evlere, şehirlere, uçak biletlerine ve söylenememiş cümlelere dokunarak ilerliyor.
Karabulut’un dili yalın ama keskin, kırılgan ama dirençli. Bazen bir mezarın başında, bazen mutfakta, bazen terasta ya da bir kafede soğuyan kahvenin karşısında… Hayatla arasındaki mesafeyi ölçerken eksik kalmanın hafifliğini ve rahat edememenin ağırlığını aynı anda taşıyor. Her pasaj, iç-dış, gündüz-gece, kalmak-gitmek arasında sıkışmış bir ruh hâlinin notu gibi. Sevilmeyi istemenin ayıbı yok burada; korkmanın, durmanın, kalamamanın da.
Okur, bu anlatıda kendini bir cümlede yakalıyor, bir başka cümlede susarken buluyor. Bazı metinler bir şeyi en baştan anlatmaz, çoktan başlamış olana eşlik eder. Mide Ağrısı da onlardan biri.
Lisede bir arkadaşımız vardı ne zaman istiklal e insek ‘herkes yürüyor ama kalbi farklı atıyor her acı insanın kendisinde saklı’ vs … tarzı cümleler söylerdi bizde gülerdik bi tarafımızla daha 14-15 yaşındaydık düşünün! Tam olarak öyle bi kitap olmuş keşke basılmasaydı hatta ağaçlara yazık
Sezen Aksu'nun konser vermek istemediği bu iklimde keşke bu kitap da yazılmasaymış. Ya da dergide tefrika olarak da basılabilirmiş. Nasıl olsa Gospodinov, Hjorth okuyan yazar oluyor, nepotizm sağ olsun. Evet. Normalde 2 verecektim. Ama bu klan sürekli kitap çıkarıp, birbirine 5 verdiği için gerçek puanı yansıtmama riskine karşı bir yıldız düşürdüm.
“Şimdi 33 yaşımdan baktığımda, 21 yaşındaki o kızın kafelerde, uçaklarda, deniz kenarlarında, tek başına vakit geçirdiği her şehirde ve her mahallede bunları yazma -üstelik bir gün yayımlanacağını bile bilmediği bir bilinmezlikle- sadece yazmak istediği için yazma cesareti göstermesi beni çok etkiliyor.
Ona bu kitabı yazdığı için çok teşekkür ederim.
Ben asla yazamadım çünkü artık o kız değilim.”
Bir zamanlar yaşanan ve iz bırakan anları anlatan bu kitabı, bir zamanlar olduğum kadın gözünden okudum. Umarım şu an olduğu ve olacağı tüm kadınların hikâyelerini de içimdeki yeni kadınlarla birlikte okurum.
kitabı okurken aşırı sinirlendim hem başım hem midem ağrıdı bazen bende bi şeyler karalıyorum onlar karalama olmak için var ya. Kitabın kapağı çok güzel bende ona vurulmuştum. Şu an bitirmek için ekstra ekstra çaba gösteriyorum bayılcam
Samimiyetle; bir gün birileri okur mu kaygısı olmadan ve hatta bazen ya okurlarsa korkusuyla yazılan anların, hislerin anlatımı...
Kitabın bir sunuşundaki ifadeyle, “bir büyüme hikayesi” bu; gerçek ve mecazi anlamıyla. Ve benim de yaşamımda çok sıkı tutunduğum, kitaptaki şu alıntının içindeki dürüstlükle yazılmış;
“İnsan, olabildiğince dürüst yaşarsa bu hayatta, süreç nasıl olursa olsun, sonucunda kendini iyi hissedecektir.”
Bana olduğu gibi; hislerindeki dürüstlüğün geçtiği insanlarla buluşsun ve sonucunda yazana da okuyanlarına da iyi hisler bıraksın.
“Duygular kendini ilk önce midede belli eder.” Mide Ağrısı ile tanışmam tam olarak bu cümleyle oldu. Bir Bookstagram sayfasında gördüm ve daha arka kapağındaki bu tek cümleyle kitaba vuruldum. İncecik, bir oturuşta bitecek gibi duran ama aslında sindire sindire okunması gereken bir kitap bu. Kısa kısa metinlerden oluşuyor ama her biri insanın içine dokunuyor, hatta bazen yüzleşmekten kaçtığın duyguları bile gün yüzüne çıkarıyor. Okurken altını çizdiğim o kadar çok yer oldu ki… Bazı cümlelerde durup nefes almak gerekti. Özellikle “On Ağustos” bölümü beni çok etkiledi. (Onu burada paylaşmıyorum, kitabı alanlar kendisi keşfetsin istiyorum 🤍) Şunu da söylemeden geçemem; eğer yakın zamanda bir kayıp, bir ayrılık ya da ağır bir duygusal süreç yaşadıysanız bu kitabı okumak biraz zorlayabilir. Belki doğru zamanı beklemek iyi olabilir. Ama onun dışında… kalbine dokunacak bir şeyler arıyorsan, kesinlikle okunması gereken bir kitap. İyi ki yazılmış, iyi ki yollarımız kesişmiş. ✨
Tabii ki de dört verecektim... İçind ekendimden o kadar fazla parça buldum ki.. Yazmak, yazdıklarını saklamak, sonra dönüp onlarla yüzleşmek ve tekrar saklamak. Birini sevmek, kendini sevmek, terk etmek terk edilmek aldatılmak. Hayatın bu yönünü çokça yazmış çokça yaşamış çünkü. Kaybetmiş kazanmış ve çoğu şeyin hep farkıdna olmuş biri bana göre ayça derin karabulut. Bu kitabından önce kendiisni tanımazdım ama artık nerede olduğunu neler yaptığını merak ettiğim biri. Akılda kalıcı ve oldukça gerçek bir anlatıydı.
başta hiç beğenmedim ve basit buldum, lakin kitabın sonuna doğru bir tık iyileşti. yazılanlar kronolojik sıralanmışsa eğer, sonraları daha olgun biri yazdığından böyle hissetmem mantıklı. aşk ile ilgili kısımlar bana fazla arabesk ve abartılmış geldi, hep aynı adamdan mı bahsediyoruz veya yazılanlar arasında ne kadar geçmiş belli değildi, bana hiç geçmedi. aile ile ilgili olan yazılar biraz daha iyiydi bence. ama yorum yapacak da pek bir şey yok ya maalesef, çok az bir içerik vardı, olanda da tekrarlar vardı.
Ayça Hanım sizin bir tane bile “bi dursan mı acaba ya” diyecek arkadaşınız yok anladığım kadarıyla , yani insanın bu kadar çok iyi yazar arkadaşının olması kendisini de otomatik yazar yapmıyormuş, uzun zamandır bu kadar boş, bomboş, boştan daha da boş bir şey okumamıştım, bu yazdıklarınızı en son ortaokul arkadaşım Abdulbaki defterine karalıyordu, kitaba verdiğim paraya üzülmedim, zamanıma çok çok üzüldüm.